Musk-Trump ortaklığı neyi temsil ediyor?

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi ÖğünYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 09/01/2025, Perşembe • Yeni Şafak Haber Merkezi
Musk-Trump ortaklığı neyi temsil ediyor?

Modern dünyânın en dikkat çekici iddialarından birisi,
yukarıdakiler ve aşağıdakiler
arasındaki târihsel makasın kapatılmasıdır.
Eşitlik
bir ahlâkî değer olarak tam da bunu anlatır. Dramatik olan, bu iddianın, geleneklerinden ve muhitlerinden kopmuş büyük nüfûs yığılmalarının yaşandığı bir târihsel eşikte ortaya konmuş olmasıdır. Burada diğer modern ahlâkî kavram olarak özgürlük devreye girer.
Köksüzleşme
süreçlerinin özgürleşme için büyük bir fırsat sağladığı iddia edilir. Temelli sıkıntılardan başlıcası da budur. Eş anlı olarak nasıl özgürleşecek ve eşitleneceğizdir? İlki topluluksal (komüniteryen), diğeri ise bireysel açılımlar taşıyan bu iki doğrultu paradoksal, belki de uzlaşmaz bir çelişki olarak günümüze kadar geldi.
Köksüzleşmeyi, geleneksel ve kurumsal bağlardan kurtuluşun bir fırsatı; yâni özgürleşme imkânı olarak ve değerleyenler, çok geçmeden bunun sâdece kurumsal değil, bir toplumsal mesele olduğunu gördüler. Bireysel özgürleşmeler için yegâne engel
devlet, kilise
ve
gelenekler
değildi. Bizzat kapitalizmin toprakta mülksüzleştirerek kentlere yığdığı ve toplulukçular (komüniteryenler) tarafından özneleştirilen kitlelerdi de. Ağır darbeler yemiş olan aristokratik kalıntılar bundan son derecede şikâyetçiydi. Ama itiraz sâdece onlardan değil, yıldızı parlayan bâzı burjuva çevrelerden de gelmekteydi. Klâsik liberaller tam da bundan şikâyet eden burjuva çevreleriydi. Zamân içinde bu müştekî çevrelere, kendilerini toplumsal/sınıfsal mücâdelelere adamış; lâkin pratikte büyük bir hayâl kırıklığına uğramış toplulukçular da ilâve oldu.. Biz onları sâbık, küskün sosyalistler, solcular olarak da tanıyoruz.

Müştekîlerin gözünde köksüz kitleler, câhil, kaba, eğitimsiz, yıkıcı duygu ve eylemlerin kaynağıydı. Onları eşitliğin öznesi kılmak, yapılacak en büyük hatâlardan birisiydi. Bu zorakî eşitlemeler, bireylerin özgürleşmesine de mânî olacaktı. Bu şikâyet ve eleştirilerden mürekkep hatırı sayılır bir külliyat doğdu. Gustave Le Bon, Ortega Y Gasset, Elias Canetti, Frankfurt Okulu düşünürleri, meselâ Erich Fromm gibi tesirli yazarlar, kitlelerden gelen tehlikeleri analiz ettiler. Tecrübeler de onların yazdıklarına kuvvetli bir zemin oluşturmaktaydı. Bilhassâ II. Umûmî Harp ekseninde yaşananlar, popülizm, faşizm ve Nazizmler, çok acıtıcı tecrübelerdi. Anlaşılan bir diğer mühim husûs da, komüniteryen bir düşünce olan demokrasinin de bizzat kendi öznesi; yâni kitleler tarafından sönümlendirilme riskiydi.

