Akar Çeşme

04:0027/05/2026, Çarşamba
G: 27/05/2026, Çarşamba
Mustafa Kutlu

Susuz bir çeşme kadar insana hüzün veren başka ne olabilir? Yapraksız bir ağaç, çocuksuz bir anne; neredeyse Nihat Hayri’nin şiirindeki gibi “Parçalanmış bir tablo/Ve yaralı bir ceylan” diyeceğim. Su için yazılanlar o kadar fazla ki. Hangisini sayayım? Fuzulî’nin ünlü “Su Kasidesi”nin sadece bir beyti yeter. Ecdadın suya verdiği değer yüzünden çeşmeler o kadar güzel. “Su gibi aziz ol” sözü boşuna söylenmemiş. Suları barajlarda topladık; işte o günden beri su, su olmaktan çıktı, modern dünyanın alınıp-satılır

Susuz bir çeşme kadar insana hüzün veren başka ne olabilir?

Yapraksız bir ağaç, çocuksuz bir anne; neredeyse Nihat Hayri’nin şiirindeki gibi “Parçalanmış bir tablo/Ve yaralı bir ceylan” diyeceğim.

Su için yazılanlar o kadar fazla ki. Hangisini sayayım? Fuzulî’nin ünlü “Su Kasidesi”nin sadece bir beyti yeter. Ecdadın suya verdiği değer yüzünden çeşmeler o kadar güzel. “Su gibi aziz ol” sözü boşuna söylenmemiş.

Suları barajlarda topladık; işte o günden beri su, su olmaktan çıktı, modern dünyanın alınıp-satılır metalarından biri oldu. Ne tadı kaldı, ne rayihası. Ancak TV reklamları ile pet şişelere zorla sokulup, darda kalınca içilir oldu.

Su da toprak gibi, hava gibi insan ile olan asli bağlarından sıyrıldı. Mevsimler değişiyor, kaynaklar kuruyor. Belki de insanın bu vefasızlığı, hoyratlığı gün gelecek suyun bizden iyice ürküp toprağın derinliklerinde bir yerlerde saklanmasına, orada eski günlerini yâd edip içli içli ağlamasına sebep olacak.

Şimdi biz akmayan çeşmeleri “kurtarma” kampanyaları açabiliriz. Zarfı kaybettik ya, mazrufla oyalanabiliriz. Hemen her sahada olduğu gibi.

Eyüp’ten Defterdar’a doğru uzanan daracık Zal Sokağı boyunca yürüyorum. Sağda solda “korumaya alınmış” ahşap, döküntü binalar. Binalar gibi sefalete yuvarlanmış insanlar. Tek tük mezar taşları, duvarları yıkık hazireler. Üzerleri bir karış toz türbeler, kırık sandukalar.

Zal Mahmud Paşa Camii’nin avlusunda kirli çamaşır suları. Medrese odalarında kalan fukaralar. Kırık sarıklı mezar taşları arasında çiçek açmış bir elma fidanı.

Zal Mahmud Paşa Camii’nin karşısında minicik bir mescit. Şipşirin bir minare. Aslında ahşap olmalıydı bu minare, lakin değil. Taşı ahşap gibi işlemişler. Sadece bu minare bile hazineler değerinde.

Önüm sıra bir ihtiyar yürüyor. “Nedir bu mescidin adı” diye soruyorum. Salih Paşa Mescidi diyor. Otuz üç yıldır bu semtte oturuyormuş ihtiyar. Mescit hep kapalı. Belki adını da yanlış hatırlıyor. Aman Allah’ım, ne kadar mezar, ne kadar hatıra! Oto tamircilerinin, manavların, kahvelerin, evlerin duvarlarında, kenarda köşede kırık mezar taşları, kallavi kavuklar. Bir istila görmüş sanki bu semt veya burada oturanlar evlerini terk etmişler. Başka bir kabile gelip yerleşmiş sanki buralara. Ne kadar bakımsız, ne kadar terk edilmiş. Ölülere sahip çıkamayanlar, dirilere sahip çıkabilir mi?

Akar Çeşme, Zal Sokağı’nın, Haydar Baba Sokağı ile kesiştiği köşe başında. Karşısında eski bir ahşap ev, alt katında bir manav. Çeşme kim bilir ne zamandan beri akmıyor? Adını bu semte vermiş, lakin kendini nisyana terk etmiş.

Bir süre dillerim lâl olmuş bakıyorum karşısında. Kim bilir bu çeşmeden kimler tasını doldurdu? Kaç susamış yolcuya su verdi? Gün gelir onu da oradan alırlar, ne ismi kalır, ne cismi.

Defterdar’a doğru giderken sağ kol üzerinde bir de hamam bulunuyor. Tabelası yerinde ama, hamam çalışmıyor artık: Akarçeşme Hamamı.

Bu semte aynı zamanda “Çömlekçiler” denirmiş eskiden. Dolayısıyla hamamın bir diğer adı da “Çömlekçiler Hamamı”. Türk hamam mimarisinin güzel örneklerinden biri. Lakin o da hamamların işlevini yitirmesi ile kapılarını kapamış anlaşılan.

Susuz bir çeşme kadar insana hüzün veren başka ne olabilir?
#aktüel
#hayat
#mustafa kutlu