Anadolu’da başörtüsü mücadelesini başlatan öğretmen

1969 yılında bir gün okula başörtüsü takarak giden ilkokul öğretmeni Nazmiye Yiğitsözlü Keser, mesleğinde çok başarılı bir öğretmen olmasına rağmen sırf başörtülü olduğu için Anadolu’da köyden köye sürgün edildi. “O yıllarda başörtülü eğitimli insanla tanışmak mümkün değildi. Ancak yalnız da olsam verdiğim mücadeleden asla geri adım atmadım. Türkiye’nin dört bir yanından aldığım destek mektupları bana moral oldu” diyor.

Ayşe Olgun
Nazmiye Yiğitsözlü Keser

Daha dün annemizin kollarında yaşarken şarkısı eşliğinde okula adımımızı attığımız ilk günden itibaren sadece bilgi ve tecrübesiyle değil, karakter ve mizacından, giyim kuşamına, insan ilişkilerinden, üslubuna kadar pek çok konuda bizlere rehberlik eden öğretmenlerimiz olmuştur. Bu öğretmenler arasında özellikle ilkokul öğretmenimizi bir ömür boyu unutmayız. Genelde anne babamızdan sonra en fazla yakınlık kurduğumuz ve örnek aldığımız insandır çünkü. Anlattığı ders konularından, öğrencileriyle kurduğu iletişime kadar her ayrıntıyı hafızamıza kazırız. Muğla’ya bağlı Kıran köyüne 1969 yılında başörtülü olduğu için sürgün edilen Nazmiye Yiğitsözlü Keser de aradan 50 yılı aşkın zaman geçtiği halde hala öğrencileri tarafından hayırla yad ediliyor ve inancı için verdiği mücadele yıllardır köyde anlatılıyor. Zira o yıllarda Anadolu’da okumuş kadının başörtülü olması görülmüş bir şey değil. Hem dinine bağlı hem de Cumhuriyet ilkelerinden bahseden bir öğretmen o yıllarda ezber bozmuş. Üstelik sadece ezber bozmakla kalmamış yöneticilerin sözlü ve yazılı tepkileriyle karşılaşmış. Öyle ki hangi köye sürgün edilmişse arkasından müfettişler gönderilmiş. Ancak dersine giren her müfettişin ortak tepkisi şu olmuş: “Bu kadar başarılı bir öğretmen nasıl başörtülü olur?”

Öğretmenin fotoğrafı 50 yıldır ceplerinde

Nazmiye Yiğitsözlü Keser’in kızı Ayşe Tuba Oral birkaç yıl önce annesinin genç kızken çalıştığı Muğla’nın Kıran köyüne gittiğinde köylülerin yoğun ilgisiyle karşılaştığını anlatıyor ve ekliyor: “Nazmiye öğretmenin kızları olduğumuzu söylediğimizde annemi sevgi ve saygıyla andılar. Hatta bir öğrencisi annemin başörtülü gençlik fotoğrafını hala cüzdanında taşıyormuş çıkarıp gösterince çok şaşırdık. ‘Çok yiğit bir öğretmenimizdi’ diyerek başörtüsü mücadelesini de dile getirdiler. Aradan neredeyse yarım asır geçmiş olmasına rağmen köy halkının hafızasında bıraktığı izler, annemizin nasıl bir kahraman olduğunu bize de hatırlatmış oldu.”

Törende şort giymeyince sınıfta bırakıldım

Öğrencileri üzerinde bu kadar derin iz bırakan Nazmiye Yiğitsözlü Keser 1946 yılında Adana’da dünyaya gelmiş. Keser, “Babam okumuş, aydın ve aynı zamanda dinine bağlı bir insandı. Bu yüzden beni ve kardeşlerimi hem okuttu hem de dinimize bağlı gençler olarak hayata hazırladı” diyerek okuyup meslek sahibi olmasında emeği olan babası İbrahim Efendi’yi rahmetle anıyor. Adana Kız Lisesi’nin çalışkan ve azimli gençlerinden biri olan Nazmiye öğretmen, dini hassasiyeti yüzünden ilk sorunu bu yıllarda yaşadığını söylüyor ve şunları anlatıyor:

