
Önümüze konan her yemeği sorgulamadan yememeye başlayalı çok oldu… 14 Şubat Sevgililer Günü de öyle… Zaman zaman yaptığımız gibi araştırma şirketi AREDA Araştırma Eğitim Danışmanlık Genel Müdürü Yusuf Akın kardeşimizi aradık; orijinal adı “Saint Valentine’s Day” (Aziz Valentin Günü) olan 14 Şubat’ın toplumumuzca nasıl algılandığını sorduk. Bir gün içinde hem 2025 hem de bu yıl yaptıkları araştırmanın sonuçlarını bizimle paylaşıverdiler...
AREDA’nın 11-13 Şubat 2025 tarihli araştırması, Türkiye’de halkın yüzde 69,7’sinin Sevgililer Günü’nü kutlamadığını ortaya koymuş. “Kutladım” diyenlerden hediye satın almayanların oranı yüzde 52 imiş. “Trip yememek için” kutlamak zorunda hissedenler yüzde 11,3; bunu “Toplumsal bir gelenek” olarak görüp kutlayanlar ise yüzde 19,7 olarak tespit edilmiş. Yani halkımız Aziz Valentin Günü’ne son derece sınırlı bir sahiplenme gösteriyor. 2025 araştırmasının tamamı için bakınız. (https://shorturl.at/6DAOV)
2026 araştırmasında bu mesafenin arttığı görülebiliyor. AREDA’nın dün yayınladığı yeni araştırmaya göre, toplumun yüzde 71,8’inin Aziz Valentin Günü ile pek ilgisinin olmadığı söylenebilir.
Demek ki, toplumun yüzde 28,2 gibi küçük bir kesimi ticaret dünyamızın taleplerini karşılamak için yeterli… Aynı araştırmaya göre, toplumun yüzde 75,7’si, 14 Şubat yerine evlilik yıldönümü ve doğum günü kutlanmasını tercih ettiğini söylemiş.
Veriler böyle... Oysa, iletişim dünyasının son 30 gününe bakanlar zannedebilirler ki; ülke 14 Şubat’a kilitli!.. Mübarek Ramazan ayı bile neredeyse ikinci planda… “Sevgililer Günü” başlıklı basın bültenlerinin haddi hesabı yok. Markaların pek çoğu 14 Şubat’a özel birtakım pazarlama faaliyetlerindeler…
O zaman şu soruyu sormak boynumuzun borcu: “Algı ile toplumsal ‘gerçeklik’ arasında mesafe var mı? Varsa ne kadar var?”
Önce hikâyenin nereden çıktığına bakalım. Hıristiyan âlemi tarafından kabul gören olay, Aziz Valentin ile ilgili rivayete dayanıyor. Roma İmparatoru II. Claudius askerlerin evlenmesini yasaklamış. Valentine ise bu yasağı dinlememiş ve âşıkları gizlice nikâhlamaya devam etmiş. Durum ortaya çıkınca hapsedilmiş ve idama mahkûm edilmiş. Kendisi de bir âşık olan Valentin’in idamından önce hapishanedeki gardiyan Asterius’un kör kızı olan Julia’ya “Senin Valentine’ın” imzalı mektup bıraktığı da rivayetin bir başka parçası… Sevgililer Günü’nde kartpostal gönderme âdeti(!) de böyle başlamış diyorlar…
Bu anlatı zamanla kutsallaştırılmış, Valentin azizlik mertebesine yükseltilmiş ve 14 Şubat onunla anılan bir ‘özel gün’e dönüşmüş. Ayrıca iki Valentin olduğundan da söz ediliyormuş. Biri Roma yakınlarındaki Terni kasabasında yaşayan yukarıdaki zat… Diğeri de adı Valentinus olan Kuzey Afrikalı. Yani Valentin de biricik değil…
14 Şubat’ın ekonomik tablosu Batı’da ve özellikle dikkat çekici: ABD’de 2025 yılı Sevgililer Günü harcamaları 27,5 milyar dolar seviyesine ulaşmış; kişi başı harcama 188 doların üzerine çıkmış. Türkiye’deki 14 Şubat harcamalarında ise 2025’te önceki döneme göre ortalama yüzde 60’lık artış gözlenmiş. Demek ki, toplumun Hristiyan kültürü etkisinde kalmış olan kısmı ciddi bir ‘ekonomik yarar’ oluşturuyor. Bu da reklam ve iletişim kampanyalarındaki Sevgililer Günü patlamasının gerekçesini oluşturuyor.
