Rejimlere, komünizme, sultanlara veya diktatörlere neden ihtiyaç duyulur?

04:0017/03/2026, Salı
G: 17/03/2026, Salı
Yusuf Dinç

Ekonominin imkanlarıyla ülkenin idare biçimi arasında güçlü bir ilişki vardır. Daha önce demiştim ya Musul-Kerkük bizde olsa o günün şartlarında komünist olurduk diye… Şimdi biraz daha açayım; Musul-Kerkük bizde olsa gene o günün şartlarında ya komünist olurduk ya krallık olurduk yahut da rejim olurduk… Demokratik girişimlerimiz olsa bile tutturması zor olurdu. Atatürk’ü alırlardı kral yaparlardı. Yapamazlarsa başka birini alır diktatör yaparlardı. Onu da yapamazlarsa başka birini bulur rejim yaparlardı.

Ekonominin imkanlarıyla ülkenin idare biçimi arasında güçlü bir ilişki vardır. Daha önce demiştim ya Musul-Kerkük bizde olsa o günün şartlarında komünist olurduk diye… Şimdi biraz daha açayım; Musul-Kerkük bizde olsa gene o günün şartlarında ya komünist olurduk ya krallık olurduk yahut da rejim olurduk… Demokratik girişimlerimiz olsa bile tutturması zor olurdu.

Atatürk’ü alırlardı kral yaparlardı. Yapamazlarsa başka birini alır diktatör yaparlardı. Onu da yapamazlarsa başka birini bulur rejim yaparlardı. O da tutmazsa mutlaka bir şey bulunurdu.

Çünkü biri çıkacak milletin varlıklarını kapitalistlerden korumayı vadedecekti. Milletin varlıklarının menfaatini millete iade etmeyi savunacaktı. Bu şartlarda karşısında her kim varsa milletin varlıklarını kapitalistlere peşkeş çeken konumuna düşecekti. Sonra işler dediğim yönde şekillenmeye başlayacaktı.

Komünizmin de rejimin de diktatörlerin de sultanların da varlığı Batının sömürgeciliği karşısında bir savunma refleksidir. Bu sömürgecilik iğrenç bir dalgadır. Varlığın sahipleri yokluk içinde kıvrandırılırken bulundukları durumun müsebbibi olarak sürekli kendilerini görecekleri bir kültür ortaya çıkarır.

Varlıkları tehdit altındaki bir dünyada tek siyasal norm demokrasi olamıyor işte. Bu tespitlerime karşın Norveç gibi, ABD gibi örneklerle karşı tez getirmek hevesinde olanlar olabilir. Sömüren taraftan örnekler doğru olmaz; hele de
demokrasi sömürme aracının ta kendisi olarak kullanılıyorsa
. Yahut yükselen komünal kapitalizm rüzgârı zaten bulunabilecek tüm örnekleri de yakında ortadan kaldıracaksa.

Bu şartlarda ülkelerin siyasi idareleri hususunda eleştiri yaparken dengeli olmak gerekir. Bir tarafı eleştirip öbür taraf hakkında kayıtsız olmak sorunu yaşıyor dünya. Bu kayıtsızlık Batıyı kayırmaya dönüşüyor bir biçimde. Hem bu eleştirilen idarelerin zenginlikleri halka dağıtmak noktasında başarısız olmasının bir yerinde gene sömürgeci kapitalistler var.

Tabi eleştiride adaleti sağlayamadığımızdan farkında olarak yahut olmadan düşüncemiz de çarpıklaşıyor. Mesela ABD-İran savaşının ABD aleyhine gidemeyeceğini düşünüp çözümlemeler yapmaya çalışıyoruz. Ama savaş ABD’nin aleyhine gidiyor işte, ne yapalım?

İnsanlık olarak İran’da reformu konuşuyoruz ama İsrail’in reform ihtiyacına dair bir şey söylemiyoruz. Bölge insanlarının durumu farklı yalnız. Bölgedekilerin İsrail’in varlığını sürdürmesi diye bir derdi olmadığından İsrail’in reform ihtiyacına dair söyleyeceği bir söz de yok.

Gelelim bu bağlam içinde bugünkü Türkiye’ye.

Dün için söylediklerimiz Türkiye’nin bugün farklılaşan şartlarında geçerli değil. Türkiye öyle çok iştah açıcı olmasa dahi mevcut zenginliklerini koruma iradesi gösterdiği halde zihnindeki rejim tasavvuru etkilenmiyor. Türkiye’nin koruyacak bir bölgesi olması da rejim tasavvurunu etkilemiyor. Bu dirayet yeter. Bu dirayet her rejim formundan kat ve kat daha güçlüdür.

Türkiye sömüren güçlerin karşına geçip bölgesiyle adil paylaşım ve dayanışma denklemleri kurabilir durumda. Bizim ne işimiz var Karabağ’da, Libya’da, Somali’de dönemi bitti. Artık her parti bunlara sahip çıkacak olgunluğa yaklaşıyor.

Şimdi Türkiye ve bölgesi ve OIC (İslam İşbirliği Örgütü) için
jeoekonomik master plana
ihtiyaç var.

Ekonomik entegrasyon yetersiz olduğu için sağlanamayan bölge içi siyasi ve askeri uyumu sağlamak için bu planlar hazırlanmalı. Ancak bu sayede bölge için yeni bir Amerika aranmaz. Değişim hayalimiz ancak böyle gerçekleşebilir. Ancak bu sayede bölgenin Yeni Türkiye’si, Yeni Suriye’si, Yeni Mısır’ı, Yeni Irak’ı, Yeni Suud’u olabiliriz. Amerika duruyorsa hiçbir şey değişmemiş Amerika durduğu müddetçe bu bölgede her şey eskisi gibidir demektir.

Bu pazarki TRT2 Western kuşağı filminde bir sahne vardı. Filmin kahramanı bir hatunla kırlarda böğürtlen topluyordu. Bir çiçeğin üstünde arı görünce kadını korumak için atıldı. Kadın sakın öldürme dedi. Kahramanın cevabına bakın; “sen insanlara ve eşekarılarına seni sokmayacaklarına dair güvenebilirsin ama onlar senin onlara güvenmediğini zannedip seni ilk fırsatta sokabilirler.”

Nihayet bu bölgede herkes Amerika’nın onları eşekarısı olarak gördüğünün farkına vardı. Eşekarısı olmayı kabul ediyorlarsa kovanlarına değneği sokanın Amerika olduğunu anlatmak için…

İşte tam bu an bağımsız bir bölge ideali için tarihi bir fırsat sunuyor hepimize. Davut’un bir taş atmasına bakar her şey artık. Bu kadar elverişli fırsatı kullanamazsak gazaba uğrarız. Bir daha da uzun süre böyle bir fırsat ilahi planda elimize geçirilmez.

Nihayet bu bölgede herkes Amerika’nın onları eşekarısı olarak gördüğünün farkına vardı. Eşekarısı olmayı kabul ediyorlarsa kovanlarına değneği sokanın Amerika olduğunu anlatmak için…

İşte tam bu an bağımsız bir bölge ideali için tarihi bir fırsat sunuyor hepimize. Davut’un bir taş atmasına bakar her şey artık. Bu kadar elverişli fırsatı kullanamazsak gazaba uğrarız. Bir daha da uzun süre böyle bir fırsat ilahi planda elimize geçirilmez.

#ekonomi
#politika
#Yusuf Dinç