
Türkiye, ABD’den sonra ittifakın en büyük askeri gücü olarak bu zirveye çok büyük önem veriyor. Ankara’da neredeyse olağanüstü durum ilan edildi. Zirvenin Türkiye ve ittifak üyeleri için önemi, “zamanlama”ya ve dünyaya bakınca net biçimde ortaya çıkıyor. Sadece ev sahibi Türkiye için değil, bütün üyeler için bu zirve, bir dönüm noktası olarak tarihe geçebilir.
Trump’ın bile “Erdoğan’ın hatırı için katılıyorum” dediği iddia edilen zirve, Türkiye’nin coğrafyayı kapsayan savunma arayışlarında “NATO ne kadar olacak” sorusunu sormamızı zorluyor. Türkiye’nin kendi coğrafya haritası ile NATO’nun coğrafya haritası artık tam olarak örtüşmüyor.
Açık söyleyelim: Güney Asya’dan Doğu Afrika’ya kadar uzanan coğrafyanın en büyük askeri gücü ve savunma tedarikçisi ülke Türkiye. Öyleyse, “NATO’nun en fakir ülkesi” tekerlemelerinin ötesine bakıp, “Türkiye’nin büyük oyuncu olarak sahaya dönüşü”nün yankılarını dikkatle izlememiz gerekir.
Türkiye ABD ile mi iş tutacak, NATO ile mi iş tutacak, Avrupa ile mi iş tutacak? NATO dışında Avrupa savunması için yeni bir güvenlik alanı mı inşa edilecek, burada İsrail’in durumu ne olacak?
Türkiye geleneksel NATO yapılanmasının ötesinde ABD ile özel bir ilişki, Avrupa ülkeleri ile birebir ve özel ilişkiler mi kuracak? Şu an en sağlıklı görüneni bu gibi duruyor.
Elbette bu zirve, büyük bir meydan okumaya, ittifakın “dünya güvenliğini dizayn eden güç” şovuna sahne olacak. Çünkü dünyada bu şekilde bir askeri ittifak zaten yok. Bu gerçek de her iddialı sözün etkisini artıracak. Bu yüzden de Batı ittifakı belki de son büyük meydan okumasını Ankara’dan yapacak.
Hemen söyleyelim, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Batılı düzenin hâlâ ayakta kalan tek ulus üstü kurumudur NATO. Diğerleri ya feshedildi ya unutuldu, ya olduğu gibi hantal yapılar olarak duruyor ama hiçbir etkisi kalmadı.
BM’nin yapısının bile derin bir sorgulamaya tabi tutulduğu, beş daimi üye adaletsizliğinin Türkiye tarafından ağır eleştirilere maruz bırakıldığı, ortada eski dayanışmasını kaybetmiş bir Batı dünyası varken, NATO sorgulaması, eski eleştirilerin çok ötesine geçip yapısal değişiklikleri tetikleyecektir.
Türkiye kırk yıl sınırlarını ve şehirlerini yakıp yıkan terör dalgalarıyla boğuştu. NATO hiç yardım etmedi. Türkiye, güney ve batı sınırlarından tehdit edildi, NATO hiç sahip çıkmadı. Bugünlerde İsrail, “Türkiye’ye saldıracağını” açık açık söyleyebiliyor. NATO’dan tek bir tepki görmedik.
Benzer örnekler çok fazla. NATO için Türkiye, “ABD ve Avrupa çıkarları için savaşacak asker” anlamı taşıyordu. Ama bu anlayış bugünlerde köklü bir değişime uğruyor.
Türkiye’nin son on yıldır, savunma teknolojilerinde, coğrafyaya dönük ortaklıklar mimarisinde NATO’nun hiçbir katkısı yok.
Tam tersine ittifak üyeleri bu gelişmeleri hep tehdit gördü, sınırladı, engeller çıkardı. Bu da, Türkiye’nin gelecek planları ile Avrupa’nın gelecek planlarının kesinlikle örtüşmeyeceğinin ilk işaretleridir.
Eğer ABD, NATO’ya mesafe koyarsa ne olacak? İttifak bir Avrupa savunma gücüne mi dönüşecek? Bugün Rusya tehdidine karşı Avrupa savunması için Türkiye’den destek isteyen ülkeler, böyle bir durumda ne yapacak?
Türkiye’nin askeri patronluğuna mı sığınacak? Türkiye’yi AB’ye almayan, tehdit gören bu ülkeler, NATO konusunda da aynı hatayı mı yapacak?
Peki ABD’nin mesafe koymasından sonra Avrupa bölünmesi ittifaka nasıl etki edecek? Alman-Fransız kara Avrupası ile Anglosakson Avrupa ya da İtalya ve İspanya gibi Güney Avrupa ülkeleri arasındaki ayrışmaya dayanabilecek mi?
Bugünkü Avrupa ülkeleri İngiltere için savaşmaz. İngiltere Kara Avrupası için savaşmaz. Güney Avrupa ise, “NATO var” diye kendi savunma arayışını asla terk etmez. Bunun bir intihar olduğunu bilir.
Türkiye NATO’nun devamını istiyor. Dengeli bir güç düzeni inşa edilene kadar ittifakın istikrar unsuru olarak kalmasını istiyor. Ama ilelebet varoluşuna ihtiyaç duymayacak. Bugün nasıl AB üyeliğine muhtaç değilse hatta bunu bir yük olarak görmeye başlamışsa yarın aynı şeyi NATO için de düşünecek.
Türkiye için ittifakın geleceği büyük sınavlarla dolu. Yarın Doğu Akdeniz ve Ege’de bir çatışma olduğunda NATO nasıl davranacak? AB üyeliğinin de zorlaması ile Yunanistan ve Rum Kesimi’ne mi destek verecek?
Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır-Pakistan arasında kurulabilecek askeri ortaklığa nasıl bakacak? İngiltere’nin, Avrupa’nın yönlendirmesiyle Türkiye’yi Rusya ile savaştırma planları karşısında Türkiye-NATO ayrışması olursa ne olacak?
Çok zor sorular var. İşin esası şu: Türkiye’nin bölgesel ve küresel hesapları ile NATO üyeliği artık tam örtüşmüyor. İttifak bu anlamda Türkiye’yi sınırlıyor, hatta eski alışkanlıklara devam edip Türkiye’yi hâlâ “cephe ülkesi” olarak görüyor. Türkiye artık Avrupa için savaşacak bir güç değil. Avrupa savunmasına destek verir ama “paralı asker” olmaz.
Öyle sanıyorum ki, NATO’nun geleceği Avrupa içi parçalanmanın kurbanı olacak. AB üyeleri, ittifak şemsiyesi dışında farklı güvenlik arayışlarına girecek, ulusal politikalarına yönelecek. ABD vesayeti kalktığı anda bazı Avrupa ülkelerinin Rusya ile yeni bir ilişki kuracağını söylemek şimdiden mümkün.
Türkiye artık AB ya da NATO ile sınırlandırılabilecek bir ülke değil. Kendi arayışı var. Kendi bölgesel ortak güvenlik kalkanları hesabı var. Batı ile arasında derin bir güvensizlik var. Bu güvensizliği besleyecek çok büyük bir tarih var.
NATO’ya da AB’ye de aslında ihtiyaç duymuyor. Ama Atlantikçi güvenlik algısı hâlâ diri ve Batılı kurumlara bu yüzden sahip çıkıyor.
En nihayetinde, Türkiye’nin kendi yürüyüşü, coğrafyasına yönelik ortaklıklar hesabı bütün bunların ötesinde. Tarih de böyle akacak. Türkiye artık “cephe ülkesi” şeklindeki stratejik değer tanımına bağlı değil. “Patron Devlet” modeli ile hareket eden bir ülke. Bu da bütün hesapları değiştirecek, değiştiriyor da.
Bence Türkiye, AB ya da NATO gibi, kurumların himayesinde bir gelecek düşünmüyor. Daha çok ABD ile özel bir ittifak ilişkisi, Avrupa ülkeleri ile ayrı ayrı özel bir ittifak ilişkisi düşünüyor.
Bu arada Rusya ile güvenlik krizlerine girmeyi de özellikle reddediyor. Bu harita ile bakıldığında NATO’nun Türkiye için de bir gelecek umudu olmayacağı açıktır.
Hatırlayalım: Ankara’da NATO zirvesinin yapıldığı ay, bir hafta sonrası 15 Temmuz saldırısının onuncu yıldönümü. “Darbe girişimi” olarak tarihe geçen bu olay aslında bir dışarıdan müdahaleydi.
Aslında Türkiye’ye saldırıydı. Ve NATO üyelerinin bir kısmı bu işin içindeydi. Bugün hâlâ saldırganları ülkelerinde koruyorlar. Bu ülkeler aynı zamanda Türkiye’ye askeri ambargo uyguluyordu.
Türkiye’nin büyük tarih ve coğrafya hareketliliği işte bu saldırıdan sonra yoğunlaştı. “Kimseye ihtiyaç duymadan, coğrafya ortakları ile yol yürüme” o tarihten sonra NATO’nun bile aklını karıştıran, Avrupa’yı Türkiye’den destek isteyecek hale getiren bir güç alanı oluşturdu.
Bu bir mucizeydi. Belki de 21. yüzyılın denklem değiştirici en büyük gelişmesiydi.
İşte her şeye bu güç inşası üzerinden bakmamız gerekiyor. Kimse ile düşmanlık, hasımlık istemeyiz ama imparatorluk mirasına sahip bu ülkenin hafızası diridir. Bizi yeniden “cephe”ye dönüştürecek hiçbir adımı sahiplenmeyiz.
15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye, Rusya ile savaştırılacaktı. Yeniden cephe ülke olacaktı. Sonra da küçültülecekti. Bunun iç politik dizayn ve girişimlerini bile yaptılar, bu ülkeyi siyasi terörizmle bile sınadılar. Oyunun kuralı güç oranında konuşmaktır. Hesaplar artık böyle yapılacak. Türkiye de bunu yapıyor.
Sadece Türkiye değil, ABD’nin yeni güvenlik kurgusu, AB’nin yeni güvenlik arayışları, Türkiye’nin büyük coğrafya ölçekli güvenlik kalkanı planları birlikte düşünüldüğünde, NATO gibi geleneksel askeri ittifakın, yeni küresel güç matematiği ile örtüşmediğini açıkça ortaya koyuyor.
Bence ilk önce ABD bunu gördü ve ona göre adımlar atmaya başladı. Benzer adımlar atmak Türkiye için de zorunlu olacaktır.
Sanırım Türkiye, NATO’dan ziyade ABD ile askeri ilişkileri ayakta tutacak, coğrafyayı böyle bir geleceğe hazırlayacak önceliklere yoğunlaştı. Ne de olsa artık “Patron Devlet” modeli ile çalışıyor.
Bu her şeyi değiştirir. Tarihi bile. Ankara’daki NATO zirvesi, bu yüzden, ittifakın son büyük zirvesi olabilir. Eski ezberlerle konuşan herkesin kaybettiği bir çağ bu! Biz yeni cümlelerle yol alacağız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.