Eski tadı yok

04:009/05/2026, Cumartesi
G: 9/05/2026, Cumartesi
Özgür Bayram Soylu

Bir zamanlar lahmacun vardı. İnceydi, çıtırdı, hızlıydı. Üzerine biraz maydanoz serpilir, limon sıkılır, ikiye katlanır ve hiç düşünmeden büyük bir zevkle yenirdi. Kimse fotoğrafını çekip paylaşmazdı mesela çünkü mesele deneyim yaşamak değil, gerçekten acıkmış olmaktı. Fiyatı da öyleydi zaten; bir kahve parası, bir öğrenci kurtarıcısı, ay sonuna yaklaşırken insanı mahcup etmeyen küçük bir mutluluk. Bugün ise ortalama fiyatı 149 lirayı geçmiş. Ve mesele yalnızca bir lahmacunun kaç liraya satıldığı

Bir zamanlar lahmacun vardı. İnceydi, çıtırdı, hızlıydı. Üzerine biraz maydanoz serpilir, limon sıkılır, ikiye katlanır ve hiç düşünmeden büyük bir zevkle yenirdi. Kimse fotoğrafını çekip paylaşmazdı mesela çünkü mesele deneyim yaşamak değil, gerçekten acıkmış olmaktı. Fiyatı da öyleydi zaten; bir kahve parası, bir öğrenci kurtarıcısı, ay sonuna yaklaşırken insanı mahcup etmeyen küçük bir mutluluk.

Bugün ise ortalama fiyatı 149 lirayı geçmiş. Ve mesele yalnızca bir lahmacunun kaç liraya satıldığı meselesi değil insanların onu yerken artık aynı hissi yaşamıyor oluşu mesele. Aslında kimse hamurundan, tadından şikâyet etmiyor çünkü oraya gelene kadar dertler derya olmuş oluyor. Hayatın tadı ile lahmacunun da tadı değiştiğine ikna bir şekilde yola devam diyorlar. Greedflasyona, skimpflasyona ekmek bana bana diyorlar hem de.

Merkez ve ekonomi yönetimi sokağın nabzından çok uzak olduğu için pek bilmez hayatın içinden iktisat beklenti raporlarından önce taş fırınların önünde olgunlaşıyor. Hiçbir resmi istatistik, ince bir hamurun üzerindeki kıymanın yıllar içinde nasıl inceldiğini, limonun artık düşünülerek sıkıldığını ya da insanların sipariş vermeden önce menüye birkaç dakika fazla baktığını anlatamaz. Lahmacun bugün merkezin yıllardır kabul etmediği, görmezden geldiği maliyet enflasyonunun taş fırındaki vücut bulmuş hali bir bakıma. İçindeki kıyma döviz kurundan etkileniyor, un enerji maliyetinden, domates lojistikten, lahmacunun fiyatı ise kiradan ve personel giderlerinden. Masaya gelen şey aslında fındık lahmacundan öte bir şeye dönüşüyor. En düşük ortalama fiyatın Van’da yaklaşık 92 TL, en yüksek fiyatın ise Adana’da 322 TL seviyesinde olması; yalnızca maliyet farkını değil, gelir yapısını, tüketim alışkanlıklarını ve bölgesel fiyatlama davranışlarını da gösteriyor. Bir zamanlar halk ürünü olan çıtır lahmacunun bugün bazı şehirlerde premium tüketime dönüşmesi ekonomik kırılma ile birlikte sosyolojik kopuşun da nasıl gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

BİR LAHMACUNDAN FAZLASI

Research İstanbul’un Nisan 2026 Lahmacun Endeksi gastronomik bir veriden çok daha fazlası. Belki sosyolojik bir özet, belki de psikolojik bir fragman belki de uzun süredir devam eden ekonomik hikâyenin küçük bir sezon finali. Endeks verilerine göre lahmacun zamlarının hızı yavaşlamış. Aylık artış yüzde 2,15’ten yüzde 1,97’ye gerilemiş. Teknik olarak buna dezenflasyon deniyor biliyorsunuz hani bize 3 yılı aşkındır anlatılan ama bir türlü varlığına inanamadığımız gibi. Yani fiyatlar hâlâ artıyor ama daha yavaş artıyor, yersen. Bu biraz, uçurumdan aşağı düşerken hızınızın düşmesine benziyor. Evet, teknik olarak bir yavaşlama var ama yere çarpma gerçeği değişmiyor.

