
Trump’ın imzaladığı 14 maddelik mutabakat metni, sadece savaşın geçici olarak durdurulması veya nükleer anlaşmanın önünün açılması anlamına gelmiyor. Anlaşma aynı zamanda bölgesel güç dengeleri, Amerika-İsrail ilişkisi ve İran’ın normalleşmesi açısından da kritik önem taşıyor. Anlaşmayı İran’a büyük taviz olarak yorumlayanlara karşı diplomatik bir zafer ve tarihi fırsat olarak savunanların varlığı, savaşın ekonomik ve siyasi maliyetinin büyük bir baskı ürettiğini gösteriyor. Ancak önümüzdeki süreçte yapılacak hatalar ve nihai bir anlaşma varılamaması şahinlerin tekrar gündemi belirlemelerine hizmet edecektir. Bu da şu ara İran konusunda ayrışan ABD ve İsrail’in tekrar savaş moduna geçmelerine neden olabilir.
Trump’ın İran’la imzaladığı anlaşmaya verilen tepkilerin çeşitliliği, farklı tarafların anlaşmayı nasıl okuduğuna göre değişiyor. Uluslararası aktörler ve bölge ülkeleri, savaşın sona ermesi, Hürmüz Boğazı’nın açılması ve diplomatik çözüm bulunması nedeniyle ihtiyatlı bir rahatlama görüntüsü veriyor. Amerika’da Cumhuriyetçilerin bir kısmı ihtiyatlı tavır sergilerken Trump’ı sert eleştiren isimler de var. Şahinler ve İsrail’e yakın isimlerle birlikte İsrail’deki güvenlik çevreleri ve muhalifler de anlaşmayı İran’a fazla taviz verilmesi olarak görüyor. Anlaşmanın nihai bir çözüm olmadığı için geçici ve kırılgan bir mutabakat niteliği taşıması, destekçilerin bile ‘uygulamaya bakalım’ minvalinde açıklama yapmasına neden oldu.
İran açısından ise anlaşma yaptırımların kaldırılmasıyla ekonomik nefes alma anlamına geleceği için pragmatik kanat tarafından başarı olarak sunuluyor. Zira yaptırımların kaldırılması ve 300 milyar dolarlık ekonomik yatırım vadeden anlaşma metni, İran’ın uranyum zenginleştirmesi konusunda ‘statükonun’ korunacağından bahsediyor. Sertlik yanlıları ise hem Amerika’ya güvenilmeyeceğini hem de İran’ın nükleer ve bölgesel pazarlık gücünün aşındırıldığını savunacaktır. Anlaşma savaş ihtimalini şimdilik azaltan bir diplomatik başarı olarak öne çıksa da İran’ın nükleer programı, füze kapasitesi ve bölgesel vekilleri gibi temel konularda nihai bir çözüm üretmekten ziyade yeni bir müzakere sürecinin başlangıcı anlamına geliyor.
Bu anlaşma Amerika-İsrail ilişkisini kopma noktasına götürmez fakat ilişkideki güç dengesizliğini ve farklı öncelikleri daha belirgin hale getirecektir. Washington anlaşmaya savaşı durdurmak, Hürmüz’ü açmak ve enerji fiyatları açısından bakarken İsrail aynı metni İran rejiminin ayakta kalması, zenginleştirilmiş uranyumun ellerinde kalması, balistik füzelerin tamamen ortadan kaldırılmaması ve Hizbullah gibi İran vekillere desteğin devamı bağlamında değerlendirecektir. Netanyahu İsrail’in Lübnan’da güç kullanma hakkını saklı tutarken Trump’ın ‘bir Hizbullah üyesi girdi diye bütün binayı yok etmenin’ aşırı olduğu yönündeki sözleri iki ülke arasındaki gerilimin devamının habercisiydi.
İki ülke arasındaki stratejik ittifak devam edecektir ancak İsrail’in operasyonel serbestliğini sınırlandıran taktiksel ayrışma öne çıkacaktır. Amerika İsrail’in bu anlaşmayı sabote etmesine izin vermek istemeyecektir ve Netanyahu da Trump’la doğrudan çatışmaktan kaçınıyor. Netanyahu savaşın hedeflerine ulaşıldığını savunarak zafer ilan etmeye çalışacağının sinyalini verdi ancak bundan sonra Amerika’yı rahatlıkla arkasında bulamayabilir. Amerika-İsrail ilişkisi önümüzdeki dönemde İran-Lübnan hattındaki gerilimlerden doğrudan etkilenecek görünüyor. Anlaşmada ‘Amerika ve müttefikleri’ ibaresine yer verilse de İsrail’in anlaşmaya taraf olmaması ve kendi politikasını belirleyeceği yönündeki açıklamaları iki ülke arasındaki gerilimin bir süre devam edeceğine işaret ediyor.
Bu sorunun cevabının hızlı bir ‘hayır’ olması için çok sebep var. Uzun yıllar devletin ideolojik örgütlenmesinin güvenlik ve dış politikasını belirlemesi, Kissinger’ın meşhur ‘devlet mi dava mı’ olacaklarına karar vermeleri gerekir şeklindeki sözlerine yol açmıştı. İsrail ve Amerika’yla uzun yıllar süren bir meydan okuma ve bölgesel mücadelenin içine giren İran’ın yönetimi savaş sonrasında nihai bir anlaşmaya varırsa normalleşmesinin önü açılacak. Ancak bu fırsatı tepmesini sağlayacak çok fazla aktör var ve bunların başarı ihtimalini yabana atmamak gerekir. Diğer bir deyişle, İran normalleşme yoluna girse de başta İsrail olmak üzere bunu durdurmak isteyen güçler olacaktır.
Önümüzdeki 60 günlük sürede Trump’la anlaşmaya varamazlarsa tekrar savaşa dönülmesi ve sürekli bir çatışma sarmalına girilme ihtimali artacak. Bu senaryo Trump’la Netanyahu’yu tekrar yakınlaştırabilir ve İran’a karşı sertlik yanlıları da adeta bayram edecektir. İran çok geç de olsa Trump’la Netanyahu’nun arasını açmayı başarmış görünüyor ve önümüzdeki dönemi Amerika’yla yeni bir açılım yaparak İran’ı normalleşme yoluna sokacak stratejik bir fırsat olarak görmesi gerekiyor. Bu tarihi şansı kaçırması hem İran halkı hem de savaştan bir türlü kurtulamayan bölge için büyük bir hayal kırıklığı olacaktır.
Trump yönetimi maksimalist tavrından vazgeçmiş görünüyor ve çok daha makul bir noktaya gelmiş durumda ancak müzakere sürecinin sonuçsuz kalması durumunda ‘fabrika ayarlarına’ dönebilir. Bu da tarihi bir fırsatın heba edilmesi anlamına gelebilir. Amerika’nın savaşı bitirmesi, İsrail’in hareket alanının sınırlandırılması ve İran’ın normalleşme adımları atması bölge için tarihi bir dönüm noktasına dönüşebilir. Ancak Obama’nın nükleer anlaşma sonrasında olduğu gibi İran bölgesel etkisini artırma derdine düşerek bölgede istikrarsızlık yaratırsa tekrar başa dönülmüş olur. Nihai anlaşmanın kalıcı olması ve bölgeye istikrar getirmesi durumunda Amerika’yla İsrail arasındaki taktiksel farklılıkların giderek kalıcı bir stratejik ayrışmaya dönüşmesi dahi mümkün olabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.