|

Sanatçıların fırçasıyla Diriliş’e çağrı

Diriliş düşüncesinin mimarı şair Sezai Karakoç, vefatının ikinci seneyi devriyesinde ulusal ve uluslararası 18 sanatçının eserlerinin yer aldığı “Ötesini Söylemeyeceğim” sergisiyle anılıyor. Sergiye katılan sanatçılardan Cemal Toy, Karakoç’un fikir ve şiirlerinin her zaman rehberlik ettiğini söylerken, Dağıstan Çetinkaya, “Sezai Karakoç, benim çizgi dünyama ve ruh alemime yön veren ender bir insan. Genç yaşlarımda kendisiyle tanışma ve sohbetinde bulunma bahtiyarlığına eriştiğim bir fikir ve dava adamı” ifadelerini kullanıyor.

Latife Beyza Turgut
04:00 - 12/11/2023 Pazar
Güncelleme: 01:43 - 12/11/2023 Pazar
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Diriliş düşüncesinin mimarı, şair Sezai Karakoç’un dünya sürgünü nihayete ereli tam iki yıl oldu. Vefatının ardından geride bıraktığı eserleriyle Türk İslam düşünce ve fikir hayatına yol göstermeye devam eden Karakoç, bu kez 18 ressamın bir araya geldiği “Ötesini Söylemeyeceğim” isimli sergi ile anılıyor. Hasan Aycın, Cemal Toy, Hikmet Barutçugil, Ömer Faruk Boyacı, Mustafa Sönmez, Dağıstan Çetinkaya, Hüseyin Ünlü, Numan Noyan Küçük, Levent Karaduman, Sabahattin Nayır, Mehlika Hilal Kırcı, Aylin Yılmaz, Ali Leigong, Said Chuanyi Lei, Jahongır Ashurov, Adis Lukac, Ubada Muti ve Aygül Okutan’ın eserlerinin yer aldığı serginin küratörlüğünü ise İsmail Erdoğan üstleniyor. Sergiye son anda eserleriyle dahil olan bir isim de Filistinli Karikatürist Alaa Allagta. İstanbul’da yaşayan Allagta, sergide Türk edebiyatına Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı dâhil ederek kendisinden sonra pekçok ismin, gündemine girmesinin yolunu açan Sezai Karakoç, anısına ürettiği eserlerlerle yer alacak.

Ali Leigong - Portre
Dağıstan Çetinkaya - Münasip

Farklı açılardan Sezai Karakoç

Sadece ulusal değil, uluslararası sanatçıların da gözünden “Sezai Karakoç nasıl görünüyor?” sorusuna cevap aramak için hazırladıkları sergiyi çok boyutlu ve çok uluslu bir çalışma olarak ortaya koyduklarını anlatan Küratör İsmail Erdoğan, “Karakoç’un sadece bu topraklarla sınırlı kalmayarak evrensel mesajlar içeren bir şair olduğu düşüncesi üzerinden başka coğrafyalara ve o coğrafyaların sanatçılarına da taşımak istedik” diyor. Erdoğan, bu sanatçıların bir araya gelişini, “Çok farklı açılardan Sezai Karakoç’u göstermek meselesi üzerinden farklı kültürlere uzandık. Bir yanda Çin bir yanda Bosna bir yanda Tataristan bir yanda kısmi de olsa Almanya diyebileceğimiz bir yelpaze ile çalıştık. En son eklenen coğrafyamız ki can damarımız diyebileceğimiz ve şu aralar da canımızı çok acıtan Filistin’den bir sanatçı ile beraber güzel bir kolaj elde etmeye çalıştık. Ortaya yerli yabancı hepsi aslında farklı yollardan da olsa benzer ufka bakan, benzer yolculuklar yapan sanatçılardan bir liste çıktı” diyerek anlatıyor. Geçmişte müstakil bir Sezai Karakoç sergisi daha hazırlayan Erdoğan’a Karakoç’un ikinci vefat yıl dönümünde düzenlenecek Uluslararası Sezai Karakoç Günleri için açılacak sergisinin teklifi, İsmail Kılıçarslan üzerinden Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden gelmiş.

