
İnsanlık tarihi, asırların biriktiği ve mühürlerin söküldüğü kırılma dönemlerine nadiren şahitlik eder. Bugün yeryüzü, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından küresel sermaye ve güç odaklarınca inşa edilen o kibirli, adaletsiz ve miadını doldurmuş eski düzenin enkazı altında çatırdamaktadır. Sınırlar yeniden tartışılmakta, coğrafyalar yeniden paylaşılmakta, hem dünyada hem de kadim coğrafyamızda yeni oyun kurucu denklemler, yeni güç merkezleri kurulmaktadır.
İşte bu devasa fırtınanın tam göbeğinde, tarihin ve coğrafyanın omuzlarımıza yüklediği mukaddes misyonla Türkiye, sadece kendi makus talihini yenmekle kalmıyor; küresel nizamın yeni kutbu olmak için devasa bir şahlanışın eşiğinde duruyor.
PRANGALARINDAN KURTULAN TÜRKİYE
Türkiye; askeri dehasıyla, yerli ve milli savunma sanayiinin dünyaya parmak ısırtan teknolojik devrimiyle, iktisadi ve sosyal hamleleriyle, tarımsal üretim stratejileriyle uzun süredir örülen o sinsi prangaları birer birer parçalamıştır. Savunma sanayiinde yazılan destandan, yerli teknolojinin sınırları zorlayan ufkuna kadar atılan her adım, bu topraklara vurulmak istenen küresel boyunduruklara verilmiş en asil cevaptır. Ancak, asırlık uykusundan uyanan bu dev yürüyüşün nihai bir zaferle, mutlak bir “zirve” ile taçlanması için önümüzde çok kritik, çok hassas bir 6-7 yıllık istikrar ve kararlılık dönemi daha bulunmaktadır. Karşımızda duran bu tarihi eşik, sıradan bir siyasi tercih sahnesi değildir; bir varoluş, bir beka ve şahlanış meselesidir.
Küresel sırtlanların pusuya yattığı, coğrafyamızın ateş çemberine alındığı şu kaygan zaman diliminde, Türkiye Gemisi’ni bu azgın dalgaların arasından sağ salim geçirecek; dirayetli, yürekli, kurtlar sofrasında diz çökmeyen, tecrübesiyle ve vizyonuyla yedi düvelin saygı duyup çekindiği bir lidere muhtacız. Bu tarihi ihtiyacın, bu milli zaruretin adı ve şanı bellidir: Recep Tayyip Erdoğan. Tarihin en kritik virajında, devlet vizyonu ve liderlik kumaşı küresel ölçekte tescillenmiş bir irade dururken, yapay gündemlerle kafa karışıklığı yaşamaya, tereddüt girdaplarında vakit kaybetmeye bu milletin tek bir saniyesi bile yoktur.
TEREDDÜDÜ YIK İRADENE SAHİP ÇIK!
Atalarımız yüzyılların imbiğinden süzülen o eşsiz basiretiyle ne güzel buyurmuş: “Dere geçilirken at değiştirilmez.” Türkiye, tam da küresel bir çağın eşiğinde, geleceğini inşa ettiği o derin ve hırçın dereden geçmektedir. Kaldı ki, bu azgın suları yararak milleti menzile ulaştıran mevcut iradeden daha güçlü, daha yetenekli, ufkunda bu ülkenin yarınlarını taşıyan başka bir alternatif de ufukta görünmemektedir. Maceralara yelken açmak, rüzgarın yönüne göre savrulanlara kader teslim etmek, bu aziz vatana yapılacak en büyük haksızlıktır.
Ey, tarihi kalemiyle yazmış, çağ kapatıp çağ açmış Büyük Türk Milleti!
Gözünü ufka dik; çünkü yarınlar, bugünün kararlılığıyla şekillenecek. Bin yıllık devlet aklını, sarsılmaz ferasetini ve asil basiretini bir kez daha ortaya koyma vaktidir. Küresel satranç tahtasında piyon değil, oyun kurucu olarak kalmanın; mazlumların hamisi, Türk asrının mimarı olmanın yolu istikrardan ve güçlü liderlikten geçer. Tereddüdü yık, iradene sahip çık!






