
Türkiye 22 yıl aradan sonra yeniden bir NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İstanbul’da 2004 yılında gerçekleştirilen zirvede üyesi sayısı 26’ya yükselmiş, ittifak 7 ülkenin birden üye olmasıyla tarihinin en geniş katılımına sahne olmuştu. İstanbul Zirvesindeki bu büyük genişleme dalgasından sonra geçen yıllarda ittifaka sadece 5 yeni üye katıldı. Bunlar da Arnavutluk, Hırvatistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya’nın temsil ettiği Balkan ülkeleri ve Kuzey Avrupa’yı temsil eden İsveç ve Finlandiya oldu. NATO’nun iki hafta sonra gerçekleşecek Ankara Zirvesi’nde “genişleme” başlığının neredeyse hiç zikredilmiyor olması yeni üyeliklerin bir nevi bekleme odasına alındığının göstergesi. Bilhassa Ukrayna Savaşı üzerinden Soğuk Savaş 2.0 dönemine evrilen Rusya-Batı ilişkilerinin geldiği nokta bu konunun uzun bir süre daha gündemde olmayacağına işaret ediyor.
NATO’nun tarihindeki en önemli zirvelerden biri olacağına inanılan Ankara Zirvesi’nde ittifakın bir arada tutulabilmesi için aciliyetle çözmesi ve yüzleşmesi gereken önemli başlıklar var. Öncelikli olarak uzun süredir özellikle Avrupa ve ABD arasındaki ilişkileri her safhasında aşındıran, ortak yük ve hedef paylaşımı konusunda süregelen çekişme ve çatışmaların bir numaralı başlık olacağını söylemek gerekiyor. Trans-Atlantik aksında uzun süreden beri ötelenen sorunlar bir kar topuna dönüşmüş durumda. ABD Başkanı Donald Trump’a kadar Amerika ve Avrupa arasındaki en büyük sıkıntı bir şekilde külfetin ve maliyetin eşit miktarda paylaşımı üzerineydi ancak şimdiki tartışma sadece bir “bütçe” konusu olmaktan çok daha ötede. Yükü neye ve hangi önceliğe göre, kimin için, ne kadar taşınacağına kadar uzanıyor. Bir başka deyişle, ABD’nin Asya-Pasifiği öncelediği bir denklemde Avrupa’nın güvenliğine harcayacağı enerji ve maliyeti daha fazla ödemek istememesi aslında bu tartışmanın temel referans noktasını oluşturuyor. Bu tartışmalar çok yakın gelecekte ve belki de Ankara’daki zirveden başlayarak NATO içinde yeniden yapılandırmalara, alt NATO’lar oluşturulması projeksiyonlarına kadar varabilir.
Peki Türkiye için NATO Zirvesi nelere gebe? Geçtiğimiz hafta Milli İstihbarat Akademisi’nin düzenlediği ve NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısının da katıldığı programda konuşan MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın değerlendirmelerinde çarpıcı bir tespit dikkat çekti. Kalın, Türkiye ile NATO ilişkilerinin, 1952 yılından beri hem Türkiye’nin güvenlik perspektifi hem de ittifakın küresel perspektifi açısından hayati bir öneme sahip olduğunu vurgularken Türkiye’nin NATO üyeliğinde üç önemli dönemden geçtiğini söyledi. Kalın’ın ilk dönemin Soğuk Savaş, ikinci dönemin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele ve üçüncü dönemin de Suriye bağlamında yaşandığını hatırlatması son derece anlamlıydı. Zira bu dönemlerin her birinde Türkiye-NATO ilişkilerinin kritik güven testlerinden geçtiğine işaret etmesi ve bundan sonraki döneme dair Türkiye’nin mesajının ne olabileceğinin anlaşılması bakımından önem arz ediyor.
Ankara NATO zirvesi öncesi önemli bir diğer temas Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Rusya ziyareti ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesi oldu. Bu görüşmenin hemen ardından Putin’in Ukrayna ile İstanbul’da, 2022’de yarım kalan barış görüşmeleri temelinde yeniden görüşebileceklerini açıklaması zamanlama bakımından şaşırtıcı olmamalı. Bu açıklama bir nevi Putin’in NATO ve ABD’ye mesajı olarak okunmalı.
NATO’nun Ankara zirvesinde de Rusya’yı tehdit değerlendirmelerinin başına alacağı kuşkusuz. Peki özellikle bir diğer NATO üyesi Yunanistan ve Fransa’nın Kıbrıs Rum Kesimi ile yürüttüğü Türkiye’nin hilafına politikalar, İsrail’in ağırlıklı olarak Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki istikrarsızlaştırıcı, mütecaviz eylem ve işgalleri ittifak için birer tehdit değil mi? Fransa’nın tüm uluslararası anlaşmalara ve adadaki garantörlük sistemine aykırı biçimde Rum Kesimi topraklarında bir askeri üst kurmasına NATO tarafından bir uyarı gelmesi bu açıdan zaruret taşıyor. Üyelerinin hukukun ve müttefiklik ilişkilerinde karşılıklı çıkarların gözetilmesi ilkesinin dışına çıkmasının önünü alması bakımından önemli.
Görüldüğü üzere NATO’nun Avrupalı üyeleri ile hem NATO içinde hem de dışında olan tüm ülkelerin ilkesel ve fiili sorunları mevcut. Şayet ittifak gelecek dönemde NATO 3.0 olarak adlandırılan; müttefikleri için sürdürülebilir ve daha güçlü bir güvenlik yapısı oluşturmak istiyorsa önce bu ilkesel sorunları çözmek ve yeni normlar belirlemek zorunda. Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin çatışmalardaki yapıcı ve dönüştürücü etkisi, Türk savunma sanayinin ittifakın endüstriyel dönüşümdeki rolü, jeopolitiğindeki istikrarlaştırıcı gücü göz önüne alındığında ittifak terazisinde kimin ağırlığının olduğu ortada. Türkiye’nin sadece zirveye ev sahipliği yapan bir üye olarak değil, ittifakın ortak güvenlik çıkarlarına saygı ve eşitlik temelindeki değişimi ve dönüşümleri talep eden, norm koyan bir akıl olarak yeni dönemin mimarı olma ihtimali yüksek.
NATO’nun özellikle içinden geçilen kırılgan dönemde, Türkiye’nin sadece güçlü kapasitelerine değil bilgeliğine, samimiyetine, ürettiği o akla çok ihtiyacı var. Türkiye, Ankara Zirvesi’nde NATO’nun yeni konseptini belirleyecek metinler ve sonuç bildirgelerinde, bundan sonraki stratejilerinin ne olacağı konusunda o kalemi tutan ülkelerin başında olacak.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.