Öldüğünü kim söyleyebilir?

“90’lı yıllar, üniversitede öğrenciyiz. Sıkı çocuklarız ve Sezai Üstad’ı çok seviyoruz. Sonra bir haber alıyoruz ki Üstad’ın bütün şiirlerini “Gün Doğmadan” ismiyle bir araya getirdiği bir kitap çıkmış. İzmir’deyiz ve o zamanlar İzmir’de hiç bir kitapçıda yok. Biz ise tüm heyecanımızla İstanbul’dan özel bir yolla Gün Doğmadan’ı İzmir’e getirtmiş ve İzmir’de ona ilk sahip olan gençlerden olmuştuk. O günden bu güne Sezai Karakoç ile ilgili hiçbir şey değişmedi. Çünkü Sezai Karakoç hiç değişmedi” diyen Erdoğan ekliyor: “O muhkem, zemini sapasağlam bir adam olarak, bu dünyaya ait olmayan bir adam olarak, bu dünyada yaşarken gözü başka dünyalarda olan bir adam olarak, öldüğünü kim söyleyebilir ki? Hatta gerçekten yaşamış mıydı ki?”

Eserimdeki yıldızlar bıraktığı maneviyat ışıltılarıdır

Hikmet Barutçugil

Sezai Karakoç’un rahmetli babasının kadim dostu olduğunu anlatan Hikmet Barutçugil, “Gençliğimizde kendilerinden çok feyz aldık. Bu vesile ile merhumu anmaktan son derece memnunum” diyor. Barutçugil, sergiye katıldığı eserlerinde Karakoç’un gönül mabetleri olarak gördüğü camiler ve özelliklede Ayasofya ile hatırlamak istediğini söylüyor ve eklliyor: “Eserde bulunan yıldızlar bizlere bıraktığı maneviyat ışıltılardır. Evrensel nitelikteki insani düşüncelerin böyle vesilelerle anılması ve yayılması gerekmektedir kanaatindeyim. Ruhu şad olsun.”

Hislerimi sözle değil, resimle anlatmaya çalıştım

Ubada Muti

“Ben çok iyi bir konuşmacı değilim” diyen Ressam Ubada Muti, “Bu yüzden Sezai Karakoç’un benim üzerimdeki etkisini ve ondan, onun yazılarından, şahsiyetinden öğrendiğim şeyleri sözlerimle değil de çizerek anlatmaya çalıştım” ifadesinde bulunuyor. Kendisinden iki eser istenilen bu sergiye “Değişmek”, “Yaşatma sevinci”, “Masa, anahtarlık, cüzdan”, “Açma pencereni perdeleri çek”, “Ve benim deli köşemde durdun” ve “Şafakta kaybettiğim güvercinleri bir ikindide arıyorum” isimlerinde Sezai Karakoç ile direkt olarak ilgili olan altı eser sunmuş.

Paletimi şairin dizeleri oluşturdu

Numan Noyan

Sezai Karakoç’un anısına tuvale aktardığı resmin paletini şairin dizelerinin oluşturduğunu söyleyen Ressam Numan Noyan Küçük, çalışmasını şu sözlerle anlatıyor: “Uzatma dünya sürgünümü benim ve münacaat artık kabul edilmiş süreç başlamıştır. Taşın eskimesi, bedenin renklerinin yavaş yavaş taşın renklerine doğru geçişi ile görürüz ki sürgün bitmek üzeredir. Hayat ve ölüm aynı kapının her iki ucundadır. Her şeye rağmen figür canlı, dik ve güçlüdür. Bu vakur duruş taviz vermez bir geçmişi anlatır. Gönül kanatlanmıştır, artık derinden huzur duymaktadır…”

