
ABD ve Avrupa’nın İsrail için bu coğrafyaya ödettiği bedel bin yıl unutulmaz. Zarar vermedikleri tek bir devlet, canını yakmadıkları tek bir millet kalmamıştır. Coğrafyamızın son iki yüz yılda yaşadığı iki büyük yıkım vardır:
Biri Birinci Dünya Savaşı ve sonrasının yıkımı. Diğeri 1950’lerden sonra İsrail için yeniden başlatılan ikinci yıkımdır. Dolayısıyla “İsrail’in bedeli” bize dünya savaşı kadar büyük olmuştur.
Ortadoğu’nun (Batı Asya) tamamında, Doğu ve Kuzey Afrika’nın tamamında, Güney Asya’nın büyük bölümünde, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nin her karışında, Doğu Akdeniz ve Ege’nin tamamında bir İsrail yıkımı yaşandı. Bu bölgelerdeki uluslar ve devletler artık böyle bir bedeli ödemeyecek. Ancak, ödenen bedellerin hesaplaşmasını da mutlaka yapacaktır.
Bizim coğrafya insan medeniyetinin merkezidir. Hoşgörüsü ne kadar genişse, öfkesi o kadar şiddetli, hafızası korkunç derece diridir. Her yıkımın bir bedelinin olacağı, her şehrin bir hafızası olduğu bilinmelidir. ABD ve Avrupa’nın İsrail adına işlediği cinayetlerin de, kıyımların da, milletlere yaşattıklarının da elbette bir hesabı olacaktır.
Eğer bilgiler doğruysa -ki, bu konuda her şeye şüphe ile bakmak gerekir-, Trump yönetimi İran’la İsrail’den habersiz bir anlaşma yapmış. Netanyahu’nun “bu sizin anlaşmanız” tepkisi, İsrail aşırı sağına mensup isimlerin “İsrail egemen devlettir, anlaşma bizi bağlamaz” sözleri, ABD içindeki İsrailli ırkçıların öfkeleri, genel olarak İsrail’in bu anlaşmayı sabote edeceği beklentisi, İran konusunda bir İsrail-ABD farklılığının işareti olabilir.
Hatta bazı haberlere göre İsrail, Trump yönetiminden anlaşmanın detaylarını resmi olarak talep ediyor, ama ABD yönetimi bunu reddediyor. Yine ABD içinde, “ABD çıkarlarını İsrail çıkarlarının önünde tutmalı mıyız” tartışmaları başlıyor.
Peki, ABD-İsrail ilişkilerinde bir kırılma yaşanır mı? Trump, İsrail’e direnebilir mi? ABD’yi rehin alan İsrail’in gücü kırılabilir mi? İsrail’in ABD çıkarlarını sabote etmesine daha ne kadar tahammül edilebilir? ABD’yi zehirleyip, küresel ölçekte kredisini tüketmesine dur diyebilirler mi?
Çok zor, hatta imkansıza yakın. Bu konularda kesin ve net cümleler kurmak imkansız. Ama yine de; eğer İsrail dışında bir Amerikan aklı varsa, küresel güç haritasındaki derin değişime doğru bakabiliyorlarsa, İsrail’in ABD’yi tüketmesine dur demeyi bilmeleri gerekiyor.
ABD’nin, Avrupa’da bile kredisinin nasıl tükendiğini görmeleri gerekiyor. İsrail şu an dünyanın en nefret ettiği ülke. Ve bu oran çok yüksek. ABD’nin bu nefreti sahiplenmesi, ABD’ye nefreti de o oranlara yükseltecektir. Zaten şu an küresel ölçekte bu oran oldukça yüksektir.
Trump’ın “İsrail Lübnan’dan çekilmeli” beklentisi ne kadar gerçek olur, İsrail onu ne kadar dinler bilmiyoruz ama, İsrail aşırı sağı Trump’ın Netanyahu’yu sürekli azarladığını söylüyor. Bu “azarlama” işi de ABD’nin bu coğrafyada İsrail’e rağmen arayışlara girmesine işaret olabilir mi sorusunu da akla getiriyor.
