
Babalar, sadece oğullarının değil, kızlarının da öğretmeni, yoldaşı, ustasıdır.
Çünkü evlatların şahsiyetinin mimarı babalardır.
Ve bir kız çocuğu da hangi yaşta olursa olsun, babası ölünce yetim kalır.
Yetim bir kız çocuğu için de Babalar Günü’nde babasını yazmak ne zordur!
Babam, gözümü açıp gördüğüm ilk adam; anne ve babasına vefalı bir evlat, muhabbetli bir koca, çocuklarını hem dünyaya hem ahirete hazırlamaya çalışan sarsılmaz bir irade.
Ailemin benden önce iki evladı doğumdan gelen sağlık sorunları sebebiyle vefat etmiş. Sağlıklı doğan ilk çocuğum. Babam, sağlıklı bir evladın büyük bir nimet olduğunu bana her zaman hissettirdi.
Dedem hafız hocası, babamın bir büyüğü oğlunu hafız yapmış ve daha sonra eğitim için ilçeye göndermiş. Babam da hafız olmak istemiş ama dedem kabul etmemiş. Çünkü o günkü şartlarda sadece bir çocuğunu ilçeye gönderebiliyormuş. Ama babam, çocuk aklıyla vazgeçmemiş. “Baba, beni de okut” diye tam iki yıl yalvarmış. O günleri bilenler “Bilal yalvara yalvara hafız oldu” derler.
Babam o günleri hiç unutmadı. Yaşadığı her dünya nimetini de hafız olmasının bir bereketi sayarak şükretti. Hıfzettiği Kur’an’ın, Hafız Hasan’dan aldığı eğitimin de hakkını vermeye çalıştı.
1965 yılında ilk görev yerinde, bir nahiyede imamlık yaparken çocuklar camiye gelsin diye kendi imkânlarıyla top alıp cami bahçesinde oynatır, ardından da Kur’an öğretirmiş.
Çocukken başlayan okuma aşkını, kendi çocukları için de sürdürdü. Ben henüz birkaç aylık bir bebekken, doğduğum nahiyede lise olmadığı için büyük bir karar almış: “Burada lise yok, kızımı burada okutamam. İstanbul’a gitmem lazım.”
İstanbul’da boş kadroların sınavlarına girmiş ve Çemberlitaş’taki Fuat Paşa Camii imamlık sınavını kazanmış.
Yıl 1968 ve medrese eğitimi almış hafız bir imam, sırf kızını okutabilmek için memleketinden ayrılıp İstanbul’a göç ediyor. Evlat için ne büyük bir nimet…
Bu fedakarlığın hakkı nasıl ödenir?
Babamın o kararı ile çocukluğum ve gençliğim Çemberlitaş’ta, Divanyolu’nda, Babıâli’nin gölgesinde geçti. İlkokulu Sultan Abdülhamid Han Türbesi’nin komşuluğunda, Türk Ocağı’nın yanı başında okudum.
Çocuk aklımızla dokunduğumuz o taş duvarlar, caddeler, sokaklar, ecdat yadigârı o muazzam binalar da bizi büyütüyor… Fark etmesek de ruhumuzda izler bırakıyor, ufkumuzu çiziyor.
O günlerde üç çocuğu İstanbul’da okutmak hiç de kolay değil. Bir imam maaşı ve annemin gece gündüz demeden çalışarak terzilikten kazandığı ile bir hayat inşa ettiler. Bazen bunaldığı olurdu. “Ben bu şehrin kahrını sırf seni okutmak için çekiyorum” derdi.
Çocuk aklımla anlardım.
Babamın Kur’an’la irtibatı yalnızca mesleğinin gereği değildi. Yaşadığı her nimeti Kur’an’ı hıfzetmesine bağlar, şükreder ve kendini Kur’an’a karşı ayrıca sorumlu hissederdi. Tam 41 yıl imamlık yaptı… Bir vakit namaza bırakın gelmemeyi, geç kalmayı dahi göze alamazdı.