“O yıllarda liseye giden kızlar arasında başörtülü öğrenci maalesef yoktu. Ancak bizim gibi mütedeyyin aile çocukları başımızı örtmesek de giyim kuşamımıza dikkat ederdik. Giyim kuşamına dikkat eden mütedeyyin aile çocukları o dönemde en büyük sıkıntıyı 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kutlamaları sırasında yaşardı. Mesela benim öğrenci olduğum okulda bütün kız öğrencilere törende şort giymeleri söylenirdi. Ben şort giymeyi kabul etmezdim. Bunun üzerine beden eğitimi dersinden sınıfta bırakıldım. Bizim zamanımızda bir dersten kalınca o yılı tekrar okuyordun. Şort giymeyi reddettiğim için diğer derslerim iyi olduğu halde beden eğitimi yüzünden sınıfta kaldım. Büyük zorluklarla nihayet lise diplomamı alabildim. Giyim kuşam konusunda ilk mücadelem de aslında lise yıllarına uzanır.”

Liseyi bitirdikten sonra dindar kimlikli gençlerin eğitim hayatında var olmalarının çok zor olduğunu anlayan Nazmiye Öğretmen, “Bizim zamanımızda liseyi bitiren öğrencilerin dışardan öğretmen okulu imtihanlarına girme hakkı vardı. Benim gibi öğrenciler için okumanın zor olduğunu anlayınca bu defa meslek sahibi olmak için dışardan öğretmen okulu sınavlarına girip başarıyla geçtim ve ilkokul öğretmeni olarak meslek hayatına başladım” diyerek öğretmenlik mesleğini nasıl seçtiğini anlatıyor. Büyük bir hevesle öğretmenlik mesleğine Adana’da İnönü ilkokulunda başlayan Nazmiye Yiğitsözlü Keser, okula başladıktan birkaç ay sonra bir Ramazan günü başını örtmeye karar veriyor. Bu kararında o yıllarda İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okuyan abisinin vasıtasıyla köşe yazılarını okuduğu yazar Şule Yüksel Şenler’in etkisinin büyük olduğunu söylüyor.

Şule Yüksel’in konferansına gittim örtündüm

Şule Yüksel Şenler o sene konferans vermek için Adana’ya gelince arkadaşlarıyla heyecanla onu dinlemeye giderler. Bu konferans Nazmiye Öğretmenin hayatında değişimin ilk tohumlarını atmış. “Bir ramazan günü okula giderken başörtüsü takıp gittim. Okula müfettişler geldi, hakkımda soruşturma açıldı” diyerek o günleri anlatıyor. Okulda öğrenciler ve veliler tarafından çok sevilen Nazmiye Öğretmen başörtüsü taktığı için okuldan Muğla’nın bir köyüne sürgün edilince bütün Adana halkının okul yönetimini geri adam atması için okula gelerek günlerce protestolar düzenlediklerini söylüyor. Üsküdar’daki evinde kendisini ziyaret ettiğim Nazmiye Öğretmen o günleri tuttuğu günlüğünde ise şöyle anlatmış: “Ramazan geçtikten sonra müfettiş Selahattin Talay okula geldi. Dersime girdiğinde ‘Ne o rahatsız mısınız yoksa’ dedi. Ben de ‘Hayır sapasağlamım şükür’ diye cevap verdim. Çok şaşırmışçasına acayip acayip baktı ve bir şey söylemedi. Daha sonraki gelişinde (başörtümü) çıkarmamı yoksa mesleğimle ilgili büyük sıkıntılar yaşayacağımı ima etti. Ben de sonuna kadar dayanacağımı belirttim.”

