Altı Gün’ü yeniden düşünmek

Taha Kılınç
Taha KılınçYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 20/06/2026, Cumartesi • Yeni Şafak Haber Merkezi
Altı Gün’ü yeniden düşünmek

Yakın tarihe “Altı Gün Savaşı” adıyla geçen İsrail saldırıları, 5 Haziran 1967 günü şafak vakti, ilk olarak Mısır hedeflerine yönelmişti. Sabahleyin 07.48’de Mısır havaalanlarını ve askerî pistlerini vurmaya başlayan İsrail savaş uçakları, kısa süre içinde, toplam 14 hava üssünde 189 Mısır uçak ve helikopterini kullanılamaz hale getirmişti. Mısır’ın ağır biçimde yara aldığı ilk saldırıların ardından, savaşa müdahil olmak durumunda kalan Ürdün, Suriye ve Irak orduları da İsrail karşısında varlık gösterememişti. Altı gün sonra, 11 Haziran 1967 günü nihayet silahlar sustuğunda, İsrail’in yakın çevresindeki Arap devletlerinin en kritik toprakları, artık Yahudi işgali altındaydı. Ürdün’den Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü, Mısır’dan Sina Yarımadası ve Gazze’yi, Suriye’den Golan Tepeleri’ni ve Lübnan’dan Şeba Çiftlikleri’ni ele geçiren İsrail, birkaç gün içinde sınırlarını 3,5 kat büyütmüştü.

İnsanî kayıp açısından da savaşın bilançosu son derece dengesizdi: İsrail’de 777 kişi ölmüş, 2 bin 586 kişi yaralanmıştı. Mısır, Suriye ve Ürdün’de ise can kaybı 15 bini çoktan aşmış, on binlerce kişi yaralanmış veya sakat kalmış, ayrıca psikolojik çöküntü Arap dünyasının tamamını sarmıştı.

Yaşanan neticeye Arap cephesinden bakıldığında, meselenin başka boyutları da göze çarpıyordu. Devletler arasında siyasî ve ideolojik çekişmeler had safhadaydı. Filistin meselesi zâhiren herkesin dilinde ve gündemindeydi, ancak hiçbir ülke için -o dönemde sadece Kral Faysal’ın yönetimindeki Suudi Arabistan’ı bundan istisna tutmak gerekir- Filistin davası, iktidarların kendi ikballerinden ve maslahatlarından daha önemli değildi. İsrail, Arap dünyası içindeki çekişme ve çatışmalardan ustalıkla istifade etmiş, sonuca da bu sayede kolaylıkla ulaşmıştı.

Aradan geçen 59 yılın ardından, Altı Gün Savaşı’nı yeniden düşünürken, bazı noktalarda herhangi bir değişimin yaşanmaması oldukça hazin: Arap -ve İslâm- dünyası içindeki çatışma ve rekabetler, İsrail’in maslahatına olacak biçimde hâlâ cârî ve geçerli. İşgalin Filistin topraklarındaki ağırlığı, kendisini hissettirmeye devam ediyor. Mescid-i Aksâ başta olmak üzere, Müslümanlara ait dinî ve tarihî mekânlar, Siyonist işgalin tasallutu altında.

Fakat, meseleye İsrail açısından baktığımızda, değişen bazı şeyleri görmek mümkün: Siyonist işgale karşı bugün dünya çapında bir öfke, nefret ve tiksinti var. İşgal edilmiş Filistin toprakları, Yahudiler için artık “ideal vatan” ve “güvenilir ülke” değil; tersine göç giderek yoğunlaşıyor. Yahudiler arasındaki çatışma ve bölünmeler, İsrail tarihinin en yüksek seviyelerine tırmanmış durumda. İsrail’de ekonomik ve sosyal uçurumlar, artık telafi ve tamir edilemez boyutlarda. Aşırı sağın giderek güçlenmesi ve İsrail toplumu içinde “ana akım” haline gelmesi, İsrail’in ömrünü kısaltan başlıca etkene dönüştü. İşgali sürdürmek İsrail toplumunu psikolojik olarak da tükenişe sürüklediğinden, karşımızda dünyanın en hasta, gerçeklikten tümüyle kopmuş ve koordinatlarını yitirmiş toplumu duruyor. Yıllardan beri, şahsî okumam, İsrail’in yıkımının kendi içinden ve iç çatışmalar sebebiyle gerçekleşeceği yönünde.

Filistin’e nasıl bakılacağı, Filistin’in ne anlama geldiği ve Filistin davasından ne bekleneceği konusunda İslâm dünyasındaki önemli devletlerin zihinleri ve ajandaları netleşmedikçe, çözüm için makul adımların atılması zor görünüyor. Asıl düğüm, Filistin’e yaklaşımlardaki çelişki ve tutarsızlıklar zira. Ortak bir tanımda buluşulabilirse, işgale karşı ortak bir tavrın geliştirilmesi de mümkün olabilecektir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu husus, Müslüman dünyanın içinde bulunduğu mevcut şartlarda, şimdilik bir ütopyadan ibaret. İsrail’e hâkim olan cinnet atmosferi de işgalin sona erdirilmesi ve Filistinlilere haklarının teslim edilmesi noktasında adım atılmasına müsaade etmeyeceğine göre, -eskilerin tabiriyle- “vakt-i merhûnuna” kadar İsrail tarihin kendisine tanıdığı mühleti kullanacak, sonunda da tarihte Yahudilerin kurduğu bütün devletlerin ortak akıbetine uğrayarak, kendi kendini kemirerek yok edecektir.

Başka bir senaryo mümkün mü? Elbette mümkün. Ama onun için de rahmetli Kral Faysal gibi, Filistin’i canı pahasına savunacak ve bu uğurda can vermeyi göze alacak yiğit adamların sahneye çıkması gerek.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026