Hakikat kapısı herkese açıktır

04:002/04/2026, Perşembe
G: 2/04/2026, Perşembe
Ömer Lekesiz

Önceki yazımda, tasavvuf ile edebiyat arasında kurduğumuz bağda “mürid olma”yı kastetmediğimizi belirtmiştim. Mürid olmak, yani bir tarikata bağlanma yoluyla tasavvuf düşüncesine sahip olmak, elbette Rabbimizden bir nasiptir. Kimi şartlara ve anlayışlara tabi olarak bu bağla bağlanmamak da o nasipten mahrum kalmak değil, Rabbimizden ona benzer bir nasibin umudunda olmaktır. Nitekim Allah Teâlâ, “Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini kuvvetlendireceğimiz bilgilerin her birini sana anlatıyoruz.

Önceki yazımda, tasavvuf ile edebiyat arasında kurduğumuz bağda “mürid olma”yı kastetmediğimizi belirtmiştim.

Mürid olmak, yani bir tarikata bağlanma yoluyla tasavvuf düşüncesine sahip olmak, elbette Rabbimizden bir nasiptir. Kimi şartlara ve anlayışlara tabi olarak bu bağla bağlanmamak da o nasipten mahrum kalmak değil, Rabbimizden ona benzer bir nasibin umudunda olmaktır. Nitekim Allah Teâlâ, “Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini kuvvetlendireceğimiz bilgilerin her birini sana anlatıyoruz. Bunlarda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı ulaşıyor.” (Hûd, 11/120) mealindeki ayetiyle hakkı (hakikati) anlamada, öğüdü (mev’izayı) fark etmede ve zikirde (salih amelde) Müslümanları ortak kılmıştır.

Dolayısıyla Müslümanlar, istidatları yani hak edişleri oranında; meslekleri, meşrepleri, tarikatları… her ne olursa olsun bu ortaklığa dâhildir. Bu manada Allah’tan gelen bilgi, Peygamberimiz Aleyhisselâm’dan gelen haberler her Müslüman için baş tacıdır; bu bilgi ve haberlerin taşıyıcıları olan Allah dostlarından, âlimlerden, mutasavvıflardan gelen bilgiler ise “nurun alâ nur”dur.

Bu hususu İbn Arabî’nin şu zikriyle örneklendirmek isterim:

“Salihlerden birisi bir insana şöyle tavsiyede bulunmuş: ‘Hakimlere çok soru sor, onlara soracağın ilk şey de akıl olsun. Her şey akılla idrak edilir. Allah’a hizmet etmek istediğinde, kime hizmet edeceğini düşün, sonra hizmet et.’

İbrahim el-Âhmimi, Zünnûn’dan tavsiyede bulunmasını istemiş, bu tavsiyeleri de ezberleyeceğini bildirmiş. Zünnûn şöyle demiş: ‘Gerçekten yapabilir misin?’ İbrahim ‘evet, Allah izin verirse’ deyince, Zünnûn şöyle demiş:

‘Ey İbrahim! Benden beş tavsiyeyi ezberle. ‘Onları ezberlersen bundan sonra sana isabet edecek hiçbir şeye değer verme.’

İbrahim “Allah sana merhamet etsin, o beş şey nedir” diye sorunca, Zünnûn şöyle demiştir:

‘Yoksulluğa bağrını aç, sabrı yastık edin, şehvetlerden yüz çevir, hevaya karşı çık, bütün işlerinde Allah’a yönel. Bunları yapınca Allah sana şükür, rıza, korku, ümit ve sabır hallerini kazandırır.

Bu beş özellik ise beş tane daha kazandırır: Bilgi, amel, farzları yerine getirmek, haramlardan kaçmak ve sözleri tutmak! Bu beş hale beş şeyle ulaşılır: Derin bilgi, tam marifet, yetkin hikmet, etkin bir basiret, korkan bir nefis!

Beş şeyle imtihan edilen kişiye yazıklar olsun: Mahrumiyet, günah, başarısızlık, Allah’ın gazap ettiği hususta nefsi beğenme, insanları rahatsız etmek!

Kötülerin kötüsü ise beş fiildir: Kötü ve çirkin fiil, nahoş amel, günahlarla sırttaki ağır yük, Allah’ın sevmediği hususlarda insanlar hakkında tecessüs, nahoş bulacağı işlerle Allah’ın karşısına çıkmak.

Şu beş özelliğini ihlasla yapana ve (onları birleştirene) ne mutlu, ne mutlu: Bilgisi ile ameli, sevgisi ile öfkesi, vermesi ile alması, konuşması ile susması, fiili ile sözü.

Ey İbrahim! Bilmelisin ki helalin yönleri beştir: Dürüst ticaret, faydalı sanat, kara ve deniz avcılığı, helal miras, razı olduğun bir yerden gelen hediye!

Bütün dünya beş şeyin dışında lüzumsuzdur. Bunlar: seni doyuracak ekmek, içirecek su, seni örtecek elbise, yerleşeceğin ev, kullanacağın bilgidir. Bunlara beş şeyin daha eşlik etmesi gerekir: İhlas, niyet, tevfik, Hakka uymak, temiz helal yiyecek ve giyecek.

Rahatlık şu beş şeydedir: Kötü arkadaşları terk, dünyaya karşı zahitlik, susmak, insanların seni görmediği bir yerde yaptığın itaatten tat almak, Allah’ın kullarını değersiz görmemek. Öyle ki Allah’a karşı günah işleyenleri bile değersiz ve hakir görmezsin.

Bunları yerine getirince beş şey senden düşer: Riyakârlık, tartışma, kavga, süslenme, makam sevgisi!

Himmet beş şeyde cem’ olur: Allah’ın dışındaki bütün ilgileri kesmek, hesaba çekileceğin bütün hazları terk, düşmandan ve arkadaştan sıkılmak (zahitlik), halin hafifliği ve biriktirmeyi terk!

Ey İbrahim! Beş şeyi daha aklında tutmalısın: Kaybolan nimet, gelecek bela, kesin olan ölüm, öldürücü fitne, sabit olduktan sonra kayan ayak.

Ey İbrahim! Bu tavsiyeler kâfidir, onlara göre davranırsan yeterlidir.” (Fütûhât-ı Mekiyye, trc.: Ekrem Demirli, Litera, İstanbul 2012, c.: 18)

Zünnûn-ı Mısrî’in (k.s.) bu tavsiyeleri, mürid olsun ya da olmasın, hakikate açık olan hiçbir kimsenin kendisini onlara kapatamayacağını gösterir. Bu esasta, söz konusu bilgilerin ve öğütlerin ondan gelmesi ile İbn Teymiyye’den (rh.a) gelmesi arasında hakikat bakımından bir fark yoktur. Çünkü hakikate kalpte açtığı kapıya göre kıymet verilir; o kapıyı kapatan ise ne tarikatsızlıktır ne de tarikattır, bizzat insanın kendisidir.

Vardığımız bu sonucu edebiyat planında da temellendirmek için, İbn Arabî’nin (k.s.) bu kez Füsûsu’l-Hikem’inden bir okuma yapacağım.

Nasipse sonraki yazımda inşallah.

#aktüel
#hayat
#Ömer Lekesiz