İslam Üniversitesi fikrinin yolculuğu

Yasin Aktay
Yasin AktayYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 13/07/2026, Pazartesi • Yeni Şafak Haber Merkezi
İslam Üniversitesi fikrinin yolculuğu
Bangladeş’teki son günümüzde, Dr. Abdul Aziz’in başkanlığını yürüttüğü
Bangladesh Institute of Islamic Thought (BIIT)
merkezinde, İslami üniversite fikri ve bu doğrultuda yürütülen çalışmalar üzerine son derece ufuk açıcı bir brifing alma imkânı bulduk. Daha ODTÜ’de 35 yıl kadar önce Yüksek lisans tezimi
Türkiye’deki İlahiyat Fakültelerinin durumu ve İslami üniversite fikri
üzerine yaptığımdan beri bu konuya karşı gözlerim açık, kulaklarım kabarıktır. Görüşme boyunca konuşulanlar, dönüş yolunda zihnimizi yalnızca Dakka’da bırakmadı; bizi İstanbul’a, hatta İstanbul’un kalbine kadar taşıdı.
Çünkü bazen bir fikrin hikâyesi, onu anlatan metinlerde değil, onun için seçilen mekânda saklıdır.
Bir üniversiteye tahsis edilen bina, kampüs veya şehir, o kurumun kendisi hakkında yazılmış en kısa ama en güçlü manifestodur.
Neyi amaçladığını, hangi hafızadan beslendiğini ve geleceğe hangi iddiayla yürüdüğünü çoğu zaman sözlerden önce mekân söyler.
Geçtiğimiz aralık ayında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeniden hayata geçirilen Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ni (TİBÜ) düşünürken de ilk dikkatimi çeken şey bu oldu. Asırlar boyunca İslam dünyasının siyasî ve ilmî merkezlerinden biri olmuş İstanbul’da, üniversite için seçilen yer sıradan bir tercih değildi.
Ayasofya
’nın bin beş yüz yıllık sessiz tanıklığıyla
Sultanahmet
’in ihtişamını tam karşısına alan bu mekân, adeta taşların diliyle konuşan bir fikir beyanıydı. Burada yalnızca yeni bir üniversite kurulmak istenmiyor; aynı zamanda İslam medeniyetinin hafızasıyla geleceğin bilim ve teknoloji ufku arasında yeni bir köprü kurulmak isteniyordu.
İstanbul’un tarihî yarımadasında, bir tarafta
Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan medeniyet katmanları, diğer tarafta modern dünyanın bilgi ve teknoloji meydan okumaları arasında yükselen bu üniversite
, daha ilk bakışta bir eğitim kurumundan fazlası olduğunu hissettiriyor.
Mekânın kendisi, İslam dünyasının uzun süredir aradığı büyük soruyu yeniden hatırlatıyor: Geçmişin birikimini koruyarak geleceğin bilgisini nasıl üretebiliriz?
Bangladeş’te dinlediğimiz İslami üniversite tecrübesi
ile İstanbul’un kalbinde yeniden filizlenen TİBÜ arasında kurulan görünmez bağ da tam burada ortaya çıkıyor. Burada yalnızca bir üniversite kurma girişimi değil; İslam dünyasının bilgi, medeniyet ve gelecek tasavvurunu yeniden inşa etme arayışının tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.
Üniversite rektörü muhterem
Prof. Dr. Mehmet Görmez hoca
ile sohbetimizde mevzunun sadece yeni bir yükseköğretim kurumu olarak değil, aynı zamanda yarım asrı aşan bir fikrî arayışın günümüzdeki yeni halkası olarak görüldüğünü sevinerek anlıyoruz.

Aslında bu üniversiteyi doğru anlamak için onu yalnızca Türkiye’deki yükseköğretim reformları bağlamında değil, 1970’lerden itibaren İslam dünyasında gelişen “İslam üniversitesi” fikrinin tarihsel serüveni içinde ele almak gerekir.

