“Körükçü” demiş buna Şeyh Ebu Medyen diyor. Dinliyorum. Daha doğrusu dinlemiyorum. Bir tür yorgunluğun ve bir çeşit terin içinde uzun sayılabilecek sefil hayatımı düşünerek ağlamakla ağlamamak, gülmekle gülmemek, olmakla olmamak, ölmekle ölmemek arasındaki farkları düşünüyorum. Bir kopuş hali mi? Belki. Bunun üzerine düşündüğünde “kopuş” yaşıyor olamazsın fakat. Bunu bilecek kadar bağlıyım ama nasıl derler, bağlantı zayıf o esnada.
Yine de duyuyorum cümlenin devamını. “Körükçü sana zarar vermekten başka bir şey yapmaz, çünkü üflediği ateşin harı sana dokunmasa bile kıvılcımları üzerine sıçrar.”
Buradan bana açılacak bir kapı var mı? Hakikatin kapısı buradan aralanabilir mi benim için? Şöyle mi demişti birisi: “İnsan, belli bir yaşa kadar bir ego inşa etmeye, belli bir yaştan sonra da o egoyu yok etmeye çabalar.” Boş laf. İnsanın asıl ve en büyük çabası kendi hakikati ile uyumlanma çabasıdır. İnsanın hakikati ne midir? Eh, bu yazdıklarımı okuyabildiğine göre kaç yaşında adamsın, onu da ben mi söyleyeyim sana?
Körükçünün, o deri tuhaf mekanizmayı çalıştırarak çıkardığı kıvılcımlar esasen son derece tehlikelidir. Ebu Medyen bunu biliyor. Tehlikelidir çünkü körüğün üflediği ateşin çıkardığı kıvılcım, demirin artık forma giremeyeceğini, dövülemeyecek kadar berbatlaştığını ihtar eder.
Baş körükçü şeytandır böylece. Ebu Medyen bunu da biliyor. Durmaksızın üfler şeytan. Durmaksızın kıvılcım
çıksın ister. Kıvılcım çıksın
ve hem etrafa zarar versin hem de demiri eritsin, bitirsin, mahvetsin.
Gelelim demirciye. Demirci, ısınmış, tavını bulmuş demire çekiciyle vuran adama derler. Yok yahu. Demirci diye ona demezler. Sana da versek örsü, çekici, kıskacı, sıcak demiri sen de vurursun ona. Bu seni demirci yapmaz. Demirci diye sıcak demire yön verip onu bir şekle sokan adama derler.
Ve evet, demirci, tava gelmiş demire vurdukça o demirden kıvılcım çıksın ister. Çünkü o demirden kıvılcım çıkması demek, demirin şekil vermeye devam edilebilecek kadar sıcak olduğuna delalet eder. Sıcaklık bitti mi demirci çekicini ne denli ustalıkla vurursa vursun, ustalığını nasıl konuşturursa konuştursun sonuç değişmez. Demir sertleşmiş, katılaşmış, kendini kapatmıştır.
Yooo. Aşktan söz etmiyorum. Ben kim olam da aşk adına söz alam? Aşktan söz eden Ebu Medyen.
Şimdi sor bana. Demir aynı demir, kıvılcım aynı kıvılcım. Niye körükçü üflediğinde demirin kıvılcımı başa bela oluyor da aynı demire demirci vurduğunda bereket oluyor?
İşin burası çetrefil ya zaten. Sen aynı insansın. Etin, kemiğin, ruhunla aynı insansın. Körükçünün ateşini seversen budala olup kararıyor, demircinin çekicine aşık olursan aşk ile bile parlayıveriyorsun.
Hele bir de demircinin alasına denk gelirde demirliğin bilirsen, demirci sana karbon katarsa, çifte suyla kanatlanıp Şam çeliği oluverirsen var ya öyle bir define bulursun ki paşalık da öyle değil padişahlık da öyle değil.
İnsanın tarihi demirciyle körükçünün arasındaki sarkaca asılıdır velhasıl. Demirci bulunca yapışsak, körükçü görünce kaçsak dünya öyle güzelleşir ki buralar serapa berekete keser. Bereketli bakınca güzel görürüz, güzel görünce güzel yaşarız, güzel yaşayınca güzel ölürüz.
“Güzel bir ölümle öldü” denir ardımızdan belki.
Allah. Eyvallah.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.