II. Umûmî Harp sonrası kurulan dünyâ düzeninde,
liberal değerler ile demokratik değerler, ekonomipolitik bir disiplin
(Keynescilik ve çeşitlemeleri)
üzerinden
, şöyle böyle uzlaştırıldı. Kamucu bürokratik elitler bu sürecin odağındaydı. Ama bu uzlaşmanın çok geçici olduğunu söyleyebiliriz. Liberal demokrasileri ayakta tutan ekonomipolitik, daha doğrusu politik ekonomi son derecede kırılgan ve kısa ömürlüydü. 1990’lardan başlayarak yaşanan politik ekonomideki yıkımlar ortaya çok düşündürücü başka tablolar koydu.
En göze çarpan husus,
elitlerin mâhiyet ve muhtevâsındaki
değişimdi.
Klâsik ciddî bürokratik elitler
hızla gözden düştü. Buna, yine üretim aklıyla hareket eden
klâsik ekonomik elitleri de
dâhil edebiliriz. Yükselen yeni elitler
finansal elitlerdi
. Bu kesimlere elit olmak niteliğini kazandıran, paradan para kazanmaya dayanan ve derecelendirmesi de kazanç seviyeleri olan “başarılarıydı”.
Elit olmanın eski kriterleri
hızla
berhâvâ oluyordu.
Uçarı, taşkın, çocuk ruhlu bir dünyâları vardı. Çoğu genç, yeni yetmeydi.
Olgunlaşma, derinleşme vb iddiaları sonu gelmez bir alayla karşılıyorlardı.
Her şeyi işlemselleştiren, sayısallaştıran, amaçları doğrultusunda araçsallaştıran anomik bir zihniyetleri ve hayat tarzları vardı. Çocuk kalmak
ve hayâtı yüzeysel yaşamaktan
çok haz alıyorlardı. Kaptan Cousteau devrini tamamlamış, sörfçü Kelly Slater’ların devri başlamıştı. Devir artık
dalgıçların değil; sörfçülerin
devridir. Başta ekonomik faaliyetler olmak üzere oyunlaştırmadıkları hiçbir şey yoktu. Bu oyunlaştırmanın dramaturjisi ise, Richard Sennett ve Byung-Chul Han gibilerin yerinde kavramlaştırmasıyla
aksiyonlara değil, performanslara
isâbet ediyordu. Oyunlaştırılmış; Bakhtinci mânâda karnavaleskleşmiş yeni işletmecilik disiplini, mühendislikleri de içine alarak nâdan bürokratik-mühendislik yapılara ve elitlere meydan okuyordu. Entelektüel hayâtlar da bundan nasibini aldı. Ciddî ve derinleşme arzusunun taşıyıcısı; dahası toplumsal misyonları olduğuna inanan kamucu entelektüeller gözden düştü. Sanatlar, felsefe, akademya, gazetecilik vd kültürel sâhalarda at koşturanlar, yeni elitlere ayak uydurdu.(Sartre’ın boşluğunu ne ara Zizek doldurdu?). Bugün hemen hemen hepsi birer performans alanıdır. Siyâsal eylem de bundan nâsibini almış, eylem niteliğini kaybederek bir performansa dönüşmüştür.
Ama iş bununla bitmedi. 2000’li senelerden başlayarak bir başka elit daha zuhûr etti. Bunlar
teknoloji elitleriydi. Garaj çocukları
olarak biliniyorlar, baş döndürücü buluşlarıyla târihin eksenleriyle oynuyorlardı.
Start up’lar finansal elitlerle teknoloji elitlerini birleştirdi.
Bu füzyon, çırpınan bürokrasileri daha da çâresiz bıraktı. Artık sörf de demodeydi.
Dalga sörfünü rüzgâr sörfü sönümlendirdi ve elitler uçuculaşıp bulutsallaştı.
Yerküreyi küçümsemek, bir çöplük olarak görmek ve Mars’a yerleşme fantezisi onların söyleminde merkezî bir yer tutar. Normlar teknolojinin gerisine düştükçe, her yeni teknolojik buluş kânunlardan münezzehleştikçe, yeni elitleri için bizâtihî olan şımarıklık, meydan okuyucu ve yıkıcı bir özgüven patlamasına, kendilerini tanrısallaştırmaya ve içlerindeki yıkıcılığın açığa çıkmasına yol açtı.
Musk, Gates’in aksine, yerinde sayan, ama hâlâ kaslı ve pazulu olan ve huzursuz kitleleri manipüle etme kabiliyetini hâiz popülist bürokratik elitlerle de yol alınabileceğini gördü. Eminim, onun gözünde bu, yeni bir start up.
Finansal, tekno ve teopolitik elitin füzyonuyla
karşı karşıyayız. Trump-Musk ortaklığı tam da bunu anlatıyor. (Kurban Trudeau vb) ..Bu süreç, bizi yeni faşizmlere taşıyan, yabancı düşmanlığını siyonizmle taçlayan
psycho
bir süreç..(Demek ki demokrasiyi sâdece kitleler değil, seçkinler de sönümlendiriyormuş). Allah insanlığa acısın…
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026