Bugün birçok kişi “İslam üniversitesi” denildiğinde ilahiyat ağırlıklı bir kurum tasavvur etmektedir.
Oysa bu fikrin ortaya çıkışı tam tersine, modern bilimlerle İslami dünya görüşünü yeniden buluşturma çabasına dayanıyordu. Asıl mesele dinî ilimleri öğretmek değil, modern bilgi üretimini İslami bir medeniyet perspektifi içinde yeniden düşünmekti.

SÖMÜRGECİLİK SONRASI KRİZ

Yirminci yüzyılın ortalarında siyasi bağımsızlıklarını kazandı sanılan Müslüman ülkelerin en önemli gerçeği onların kaderlerini de belirledi: Siyasi bağımsızlık bile sadece sözde elde edilmişti, en önemli tezahürü de eğitim sistemlerinin hâlâ sömürge döneminin zihniyetini taşıyor olmasıydı.

Türkiye’de 1950 yılına kadar tuhaf ve radikal bir laiklik cenderesinde, bırakınız Yüksek İslami eğitimi, temel İslami eğitimin bile bütün yolları kapatılmıştı. Durum ancak ellilerden sonra, demokratik hayata geçildikçe değişmeye yüz tuttu,
ama bir İslami Üniversite fikri en iyi şartlarda bile çok entelektüel bir lüks olarak kalıyordu.
Birçok ülkede ise iki ayrı eğitim sistemi yan yana yaşıyordu. Bir tarafta medreseler ve geleneksel İslami eğitim kurumları, diğer tarafta ise Batı tarzı seküler okullar bulunuyordu.
Bu durum sadece kurumsal bir ayrışma değil, aynı zamanda zihinsel bir bölünme de üretiyordu.

Bir tarafta modern bilimlere hâkim ama kendi medeniyet birikimine yabancılaşan elitler yetişiyor, diğer tarafta ise güçlü bir dinî formasyona sahip fakat çağdaş bilimsel gelişmelerden uzak kalan kesimler ortaya çıkıyordu.

İslam dünyasının birçok düşünürü bu ikiliğin uzun vadede sürdürülemez olduğunu fark etmişti


MEKKE 1977: TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASI

Bu arayışın en önemli kilometre taşlarından biri, 31 Mart–8 Nisan 1977 tarihlerinde Mekke’de gerçekleştirilen
Birinci Dünya Müslüman Eğitim Konferansı
oldu. Konferansa 40 ülkeden 313 akademisyen ve düşünür katıldı; yaklaşık 150 tebliğ sunuldu.
Türkiye’den de dönemin önemli isimleri arasında yer alan
Sabahattin Zaim, Nevzat Yalçıntaş, Salih Tuğ, Ali Şafak, Osman Öztürk ve Nahit Dinçer
konferansa iştirak ettiler.

Mekke Konferansı’nın temel sorusu şuydu:

Müslüman toplumlar modern bilim ve teknolojiyi üretirken kendi medeniyet kimliklerini nasıl koruyabilirler?

Konferansın düzenleyicileri, Müslüman dünyanın yaşadığı temel krizin özünde eğitim meselesi bulunduğunu savunuyorlardı. Onlara göre Batı’nın bilimsel ve teknolojik ilerlemesi taklit edilirken, onun seküler dünya görüşü de farkında olmadan ithal edilmişti. Bunun sonucu olarak Müslüman toplumlarda kültürel ve zihinsel bir parçalanma ortaya çıkmıştı.

Bu nedenle konferans üç temel hedef belirledi:

1. İslami eğitim anlayışının temel ilkelerini ortaya koymak,

2. Bu ilkelerin eğitim sistemlerine nasıl uygulanacağını tartışmak,

3. Müslüman akademisyenler arasında uluslararası işbirliği geliştirmek.


BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

Mekke Konferansı’nı önemli kılan hususlardan biri, daha sonra çok tartışılacak olan “
Bilginin İslamileştirilmesi
” fikrinin burada belirginleşmesidir.
Konferansta Malezyalı düşünür
Seyyid Muhammed Nakib el-Attas
ve Filistinli düşünür
İsmail Raci el-Faruki
öne çıkan isimlerdi. Sonraki yıllarda iki farklı yaklaşım geliştirecek olsalar da her ikisi de aynı sorudan hareket ediyordu:

Modern bilgi gerçekten tarafsız mıdır? Bilimsel teoriler, sosyal bilimler, ekonomi, siyaset veya eğitim modelleri tamamen nötr müdür; yoksa bunlar belirli bir dünya görüşünün ürünü müdür?

