
İsrail; ABD, İngiltere ve Almanya’nın olağanüstü desteği ile Gazze’de tarihin tanık olabileceği en büyük soykırım suçunu işlerken 1920’lerden itibaren yaptıkları gibi yıldırım hızıyla hareket etmek istemişti. Gazze’de yüzbinlerce insanı öldürmekle kalmayacaklar, geride kalan bütün nüfusu sürgün edeceklerdi. Mısır’a yapılan baskıların arkasında böyle bir niyet vardı. Zaten Gazze’de ve Batı Şeria’da Filistin’in diğer şehirlerinden sürgün edilen Filistinliler de yaşıyordu. Buna rağmen 20. yüzyılda oryantalist propagandanın sonucu olarak İsrail’in etrafında mitlerle örülü “demir duvar” oluşturmayı başardılar. İsrail, bütün dünyayı şok eden eylemleriyle yüzbinlerce insanı soykırım ve sürgünlerle ya sürgün ediyor ya da acımasızca öldürüyordu. Buna rağmen Filistinlilerin kusurları ya da bölge ülkelerinin ve İslam dünyasının zayıflığı konuşuluyordu. Hata neredeydi, şeklindeki bir sorunun cevabını herkes kabullenmişti. Bütün kabahati kendimizde aramalıydık. Hâlbuki İsrail’i var eden sistem üzerinde durulması gerekiyordu. Çünkü İngiltere ve ABD görmezden gelinemeyecek kadar açık bir şekilde İsrail’in bütün kirli işlerini desteklemişti.
Hata neredeydi sorusunu cevaplarken bakışımızı içe çevirmenin ölümcül sonuçları üzerinde ayrıca durmak gerekir. Dışımızda ve karşımızda olup bitenlerle ilgili kayıtsızlık, propagandalara açık bir zihniyet dünyasının oluşumuna zemin hazırladı. Eğer 7 Ekim’den sonra da İsrail, istediği kadar hızlı hareket edebilseydi geçmişte yaşadıklarımız tekrarlanacaktı. Filistinliler topraklarını sattı cümlesiyle birlikte Yahya Sinvar’la ilgili iftiraların ortalığı kaplaması tesadüf değildi. Çok şükür Hamas’ın direnişi coğrafyamızı yeniden şekillendirecek bir kolonizasyon girişimini başarısızlığa uğratmakla kalmadı aynı zamanda Almanya, İngiltere ve ABD’nin zihin dünyamız üzerindeki hâkimiyetine de çok büyük bir darbe vurdu. 1991’den 7 Ekim 2023’e kadar geçen dönemde İslam ve terör kavramları yan yana kullanılmış ve birtakım örgütler üzerinden bütün bir coğrafya hareketsiz kılınmıştı. İran’a saldırdıklarında da bütün bir coğrafyayı hedefe koydular. Eğer İran istikrarsızlık üreten bir saha hâlini alsaydı, bundan, bir bütün hâlinde Şark dünyası etkilenecekti.
İsrail’in kendi başına Filistinliler karşısında dahi başarılı olamayacağını bugün herkes görebiliyor. Buna rağmen içeride hâlâ bütün dünyanın Yahudilere boyun eğdiğinden bahsediliyor. Bunun tabiî bir neticesi olarak Fransa, Almanya, İngiltere ve ABD’nin Yahudilere boyun eğmek zorunda kaldığı yönünde bir fikir tekrar yaygınlaşıyor. Hâlbuki Papa XIV. Leo, bugün dünyayı derinden sarsan İran’a yönelik saldırılarla ilgili konuştuğunda bile cevap tartışmasız bir şekilde ABD’den geliyor. Komplo teorilerine mahal bırakmayacak kadar açık bir şekilde hadiseler gözümüzün önünde yaşanıyor ve gelişmeleri takip edenler ABD’nin kendi içindeki taraflara odaklanıyor. Bu sebeple İran’la ateşkes maddeleri üzerinde müzakereler yürütülürken Lübnan’ın vahşice bombalanmasından sonra bakışların yine ABD’ye dönmesi gerekirdi. İngiltere de Lübnan’a yönelik bu ağır saldırılardan birinci derecede sorumludur. İsrail’i bağımsız bir taraf olarak düşünmenin sonuçları da ölümcül olacaktır. Hatta Papa XIV. Leo’nun çıkışını da Filistin ve Lübnan bağlamında analiz etmek gerekir. Almanya, İngiltere ve ABD’nin Katoliklerle husumetini farklı bir bağlamda değerlendirmemiz gerektiği günlere geldik.
7 Ekim’den sonra İsrail’in İngiltere ve ABD adına yürüttüğü faaliyetler artık gizlenemez bir hâle geldi. Son bir hamle ile yeniden din adına savaştıklarını söyleyerek Batı dünyasını bir araya getireceklerini düşündüler. Çünkü İslam coğrafyası yeni bir çözülmeye meydan vermedi. Bunun sonucunda asıl çözülme Batı şemsiyesi altında yaşanmaya başladı. Batı ve Avrupa kavramlarının kuşatıcı olmadığı, Katolik dünyanın tepkilerinden anlaşılıyor. Bu bağlamda İspanya’nın başı çekiyor olması da son derece önemlidir. İslam dünyasının yeni bir coğrafî çözülmenin sonuçlarıyla karşılaşması an meselesiydi. Çok şükür bu olmadı ve bu durum Batı ve Avrupa şemsiyesi altında siyasî çözülmenin önünü açtı. Kabahat bizde diyenlerin böyle bir sonucu tahmin etmesi hakikaten imkânsızdı.
Bütün bir yirminci yüzyıl boyunca oryantalist literatüre bağımlı hâle gelmemizin bir sonucu olarak propaganda çalışmaları entelektüel dünyamızda karşılık buluyordu. Oryantalistler 90’lardan sonra çok daha etkiliydi. Fakat bugün artık herhangi bir kimse ne Siyonist oryantalistlere inanıyor ne de İngiliz ve Amerikalı gazetecilere.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.