Satan da memnun, alan da…
İki değerli dostumuzun davetindeydik... İlki, Gazeteci-Yazar Güntay Şimşek’in AKM’de açtığı “Eşik; İki Dünya Arası: Ara Hâl / Ara Zaman” fotoğraf sergisiydi. Ardından Rami Kütüphanesi’nde, Cumhurbaşkanı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Hülya Koçyiğit Hanımefendi ve duayen gazeteci Doğan Hızlan Bey’in TRT 2’deki söyleşilerinden yola çıkarak hazırlanan eserlerin yer aldığı “TRT 2 Kitaplığı” projesinin tanıtım toplantısına iştirak ettik.
Şimşek’in sergisi, dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 60’tan fazla fotoğraftan oluşuyor. Basın bülteninde kullanılan ifade, belki biraz karmaşık, ancak son derece yerinde idi: “Günümüz dünyasında aidiyetler, sınırlar ve anlamlar çözülmekte; zaman doğrusal bir ilerleme hattı olmaktan çıkarak üst üste binen, yoğunlaşan ve çatışan katmanlar hâlinde deneyimlenmektedir.”
Rami Kütüphanesi’ndeki etkinlikteki söyleşi çok hoştu. Erkan Şimşek’in moderatörlüğünü üstlendiği sohbette, Doğan Hızlan ve Hülya Koçyiğit konuk oldular. Sonra da birlikte kitaplarını imzalayıp katılımcılara hediye ettiler.
Koçyiğit’in “Film Gibi Hayatlar” kitabı, Yeşilçam’ın parlak yıllarından bugünün televizyonculuğuna uzanan dönemin canlı tanıklığını kayıt altına alıyor.
Doğan Hızlan’ın “Karalama Defteri” adlı programından yola çıkarak hazırlanan kitap ise Cumhuriyet dönemi edebiyatı ile genç kuşaklar arasında güçlü bir entelektüel köprü kuruyor. Kitap, programda olduğu gibi, Hızlan’ın farklı edebi dünyalara açık ufku ve yerinde sorularıyla kaleme alınmış.
Bir ülkenin markasının değerini ve etkisini ölçmenin en doğru yolu, bütün iletişim dünyasının kabul ettiği Uluslararası Yumuşak Güç Endeksi’ne bakmaktır. Türkiye 193 ülke arasında çoğunlukla ilk 30’da yer alır. Bu sıralama, 11 Şubat günü Meclis’teki gayriinsani sahneler sonucunda Türkiye’nin aleyhine olumsuz yönde değişmiş olabilir.
Milletvekillerinin birbirinin boğazını sıkıp yumruklamasının ülkemizde özellikle genç kuşaklar nezdinde şiddet ve akran zorbalığını teşvik etmesi dışında, ülkenin itibarını yüceltmek için onca çırpınış içinde bulunan kültür ve değer savunucularının elini ayağını bağlaması da işin cabası…
İktidarın beğenmediğiniz bir kararını medeni şekilde protesto edebilirsiniz. Masalara vurmak, uzunca süre alkışlamak, garip sesler çıkarmak dururken kürsüde yemin eden bakanların üzerine yürümek size de ülkenize de hiçbir şey kazandırmaz. Tersine, kaybettirir…
Allah akıl, fikir ihsan eylesin…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.