
İslam Alimleri Vakfı tarafından düzenlenen, “Ülkemizde Kardeşliğin, Ümmette Birliğin İnşasında Alimlerin Mesuliyeti” başlıklı bölge toplantısı, Siirt, Şırnak, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Bingöl ve Elazığ bölge illerinden gelen konuklarla Diyarbakır’da yoğun katılımla gerçekleştirildi. Yayımlanan sonuç bildirgesinde, kavmiyetçilik ve mezhep taassubunun ümmet birliğine zarar verdiği vurgulanarak, âlimlere toplumsal kardeşliği güçlendirme ve kapsayıcı bir dil geliştirme çağrısı yapıldı. Yeni anayasanın ise “kesrette vahdet” anlayışına dayanması gerektiği ifade edildi.
Çalıştay sonucunda aşağıdaki hususlarda ortak kanaate varıldı:
2. Etnik kimliği üstünlük sebebi görmek; Müslümanlar arasında kardeşlik hukukunu zedelemekte, ülkede birlik ve bütünlüğe zarar vermektedir. Hiçbir etnik aidiyet, İslam’ın üzerinde ve önünde bir kimlik haline getirilemez.
4. Mezhep farklılığı, ilmi ve fikri bir zenginlik olup bir çatışma sebebi değildir. Asıl tehlike, mezhebi dinin önüne geçiren, kendi yorumunu mutlaklaştıran ve farklı içtihatları düşmanlık sebebi haline getiren taassup anlayışıdır. Mezhebi farklılıklar ümmetin ihtilafındaki rahmet olarak kabul edilmelidir.
5. Meşrep ve cemaat taassubu, ümmet düşüncesini daraltan ve kardeşliği grup sınırlarına hapseden bir başka önemli problemdir. Kendi anlayışını dinin yerine ikame eden, grubunu ümmetten üstün gören, hakikati kendi çevresine hapseden anlayışlar birleştirici değil ayrıştırıcıdır. Tarikat, cemaat, vakıf, dernek ve benzeri yapılar; ümmete hizmet ettikleri ölçüde kıymetlidir.
7. Âlimlerin görev alanı yalnızca teorik rehberlikle sınırlı değildir. Bilakis âlimler; camilerde, medreselerde, ilahiyat fakültelerinde, sivil toplum yapılarında, dijital mecralarda ve toplumsal kriz alanlarında aktif bir ıslah ve inşa sorumluluğu üstlenmelidir. Hutbe, vaaz, ders, fetva, yayın ve sosyal medya dili; ayrıştırıcı değil kuşatıcı, tahkir edici değil tedavi edici, öfke üreten değil merhamet ve adalet inşa eden bir dil haline getirilmelidir.
8. Âlimler, ümmetin dağınıklığını giderme, genç kuşakları sahih bilgiyle buluşturma, dini hurafeden ve istismardan koruma görevini öne almalıdır. Özellikle gençlerin dinden uzaklaşmasına sebep olan dışlayıcı ve yargılayıcı dil ve üslup yerine kapsayıcı, onarıcı ve rehberlikçi bir yaklaşım sergilemelidirler.
10. Âlimler, cemaatler, kanaat önderleri, sivil yapılar ve ilmi kurumlar, birbirlerini rakip değil refik olarak görmeli; asgari müştereklerde buluşmayı başarmalı; ortak meselelerde ortak irade üretmeli; ümmetin yararını grup menfaatlerinin önüne koymalıdır.