Hafızlık talebeleri yetiştirdi. Kendisi de okumaktan, öğrenmekten vazgeçmedi. Akşam okuluna gitti.
Onu tanıyanlar, “Halkla ilişkiler uzmanı gibi bir imamdı” derler.
Her meşrepten insanla mutlaka sohbet edecek bir mevzu bulur ve saatlerce anlatsa dinlenirdi.
Doğru bildiğinden hiç şaşmazdı. Hiç hazzetmediği, hatta kendine fenalık yapanların bile yeri geldiğinde haksızlığa uğramalarına göz yummaz, hüsnü şehadet ederdi.
Bu miras ona babasından kalmıştı.
Rahmetli dedem yalnızca babamın ve amcamın değil, kırktan fazla hafızın hocasıydı. Benim de ilk Kur’an hocam…
Babam da tıpkı dedem gibi iyi bir öğretmendi. Sabırlı, müşfik ama disiplinli…
Esmer teninden dolayı “Kara Bilal” derlerdi. Sert görünürdü ama çocukların ruhuna fısıldardı. Talebeleri de biz evlatları da bunu bilir, hissederdik.
Çocukluk işte, hatalar yapardım. Bir hatamı yakalasa, yüzüme vurmazdı. Ertesi gün okula giderken yolda bana eşlik ederdi ve yol boyunca hikâyelerin içine yedirilmiş hayat dersimi alırdım. Kimi zaman kendi çocukluğundan, kimi zaman babasından örnekler verirdi. Lafın tamamını söylemezdi. Ama ben anlardım. O da anladığımı anlardı.
Yaptığım hataya üzülüp pişman olduğumda “Annene söylemeyelim, aramızda kalsın” derdi. Bilmem anneme anlatır mıydı ama babamın beni bir başkasına hatta anneme karşı bile mahcup etmeme inceliğini her daim hissettim.
Şükretmeyi babamdan öğrendim mesela. Kibrin, gösterişin ateşten beter olduğunu… Mütevazı bir memur ailesi de olsak, gözü tok olmayı, görgüyü yine babamdan öğrendim.
Şahsiyetli olmanın en kıymetli şey olduğunu…
“Aklınızı kira vermeyin’’ nasihatiyle, sormayı, sorgulamayı da babamdan öğrendim.
Yiğitliğin sadece erkeklere mahsus olmadığını… Tek başına da kalsan dosdoğru olmayı…
Kendin için istemediğini başkası için istememeyi, kendini için istediğini de başkası için istemeyi…
Bir ayağım ile köklere sıkı sıkı sarılmayı, diğer ayağım ile dünyayı dolaşmayı da…
Vatan sevgisinin imandan olduğunu da ilk babamdan öğrendim.
Kütüphanesinin insanın imzası olduğu da… Mehmet Akif’in 1966 yılı basımı Safahat’ı da babadan yadigâr…
Hatta sinema merakı da… Ayhan Işık sevgisi de…
Bir Yeşilçam filmlerini severdi bir de futbolu. Dünyaya dair iki büyük keyfi…
Çocukluğunda insanın şahsiyetini, yalnızca nasihatler, kitaplar değil, gözünün önünde yaşanan hayatlar da inşa edermiş. Tanıklıkları da hocasıymış insanın…
Sayfalarca yazsam da şahsiyetimin fedakâr ustasının ruhumda bıraktığı izi anlatamam…
Anne babası da insanın bahtıymış meğer.
Çok şükür ki Allah, beni Hafız Bilal Gündoğdu’nun nam-ı diğer Kara Bilal’in kızı olarak, onun rahle-i tedrisine emanet etti.
Ben bir evlat olarak ondan razıyım. Allah da razı olsun.
Hıfzettiği ve ömrü boyunca hizmet etmeye çabaladığı Kur’an yoldaşı olsun.
Unutmayın, bir kız çocuğu hangi yaşta olursa olsun, babası ölünce yetim kalır…
Ve kelimeler, satırlar, sayfalar da kifayet etmez Babalar Günü’nde yaşadığı özlemi anlatmaya… Kalemi de yetim kalır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.