
Necip Fazıl Kısakürek şiiriyle, tefekkürüyle, ızdırabıyla, vecd ve aksiyonuyla, eseri ve çilesiyle, divaneliği ve uğruna ödediği bedel ile nevi şahsına münhasır bir büyük adamdır. Bütün büyük adamlar gibi anlaşılamamaktan, yanlış anlaşılmaktan, eksik anlaşılmaktan, inadına anlamazdan gelinmekten payına düşeni ziyadesi ile almıştır.
Sol, Seyyid Abdulhakim Arvâsi Hazretlerine intisabı sebebiyle Üstad’ı sabık şair ilan eder ‘süper mürşid’ diyerek itibarsızlaştırmaya çalışır, görmezden gelir. Sağ, çok sevme iddiasına kurban verdiği pek çok kıymetlisi gibi Üstad’ı da tanımaktan acizdir. Tanıyanı da eksik tanır. Üstadın üç kitabını okumayan entellerimiz yüz kitabını eleştirme hakkını bulur kendisinde. Kulaktan dolma bilgilerle yazarlığını, tefekkürünü, hususi hayatını didik didik eder, yargısız infazla kendi çaplarınca darağacına gönderirler. Tarihçiliğine laf edeceğim derken tefekkürünü harcarlar, divaneliğini sorgularken şairliğini hiç ederler, aksiyonunu tartarken bağlamdan kopar insafsızlık ederler. Üstad’ın yerine ikame etmeye çalıştıkları kimseler hatıratlarında Necip Fazıl’a ihtiram edince şaşırırlar, yanlışlık var diye düşünür, utanmadan görmezden gelirler. Okumamış soldan yana payı, sevilmediği için anlaşılmamak; okumuş sağdan yana payı, anlaşılamadığı için sevilmemektir Üstad’ın.
Sol sevmese de, sağ anlamasa da Türkiye’nin bugünlerine etkisi büyüktür Necip Fazıl’ın. Siyasette, bürokraside, sanatta, akademide bu toprağın ruh köklerine bağlı kim varsa onun şahsiyet hamurunda öyle ya da böyle Necip Fazıl’ın parmak izleri vardır. Zor zamanlarda büyük bir vazife icra etmiş muzdarip şaire Rabbimden rahmet dilerim.
Üstad’ın en büyük eserlerinden birisi hiç kuşkusuz Bir Adam Yaratmak piyesidir. Var oluş ızdırabının, muhasebenin yahut Necip Fazıl ifadesi ile kriz entelektüelin her bir satırında destanlaştığı üç perdelik bu kıymetli eser ilk olarak 1937 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından sahneleniyor. Hüsrev rolüne kendisini kaptıran Muhsin Ertuğrul oyunun galasında düşüp bayılıyor. Üstad daha sonraları bunu piyesindeki büyük ruh çilesinin sahiciliğine hamledecektir. Sadece Muhsin Ertuğrul değil, kitabı okuyan hemen herkes birkaç hafta boyunca Hüsrev benim diye düşünür ve bu kimselere biraz da latifeyle karışık incir ağaçlarından uzak durmaları tavsiye edilirdi. Sizi derununuzda hep var olan ama yüzleşmekten ya kaçındığınız yahut yüzleşilecek bir şey olduğunu fark etmediğiniz büyük hakikatle düz yolda yürürken bir duvara toslarcasına tanıştıran çarpıcı ve devasa bir ontolojik ızdırap davetiyesi!
Yıl 1978 olduğunda Yücel Çakmaklı tarafından 3 bölümlük bir televizyon filmi olarak çekilen eser, 1994 yılında İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından sahneleniyor. Bu iki tarih benim için önemli. Zira bu satırların yazarı 1978 yılında doğdu, 1994’lü yıllarda ise Ankara’da yaptığı bir Necip Fazıl konulu söyleşiden sonra lise talebesi genç bir adamla ilk kez karşılaşıp Üstad hakkında sohbet etti. Gencecik yaşında Necip Fazıl’a ve onun çilesine aşinalığı ile gönlümü fetheden o genç adam gün geldi büyük bir yönetmen oldu ve şimdi Bir Adam Yaratmak piyesini beyaz perdeye uyarladı. Murat Çeri’den bahsediyorum. Bahtı açık, yürüyüşü pek, derdi yar olsun kardeşimin. İftiharımızı tarife kelime bulamıyorum.
Herhangi bir yönetmen elinde üslubundan diline, senaryosundan uyarlamasına, anlatma derdiyle çırpındığı çilesinden büyük bir hikmete tekabül edebilecek nüansına varıncaya kadar; pek çok haklı haksız sebeple heba edilebilecek bu müthiş eser emin bir kalp ve ehil bir el tarafından sinemaya aktarıldı, hamdolsun. Üstad görse beğenirdi desem iltifat sayılmaz, o kadar!
İzlediğiniz vakit göreceksiniz ki; oyuncuların seçiminden oyunun nasıl verileceğinin en küçük detayına, renklerin kullanımından ayna metaforuna, itinayla seçilen ve hareketlendirildiğini ancak dikkatli seyircinin fark edebileceği tablolardan Hüsrev’in seyirciye konuşmasına, yağan yağmurdan denize girişteki çoraplara, başrolün sakalından Selma’nın saçlarına varıncaya kadar her bir nokta en hassas terazilerle itinayla tartılarak sinema perdesine aktarılmış.
Hüsrev rolüne ummadığım şekilde pek yakışan Engin Altan Düzyatan başta olmak üzere Altan Erkekli, Serpil Tamur, Deniz Barut, Hakan Meriçliler, Murat Serezli, İsmail Hakkı ve diğer oyuncuları tebrik ederim.
Dedelerimiz ve ninelerimizin evinde tesbih çekerken kapı çalınır da irticai faaliyetten kodesi boylar mıyım endişesi içinde Allah dediği zor zamanlarda şehir şehir, konferans konferans, sütun sütun ‘Durun kalabalıklar! Allah var, Allah bir! Ey necip millet sen bu değilsin!’ diye haykıran merhum Üstad’a vefa borcum var diye düşünen herkes ne yapıp edip bu filmi seyretmeli!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.