Bir dizeyle başlayalım.
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver…
Revolverin derin mesajı var mıydı, Behramoğlu’nun bu şiirindeki gibi miydi bilmiyorum. Ama NATO sonrası gündeme oturdu.
Arkada kalan asıl gündem ise F-35 savaş uçaklarının ABD tarafından Türkiye’ye satışı beklentisinin artmasıydı. Konu bir de Türkiye’den çok Türkiye karşıtı siyonist bloku hareketlendirdi.
İçeride ihtiyaç dışarı ise tehdit olarak tartışıldı.
Açıkçası ihtiyaç bağlamının da siyonist blok hareketlenmesinin de içeride yeterince anlaşılmadığını düşünüyorum. Açayım meseleyi.
F-35’in Türkiye’nin askeri savunmasıyla ilgisi pek azdır. Varsın siyonist blok bölgesel güç dengesi ve güvenlik gerekçeleriyle F-35 satışına karşı çıkıyor olsun.
F-35’in Türkiye’nin ekonomik savunmasıyla ilgisi ise pek çoktur. Daha sarih ifadesiyle; kendimizi ekonomik savunamamızla ilgisi pek çoktur.
Herkes biliyor ki biz bugün küresel sermaye yanlı ekonomi politikaları uyguluyoruz.
Küresel sermaye yanlı politika bir eksen tercihi gerektirir. Dahası tercih edilen eksen tarafından benimsenme gerektirir. Bu eksen ise Batı’dır.
İşte Türkiye’nin F-35 talebi böyle bir yönelimin gereğidir. Bunun karşılığında satış gelirse benimsenme gerçekleşmiştir.
Ancak bundan sonra küresel sermayenin pazarı olunabilir. F-35 yatırım yapılabilir kredi notuna tekabül eder bir anlamda. Türkiye’nin Batı güvenlik sistemindeki statüsünün, yaptırım ilişkilerinin ve ittifak güveninin nasıl kodlandığını gösterir. Piyasalar en başından beri F-35 satışını risk algısına tercüme ettiğinden bu böyledir.
Fakat asıl mevzu küresel sermayenin pazarı olmak değildir.
Asıl mevzu; içimizdeki küresel sermayeyle (yerli sermaye) imtihanımızdır. Sermayenin vatanı şirket merkezinin adresiyle değil; hangi toplumla kader ortaklığı kurduğuyla belirlenir.
Türkiye’nin Türk sermayesiyle sınavı, ülkenin yönünü, yönelimini, eksenini gönüllü veya zorla Batı’ya dönmesi üzerinedir.
Türkiye ile riski paylaşma üzerine değil
… Ekonomi politikalarımız, öyle olmak zorunda olmasa da bir şekilde onların bu tercihine göre şekillenir.Dünyada belli aralıklarla anketler yapılıp soruluyor; vatanın için savaşır mısın, diye. Çoğu ülkede müspet bir sonuç çıkmıyor.
Bir kere de sorsalar;
vatanın için yatırım yapar mısın
, diye; çoğu ülkede müspet sonuç çıkar da Türkiye hariç.Ekonomimizin savunmasızlığı da bundan kaynaklanıyor.
İçimizdeki sermaye bize değil, küresele hizmet ediyor. Oysa millet olarak biz, sermaye “sermaye” olabilsin diye, bir sınıf haline gelsin diye 100 yıl uğraştık. Lakin sermaye sınıfına giren bizden uzaklaştı. Savunmaya gelmedi. Ön direk dibinde oyalanan eski forvetler gibi bekleşip durdular. Ne zaman maça çıksak ata ata kendi kalemize gol attılar.
Ekonomi yönetimleri ise bunları yönetip yönlendirmek yerine bunların referansıyla hareket ettiğinden ekonomimizi savunma bir yana kendi kuyumuzu kendimize kazdırdı.
Ekonomik savunmanın yükü emekliye, asgari ücretliye ve emeğinin karşılığını arayan çalışana bırakıldı; amma bu kesimlerde söz konusu yükü taşıyacak takat bırakılmadı.
Hep öyledir; mücadelenin maliyeti toplumsallaştırılıp kazancı özelleştirilir. Ama bu düzeni değiştirmek lazım artık.
KAAN uçarken, mühendisimiz koşarken, KOBİ’miz üretirken ve çalışanımız ağır bir uyum maliyeti taşırken risk almayan sermaye; Washington’ın siyasi kapıyı açmasını bekliyor ya gam değilse nedir.
Sermaye yerli, referans sistemi küresel. F-35 dışarıdaki konu; asıl sınav içeride.
Türkiye’nin bu zihniyeti veya olmuyorsa bu bilanço yapısını artık değiştirmesi gerekir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.