
Küresel ticaretin rotası artık sadece denizlerde değil, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayacak devasa kara koridorlarında yeniden çiziliyor. Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı'nda tırmanan jeopolitik gerilimler, tedarik zincirinde daha güvenli ve hızlı alternatifleri zorunlu kılarken, Orta Doğu'da iki büyük vizyon kıyasıya bir rekabete tutuştu: İsrail'in merkeze alındığı IMEC projesi ve Türkiye'nin öncülük ettiği Kalkınma Yolu. Ankara'nın son dönemde Bağdat, Şam ve Körfez başkentleriyle yürüttüğü mekik diplomasisi, bölgedeki ticari dengeleri derinden sarsmaya başladı. Öyle ki İsrail basını ve eski üst düzey güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin inşa ettiği bu yeni entegrasyon ağının Tel Aviv'i kıtalararası ulaşım denkleminde tamamen saf dışı bırakabileceği endişesini artık yüksek sesle dile getiriyor.
İran'daki sıcak çatışmalar ve Hürmüz Boğazı'nda süregelen abluka, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayacak alternatif kara ticaret rotalarını askeri teorilerin çok ötesine taşıyarak acil bir jeopolitik gerçeğe dönüştürdü. İsrailli Maariv gazetesinin haberine göre, Türkiye ve Suriye, İsrail’in Avrupa’ya açılan kapı olmasını engellemek için ortak bir strateji izliyor. İsrail’in eski üst düzey askeri yetkililerinden Emekli Yarbay Amit Yagur, Türkiye liderliğindeki bloğun İsrail’i denklemden çıkarmaya yönelik bir girişim içinde olduğunu savundu.

Küresel ticaretin kalbini değiştirecek iki rakip rota
Asya ve Avrupa'yı kara yollarıyla birbirine kenetleyecek yeni koridorlar, küresel tedarik zincirinin Süveyş Kanalı ve Babu'l Mendeb Boğazı gibi kırılgan deniz geçişlerine olan kronik bağımlılığını kırma hedefini taşıyor. Nakliye sürelerini yaklaşık üçte bir oranında azaltacak bu güzergahlardan ilki olan İsrail eksenli IMEC planı, Eylül 2023'teki G20 zirvesinde dönemin ABD Başkanı Joe Biden, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın ortak duyurusuyla sahneye çıkmıştı. Hindistan'dan yola çıkan malların BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail'i geçerek Hayfa Limanı'na, oradan da deniz yoluyla Avrupa'ya aktarılmasını öngören bu proje, deniz rotasına kıyasla mesafeyi 4 bin kilometre kısaltmayı vadediyor. Proje, Şubat 2026'da Modi'nin Beyaz Saray temasları sırasında ABD Başkanı Donald Trump'ın "Hindistan'dan İsrail'e, İtalya'ya ve Amerika'ya uzanan tarihin en büyük ticaret yollarından birini inşa etme" yönündeki açıklamalarıyla taze bir ivme kazandı.

Kalkınma yolu: Basra'dan Londra'ya uzanan alternatif
Tel Aviv'in IMEC hamlesine karşılık Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde Kalkınma Yolu Projesi ile masaya güçlü bir alternatif koydu. Irak'ın güney ucundaki El-Faw Limanı'nı Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak 1200 kilometrelik bu devasa ulaşım koridoru için Nisan 2024'te Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında 17 milyar dolarlık tarihi bir mutabakat zaptı imzalandı. Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu'nun sunduğu 20 milyar dolarlık genişletilmiş yatırım planı, saatte 300 kilometre hıza ulaşabilen yüksek hızlı trenlerin hizmet vereceği 2 bin 94 kilometrelik Türkiye demiryolu ağını da içeriyor. Bu entegre sistem, Basra Körfezi'nden çıkan bir yükün kesintisiz olarak Londra'ya kadar ulaşmasına olanak tanıyacak. İsrail medyasında projeyi değerlendiren emekli Yarbay Amit Yagur, Ankara'nın stratejik aklına dikkat çekerek, Türkiye'nin bölge altyapısını kasten kuzeye çekerek İsrail'i baypas etmeyi ve Avrupa'nın yegane kapısı olmayı hedeflediğini vurguladı.
Tel Aviv'in yalnızlaşma endişesi
Bölgedeki dengeleri değiştiren bir diğer kritik unsur ise Suriye'de Aralık 2024'te yaşanan siyasi dönüşüm oldu. Yaklaşık 14 yıllık bir kesintinin ardından Türkiye ile Körfez arasındaki kamyon trafiğinin yeniden başlaması, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın "bir yıl içinde Suriye ve Ürdün üzerinden Körfez'e kara koridoru açılacağı" yönündeki açıklamalarıyla taçlandı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara da ülkesinin Kızıldeniz veya Hürmüz'deki olası krizlerde güvenli bir liman olacağının altını çizdi. İsrail'in önde gelen yayın organlarından Kan News, Şam yönetiminin Ürdün üzerinden Suudi Arabistan'a uzanacak yüksek hızlı tren ve petrol boru hattı projelerini masaya yatırdığını, Türkiye ve Suriye'nin yeni kurulacak ekonomik eksende İsrail'i tamamen izole etmek için entegre bir şekilde çalıştığını yazdı.
Küresel aktörlerin pozisyon savaşı
Hürmüz Boğazı'nın küresel deniz petrol ticaretinin yüzde 25'ini (günde 21 milyon varil) ve sıvılaştırılmış gaz ticaretinin yüzde 20'sini sırtladığı düşünüldüğünde, yaşanacak herhangi bir tıkanıklığın faturası ağır olacak. Dünya Bankası'nın Irak demiryolları için onayladığı 930 milyon dolarlık devasa fon, İsrail basınında Kalkınma Yolu'na verilen açık bir uluslararası destek olarak yorumlandı. Öte yandan küresel aktörler de satranç tahtasında yerlerini alıyor. Hindistan ile AB arasında 2026 başında imzalanan serbest ticaret anlaşması IMEC'e can suyu olurken, Fransa da projeye açık destek veriyor. Şubat 2026'da Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın, Trablus ve Beyrut limanlarının IMEC'e dahil edilmesi için Fransız lider Macron ve Özel Temsilcisi Gerard Mestrela ile yürüttüğü diplomasi trafiği bunun en net göstergesi.
Sonuç olarak uzmanlar, Türkiye ve İsrail eksenindeki bu iki dev projenin kaderinin sadece dökülen beton ve harcanan milyar dolarlarla değil, doğrudan jeopolitik satranç hamleleriyle belirleneceğini vurguluyor. Ankara'nın Suriye ve Körfez ekseninde ördüğü yeni işbirliği ağı her geçen gün güçlenirken, Tel Aviv'in bu yeni ticaret denkleminde hayatta kalma mücadelesi önümüzdeki dönemin en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek.