Karakoç’un şiirlerini okurken duygularını hissettim

Said Lei

Ressam Said Lei, “Lâle Devri” adlı eserinde, karanlıkta bir beyaz kedinin düşündüğü anı tasvir ediyor. “Kedi mübarek bir hayvandır. Nur topu gibi bu beyaz kedi, Sezai Karakoç’un şiirsel, saflık ve soyluluk ruhunu ve edebiyatının maneviyat değerini yansıtır” diyor Lei. Kedi figürünün çevresinde yer alan tezhipli motifler ise şairin bir Anadolu çocuğu olarak Türk ve İslâm sanatları mirasımızın devamını merakla ve aşkla korumakta çaba gösterdiğini temsil ediyor. “Bir insan hayat sonuna kadar yalnız yaşamaktadır aslında. Yalnızlık, bir sanatçı için belki en değerli şeydir. Yalnız olduğumuz zaman farkında değiliz belki ama en iyi eserlerin hep o dönemde edinildiğini söylemek mümkündür. Şair de farklı yaşlarında duyguları, fikirleri, söyleyemediğini hep cümlelerinde kaydetmiştir” diyen Lei, “Karakoç’un şiirlerini okurken şairin duygularını hissettim ve bundan sonra yalnızlığı daha iyi değerlendirmeye çalışacağım” ifadesinde bulunuyor.

Çizgi dünyama yön verdi

Dağıstan Çetinkaya

Dağıstan Çetinkaya, hazırladığı ilk çizimi, “Sezai Karakoç, gerek insanlık gerek Müslümanlık gerekse davası adına münasip olan ne varsa yapmış bir fikir ve sanat adamı. Münasip çizimimde de Sezai Karakoç’un bu yönünü çizgim elverdiği ölçüde görselleştirmeye çalıştım” sözleriyle anlatıyor. İkinci çalışmasında ise Karakoç’un hem edebi hem de lirik açıdan en önemli baş yapıtlarından Mona Rosa şiirinden ilham almış. “Bu unutulmaz başyapıtı kendi ruh dünyama göre çizgi diliyle tekrar yorumlamaya gayret gösterdim” diyor. “Karakoç’u anlatacak edebi zenginliğim maalesef yok, olsaydı çizgi yerine edebiyatı seçerdim” ifadesinde bulunan Çetinkaya, ekliyor: “Karakoç, benim çizgi dünyama ve ruh alemime yön veren ender bir insan. Genç yaşlarımda kendisiyle tanışma ve sohbetinde bulunma bahtiyarlığına eriştiğim için mutluluk duyduğum bir fikir ve dava adamı.”

Hakikat arayışını anlatıyor

Cemal Toy

“Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirinin insanın bu dünyadaki macerasını, hakikât arayışını ve yolculuğunu anlatan eşsiz bir eser olduğunu söyleyen Cemal Toy, “Sezai Karakoç; Hz. Adem’in cennetten bu dünyaya gönderilmesini sürgün olarak ifade ediyor. Bazıları ‘cennetten kovulma’ ve ‘gönderilme’ ifadelerini kullanılırken o; derin köklere sahip ‘sürgün’ kavramını kullanıyor. Sürgün; anavatanından ve hakiki durumundan uzaklaştırılmak, başka bir coğrafyaya mecbur edilmektir. Ancak, sürüldüğünüz yerden geri dönme ihtimaliniz ve imkânınız da vardır” diyor. Karakoç’un da İstanbul’dan Ankara’ya kısa bir süreliğine, bir nevi sürgün hayatı yaşadığını hatırlatan Toy, o zor günleri resminin merkezinde ve daha koyu olarak tasarlarken, insanın cennetten bu dünyaya sürgün edilmesi kısmını ise daha soyut renklerle ifade etmiş. “Sezai Karakoç; şiir, fikir ve düşünceleri ile gönüllerde yaşamaktadır” ifadesinde bulunan Toy, “Karakoç, insanın iç dünyasını, insanlığın evrensel sorunlarını kendi penceresinden eşsiz dizeleriyle ifade ederek bizlere yepyeni ufuklar açmıştır. Hayatın anlamını, insanın acılarını ve hüzünlerini kendi üslubuyla çok güzel bir şekilde betimlemiştir. Medeniyetimize ve hayata bakışı beni derinden etkiliyor. Onun fikirleri ve şiirleri her zaman bize rehberlik ediyor” açıklamasını yapıyor.




#Sezai Karakoç
#Sanat
#Aktüel
7 ay önce