İran Savaşı’nın başlaması ve “mutlak butlan” kararının ardından yapılan örtülü faiz artışı ve ek sıkılaştırma adımlarının ne zaman gevşetileceği konusu piyasaların en önemli gündem maddelerinin başında geliyor. Zira her iki meselenin ardından atılan adımlar bu yılın ikinci çeyreği için gevşemesi beklenen finansal koşulları daha da sıkılaştırdığı için reel sektörün üzerindeki yük gereğinden fazla artmış durumda.
Genelde ekonomi yönetiminin özelde ise Merkez Bankası’nın en büyük endişesinin kurun hızlı artması olduğunu biliyoruz. Elbette Merkez Bankası “bir kur hedefimiz yok” diyor ancak kurdaki hızlı artışın finansal istikrarı tehdit etmesi ve “döviz kuru geçişkenliği” üzerinden enflasyonu tetiklemesi riskini almak istemediğini biliyoruz. Bu konu
Hatırlayacağınız üzere Merkez Bankası bu endişenin bir sonucu olarak geçmişte rezervleri de hızlı bir şekilde kullanıp faiz artırma konusunda da çekingen davranmadı. Bu durum da bir yandan rezervde hızlı azalmaya neden olurken faiz de tahmin edilenden daha uzun süre yüksek kaldı. Peki bugün geldiğimiz noktada normalleşme için yeterli alan var mı? Bugün bir kaç veri üzerinden konuyu ele alıp 23 Temmuz’daki PPK’da ve öncesinde atılabilecek adımları öngörmeye çalışacağım.
Söz konusu verilerden ilki döviz mevduatları. Merkez Bankası verilerine göre; 3 Temmuz haftasında döviz mevduatları parite etkisinden arındırılmış verilere göre 3 milyar 251 milyon dolar düştü. Bir önceki hafta mevduatlar 1 milyar 110 milyon dolar düşmüştü. Bu veri o kadar önemli ki Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak “Türk lirası mevduatın toplam mevduat içindeki payının yaklaşık %62 ile son 11 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını” duyurdu.
Diğer yandan Merkez Bankası rezervlerinde de yine 3 Temmuz haftasında ciddi bir toparlanma görüyoruz. Verilere göre; brüt rezervler 3 Temmuz haftasında 10,5 milyar dolar artışla 159,7 milyar dolara kadar çıktı ve net rezervler de 9,7 milyar dolar artışla 55 milyar dolara yükseldi. Her ne kadar literatürde pek karşılığı olmasa da bir Türkiye’de izlemek zorunda kaldığımız için takip ettiğimiz swap hariç net rezervler de 40 milyar dolara çıktı.
Türk Lirası’ndaki reel değerlenme de tarihi yüksek seviyelerde ve bizim kadar yüksek carry trade getirisi sağlayan başkaca bir ülke de neredeyse yok. Bununla birlikte savaşın enflasyon tarafındaki etkileri her ne kadar olumsuz olsa da korkulduğu kadar kötü olmayacak gibi görünüyor.
Tüm bu verilere ve gelişmelere bakarak İran Savaşı ve mutlak butlan karası sonrası atılan bazı adımların geri alınarak normalleşmenin başlatılabileceğini değerlendiriyorum. Bana göre 23 Temmuz’daki PPK’da bir faiz indirimi yapılmasının önünde teknik olarak bir engel görünmüyor. Ancak öncesinde örtülü faiz artışı anlamına gelecek bir adım olarak durdurulan ve aynı zamanda politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihalelerinin yeniden başlaması gerektiğini hatırlatmakta fayda var.
Elbette enflasyonla mücadele konusunda geri adım atılması gibi bir önerim yok. Ancak politika faizi ve makroihtiyati tedbirlerin ima ettiği kredi faizleri ile krediye erişimin önündeki engeller reel sektör fiyatlamaları için artık enflasyonist seviyelere işaret ediyor. Yani yüksek faiz dezenflasyonist olmadığı gibi artık finansman maliyeti kanalından enflasyonist sonuçlar doğuruyor.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.