Zaten vatandaşın meselesi de bu. Çünkü insanların fiyat artış hızından acı duydukları anları geride bırakalı epey oldu. Artık fiyatın ta kendisini yaşayarak zevk almaya bakıyoruz. TÜİK aylık enflasyonu beklentilerin üzerinde %4,18 gelse de menülere bakınca masaya çöken o kısa sessizliğin hissini tarif etmekten oldukça uzak kalıyor. Eskiden insanlar lahmacun söylerken hesabı çok düşünmezdi. Şimdi menü açılır açılmaz herkes kısa bir iç muhasebe yapıyor. “İçindeki gerçekten kıyma mı”, “Ayran alırsam fazla olur mu?”, “İki tane söylesem abartı mı kaçar?”, “Kartın limiti yeter mi?” …
Modern ekonominin en sert yanı da bu zaten, insanların iştahını değil, zihnini yoruyor vicdansız.
Lahmacunun dahi hangi sınıfa ait olduğumuzu gösterdiği enteresan bir döngüyü yaşıyoruz en acılısından.
Yukarıda Adana örneğini verdik ama İstanbul’daki tablo daha da ilginç. Sultanbeyli’de 79 liraya satılan lahmacun ile Beşiktaş’taki 220 liralık lahmacun arasındaki fark sadece kıyma farkı değil biliyoruz değil mi. Aradaki fark kendini lahmacun yerken dahi özel, prestijli, saygın hissettiren sosyal statü vergisinden kaynaklanıyor. Ankaralıların deyişiyle “Lahmacun la bu lahmacun”.

Anlayacağınız bir yerde lahmacun hâlâ karın doyururken başka bir yerde ise inanılmaz bir deneyim satıyor. Türkiye’de sınıfsal ayrışmanın artık sosyoloji kitaplarından çok menü fiyatlarında okunması da bu yüzden tesadüf değil. Eskiden lahmacunun yanında gelen sumaklı soğan ve yeşillik küçük bir jestti. Şimdi ise neredeyse premium üyelik avantajı gibi hissediliyor. Yakında restoranların yeşillik dahil paket sunmasına şaşırmamak lazım. Çünkü enflasyon her geçen gün normallik duygumuzu da değiştiriyor maalesef.

SOFRALARDAN TAŞAN SESSİZ KRİZ

İnsanlar artık hiçbir şeyin eski tadı olmadığını söylüyor.

Belki gerçekten hiçbir şey değişmedi. Belki fırın aynı fırın. Hamur aynı hamur. Baharat aynı baharat. Ama insanlar artık aynı insanlar değil. Çünkü bir dönem spontane yaşanan hayat, bugün sürekli hesaplanan bir düzene dönüştü. İnsanlar yemek yerken bile kira düşünüyor, kredi kartı limiti hesaplıyor, ay sonunu planlıyor. Enflasyon sadece sofrayı küçültmüyor; zihindeki rahatlık hissesini de aşındırıyor. Belki de bu yüzden bugün herkes aynı cümlede buluşuyor:

“Eski tadı yok.”

Çünkü
aslında eksilen şey lahmacunun tadı değil. Birlikte ucuzlayabilen hayatların hissi. Hesap yapmadan yaşamanın konforu. Küçük şeylerden mutlu olabilmenin ekonomik zemini.
Ve galiba bu yüzden lahmacun hâlâ Türkiye’nin en dürüst ekonomik göstergesi olmaya devam ediyor. Çünkü
hiçbir grafik, hiçbir gösterge, hiçbir teknik rapor hayat pahalılığını ince bir hamurun üzerindeki kıymanın ağırlığı kadar somut anlatamıyor.
Bizde geçim derdi, insanın içindeki şiiri susturur.
#Ekonomi
#istatistik
#maliyet