ABD-İran anlaşmasında kamuoyuna sızan maddeler, eğer doğruysa, İran’ın lehine. Bu maddeler, ABD’nin İsrail için savaşa girmekten rahatsız olduğuna işaret eder. Neredeyse her şeyi kabul etmiş, neredeyse İran’la yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyor, neredeyse İsrail’in saldırı gerekçelerini tersine çeviriyor. Bu maddelerin İsrail’i çıldırttığı açık.
Şöyle bir bölgesel güç arayışı var önümüzde: İsrail, Kızıldeniz’de Somaliland diye uyduruk bir kabile, Basra Körfezi’nde BAE, Doğu Akdeniz’de Rum Kesimi ve Ege’de Yunanistan ile bir coğrafya, bir güç tasarımı yapıyor. Bu zayıf ülkelerle bir güç gösterisi yapıyor.
ABD silahıyla, coğrafyanın tamamına saldırıyor, terör fırtınaları estiriyor, bütün ülkeler tarafından tehdit görülüyor, nefret ediliyor. Buradan bir coğrafya tasarımı, buradan bir bölgesel güç denklemi çıkmaz. ABD silahı eksildiği an, İsrail ve bu ülkelerin tamamı imha olur.
Bir de Türkiye’nin öncülük ettiği, coğrafyanın büyük devletlerinin, büyük milletlerinin içinde olduğu, Doğu Afrika’dan Hindistan sınırına uzanan bir devasa uyanış var. Büyük imparatorlukların, devletlerin mirasıyla hareket eden, 21. yüzyıl güç matematiğini değiştiren bir güç yükselişi var.
“Coğrafyanın sahipleri” Birinci Dünya Savaşı sonrası ilk kez ayağa kalkıyor, yeryüzünün merkezini değiştiriyor, Avrupa gerileme dönemine girerken onlar tarihin akışını arkasına alıyor, bir büyük coğrafya tasarımını ilmik ilmik dokuyor.
Avrupa ülkelerinin bir kısmı bunu gördü. Her ne kadar Gazze’deki soykırıma katılsalar da, ABD telkinleri ile İsrail’e destek verseler de, tarihin artık öyle akmayacağını fark etti. Peki, ABD siyasi aklı bunu ne zaman görecek? İsrail için dünyanın en büyük gücünü eritmeye devam edecekler mi?
Bu kumarı oynayıp, İsrail’i koruma adına ABD gücünü eritecekler, dünyadan tecrit etmeyi göze alacaklar mı? Yahudi ırkının kendilerini bütün dünyaya düşman ettiğini, er ya da geç kendilerini de vurmaktan çekinmeyeceğini görecekler mi?
İnsan ırkına savaş açan bir azgınlar topluluğuna teslim olmak, bütün devletleri ve milletleri imha eder. Büyük insanlık ailesi, er ya da geç, bu zehri kusar, bu tür imparatorlukları da tarihe gömer.
İsrail’in ABD’nin ömrünü nasıl kısalttığını göremeyenlerin dünyanın geleceğine dair öngörüleri başarısızlıkla sonuçlanacaktır.
Onlar, kendileri dışındaki dünyanın nasıl hareketlendiğini, nasıl güç arayışlarına girdiğini, bunun artık olmayan dünya düzenini nasıl formatlayacağını hala algılamamış görünüyor. Çünkü onlar, İsrail ve gücün zehirlediği bir akılla dünyaya doğru bakma fırsatını kaçırmak üzere.
Türkiye ve yeni coğrafya tasarımının mimarları geleceğin dünyasına büyük adımlarla yürüyor. Küresel ve bölgesel güç arayışında olan her ülke, bu yükselişten pay almak isteyecek, bu yükselişle yan yana görünmek isteyecektir.
Artık Soğuk Savaş ve öncesinin yıkılmış coğrafyası olmayacak. “Yönetilebilir” coğrafyası olmayacak. Böyle olunca da, yeryüzünün eksenini oluşturan bu güç haritasına karşı duranların, yeryüzünün merkez ekseninde gücü de kalmayacak.
İşte o zaman, İsrail’in terör aklına teslim olanların neler kaybettiğini göreceğiz. Tarihi ve gücü nasıl ıskaladıklarını göreceğiz. Böyle bir coğrafyada İsrail’in yer tutamayacağını göreceğiz. İnsanlık ailesini, bazı devletleri nasıl terbiye ettiğini, bazılarını nasıl tarihten çıkardığını da göreceğiz.