Bu soruya verilen cevap olumsuzdu. Onlara göre modern bilgi büyük ölçüde Batı’nın tarihsel tecrübesi içinde şekillenmişti ve seküler varsayımlar taşıyordu. Dolayısıyla Müslümanların görevi modern bilgiyi reddetmek değil, onu eleştirel biçimde yeniden değerlendirmekti.

Bugün bu fikir farklı şekillerde yorumlanabilir. Ancak asıl amaç bilim üretimine alternatif bir dogmatizm getirmek değil, bilginin arkasındaki felsefi ön kabulleri görünür hale getirmekti.


ÜNİVERSİTE MESELESİ

Mekke Konferansı’nın en somut sonuçlarından biri yeni üniversite projelerinin gündeme gelmesi oldu.

Konferans sonrasında İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde uluslararası İslam üniversiteleri kurulması fikri güç kazandı. Malezya, Pakistan, Bangladeş, Uganda ve Nijer gibi ülkelerde farklı modeller ortaya çıktı.

Özellikle 1983’te kurulan
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi (IIUM)
bu fikrin en başarılı uygulaması olarak kabul edildi.
IIUM’un hedefi yalnızca ilahiyat eğitimi vermek değildi. Mühendislik, tıp, hukuk, ekonomi, siyaset bilimi ve sosyal bilimler gibi alanlarda eğitim verirken aynı zamanda İslami medeniyet perspektifini korumaya çalışıyordu.
Bu nedenle IIUM bir “din üniversitesi” değil, bir “medeniyet üniversitesi” olarak tasarlanmıştı.

Aslında bugün Türkiye’de kurulan yeni üniversitenin önünde duran temel soru da budur: Yeni kurum yalnızca İslam dünyasından öğrenci çeken uluslararası bir üniversite mi olacaktır, yoksa bilgi üretiminde yeni bir paradigma geliştirme iddiası mı taşıyacaktır?

Bu sorunun cevabı, üniversitenin tarihsel önemini belirleyecektir.


TÜRKİYE NEDEN GEÇ KALDI?

İlginç olan nokta, Türkiye’nin bu tartışmaların dışında kalmamış olmasıdır. Tam tersine Türk akademisyenler 1977 Mekke Konferansı’nın aktif katılımcıları arasındaydı. Ancak sonraki yıllarda Türkiye’de bu fikrin kurumsal karşılığı oluşmadı.

Bunun çeşitli sebepleri vardı. Bir yandan Türkiye’nin laiklik tecrübesi, diğer yandan 1980 sonrası yükseköğretim sisteminin merkezi yapısı, İslam dünyasında gelişen bu tartışmaların Türkiye’de kurumsal bir zemine taşınmasını zorlaştırdı.

Sonuçta Malezya, Pakistan veya Bangladeş’te ortaya çıkan deneyimlerin benzeri Türkiye’de gerçekleşmedi.

Bugün TİBU’nun kuruluşu bu bakımdan yalnızca yeni bir üniversitenin açılması değil, yaklaşık yarım asır önce Mekke’de başlayan bir tartışmanın Türkiye’de nihayet kurumsal karşılık bulması anlamına geliyor.

Ancak asıl soru bundan sonra başlayacaktır:
Bilim ve teknolojiyi İslami bir medeniyet perspektifiyle yeniden düşünmek mümkün müdür?

Yoksa bu fikir yalnızca güzel bir ideal olarak mı kalacaktır?

Sonraki yazımızda devam edelim
, ama etmeden önce
İslam Üniversitesi fikrinin zaten içinde bilimi de teknolojiyi de gerekli bütün bilimleri de içerdiği
uyarımı yapmak istiyorum. O yüzden
“bilim ve teknoloji” lafızlarının bu isimde zait
olduğunu düşünüyorum.
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026