Peki, ABD bunu görebilecek mi? Ya da İsrail’e rehin verilmiş aklıyla dünyayı mı kaybedecek? Unutmayın, sermaye, teknoloji, savunma, insan kaynağı açısından dünya ile bu ülkelerin arasındaki mesafe kapanmak üzere.
Yeryüzü kaynaklarının ezici miktarı da “yeni güçler”in denetiminde. Sadece silah zoruyla dünyaya tahakküm etmenin imkansız olduğunu tarih büyük örneklerle bize anlatır.
İsrail, Avrupa’nın sonra da ABD’nin “20. yüzyıl Garnizonu”dur. Bu yüzyılın şartlarına göre kurulmuş bir Batı cephesidir. Ama yirminci yüzyıl şartları yok artık. Batı’nın bütün dünyaya hükmettiği düzen yok. Gücü de yok kurumları da yok. Batı’nın artık İsrail gibi bir Garnizon’a da ihtiyacı yok.
Soykırımcı ırkçılar her ne kadar “Batı için savaşıyoruz” diyerek kendilerine yeni stratejik değer tanımı yapsalar da, milletlerin yürüyüşü karşısında bunun bir karşılığı yok.
Buna inanacak, bir “terör örgütü”nin aklına bütün Batı’yı teslim edeceklerse varsınlar bunu yapsınlar. Kendilerini İsrail için kurban seçsinler. Ama kısa zaman içinde milletler, İsrail ağlarına takılmış yöneticilerin ve kadroların dışında bir arayışı mutlak seslendireceklerdir.
Trump’ın İran’la anlaşması, belki ABD’ye böyle bir fırsat sunar. Belki ABD siyasi aklı, gözlerini İsrail’den uzaklaştırıp biraz dünyaya bakmayı dener. İsrail’in kendilerine nasıl bir tuzak kurduğunu fark eder. Ya da etmez, onların bileceği şey. Ama dünya, kendi yolunda yürümeye, dönmeye devam edecektir.
Bugünlerde İsrail, doğrudan Türkiye’ye saldırıyor. “Türkiye Osmanlı’yı kuruyor” diyerek Arap ülkelerini korkutmaya, ABD askeri gücünü Türkiye’ye yönlendirmeye çalışıyor. Rum Kesimi, Yunanistan gibi ülkelerle Türkiye’ye karşı cephe oluşturmak istiyor. Açık açık “Türkiye’ye saldırmak”la tehdit ediyor.
Ama karşılaşacakları fırtına o kadar büyük ki, bu sözler, bu arayışlar hiçbir işe yaramayacak. Dahası, yeni coğrafya tasarımı onları boğacak, nefes alamaz hale getirecek. “Coğrafya silahtır” sözü hiçbir zaman bugünkü kadar geçerli olmadı. İşte o silahın kendilerine doğrultulduğunu çok iyi biliyorlar.
ABD, İran’a karşı kullanıldı. Peki ABD kendini Türkiye’ye karşı da kullandıracak mı? Bunun maliyet hesaplarını yapacak mı? Bunun, Batı Asya’da ABD varlığını yok edeceğini görecek mi? Bence görecek. Bence bu tuzağa düşmeyecek.
İsrail’in kendini parmağında oynatarak, bütün coğrafyada bir “hiç”e dönüştürmesine izin vermeyecek, veremez. Biraz aklı olan hiçbir devlet bunu yapmaz. İran’ın bütün ABD üslerini vurmasına, ABD ve İsrail’in bunu önleyememesine dikkat edelim. Bunun sonrasında başka neler yaşanabileceğini tahmin etmek mümkün.
Trump İsrail yörüngesinden çıkabilir mi? İsrail’i durdurabilir mi? ABD kendini, İsrail için sadece bir silah olarak görmeye ve bütün coğrafyada güç kaybetmeye devam eder mi? Bunu sorgulayacak olan Amerikan halkıdır. Avrupa’da işaretlerini gördüğümüz şeyi onlar da bir an gönce görmeli.
Bize gelince, bu büyük tarih sıçramasını, güç yükselişini, yeniden coğrafya tasarımını İsrail’e karşı yapmıyoruz. Yeryüzü ekseninde küresel ölçekte bir arayış bu. İsrail bu büyük hedef içinde sadece bir teferruat. Yürürken ezilip geçilecek bir detay.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.