Veliler bana sahip çıktı okulda eylem yaptılar

Nazmiye Öğretmen günlüğünde 21 yaşında çiçeği burnunda bir öğretmenin başörtülü olmasından dolayı gördüğü baskıları ayrıntılı olarak yazmış. Okula müfettişlerin soruşturma için tekrar geldiğini, il milli eğitim müdürünün makamına çağırıp “niye başörtü taktın, diğerleri Müslüman değil mi?” diye azarladığını ve bütün bu baskıların ardından Muğla’nın bir köyüne sürgün edildiğini ayrıntılı olarak kaleme almış. Okuldan sürgün edilmesi öğrenci ve veliler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmış. Dönemin gazetelerine de yansıyan haberlere göre Adana halkı başörtülü olduğu için okuldan sürgün edilen bu gencecik öğretmenin yanında yer almış. Adanalılar o yıllarda öğretmenlerin mini etek giymesinin desteklenip başörtüsü takmalarının engellenmesine anlam verememiş ve görevinde çok başarılı olan bir öğretmenin sırf başını örttüğü için sürgün edilmesini kabul edememişler. Bu tayinin durdurulması için günlerce okul önünde eylem düzenlemişler. Öğrenciler ise öğretmenlerinden asla ayrılmak istemedikleri için evine kadar gelerek günlerce öğretmenlerine destek vermişler. Bütün bu tepkiler o dönemin gazetelerinde manşetlerde yer bulmuş. Başörtüsü yasağını destekleyen gazeteler bu sürgünü olumlu bir haber olarak verirken dönemin pek çok gazetesinde ise başörtülü öğretmene destek yazıları ve haberleri yapılmış.

Kalemiyle destek olanlar moral verdi

Başörtülü öğretmenin sürgün edildiğini en geniş kitlelere duyuran yazarların başında ise Şule Yüksel Şenler’in kaleme aldığı yazılar olmuş. Öyle ki bu haberlerden ve köşe yazılarından sonra Türkiye’nin dört bir yanından Nazmiye Yİğitsözlü Keser’e destek mektupları yağmaya başlamış. Hala özenle arşivinde sakladığı mektuplar o dönemin başörtüsü yasaklarına karşı halkın tepkisini de gözler önüne seriyor. 1969 yılında bir gün okuluna başörtüsü takarak giden Nazmiye Yiğitsözlü Keser, çok başarılı bir öğretmen olmasına rağmen sırf başörtülü olduğu için Anadolu’da köyden köye sürgün edilmiş. “O yıllarda başörtülü eğitimli insanla tanışmak mümkün değildi. Ancak yalnız da olsam verdiğim mücadeleden asla geri adım atmadım. Türkiye’nin dört bir yanından aldığım destek mektupları bana moral oldu” diyor.

Mektuplarla destek

Yüksek İktisat ve Ticaret Özel Okulu öğretmenlerinden A.H. Kuran, Ankara’dan yazdığı mektupta bu genç öğretmeni tebrik ettiğini belirterek, “İslamlık ve Türklük şuurunu bayrak bayrak dalgalandırıyorsunuz” derken, M.Y imzalı bir başka mektupta sürgüne karşı MSP milletvekilleri olarak destek verecekleri sözleri öne çıkıyor. Yine teğmen A.L. Semere de mektubunda “Maneviyattan ve insanlıktan nasibini almamış bu zavallılar ne zavallıdır” diyerek başörtüsü mücadelesine destek veriyor. Bütün bu mektupları okuduğumuzda o yıllarda Türkiye’nin çok farklı kesimlerinden başörtüsü yasağına ortak tepki gösterildiğini bir kez daha anlıyoruz.

Eşi en büyük destekçisi olmuş

Nazmiye Yİğitsözlü Keser’in evlilik hikayesi de bu sürgün günlerine uzanıyor. Hikâyeyi eşi Hüseyin Keser’den dinliyoruz: “O yıllarda Muğla’da üç bekar arkadaş görevli olarak bulunuyoruz ve aynı evde kalıyoruz. Okullarımızı yeni bitirmiş mesleğe başlamış milli ve manevi yönden kendini yetiştirme gayretinde gençleriz. Gazetelerde başörtülü bir öğretmenin bizim bulunduğumuz ilçeye sürgün edildiğini okuduk. Nazmiye hanım ve annesi Adana’dan yola çıkmış ve çok zorlu bir yolculukla önce kasabaya sonra da kasabadan katır sırtında köye gelmişlerdi. Muğla’ya gelince dönemin Muğla Müftüsü İlhan Armutçuoğlu tarafından karşılanmış ve evlerinde ağırlanmışlardı. İnancı ve kararlılığı sebebiyle sürgün edilmiş olan bu hanımın hikayesini duyunca etkilendim ve Mütfü beye bu mücadeleci genç öğretmenle evlenmek istediğimi söyledim. Onun aracılığıyla tanışıp evlendik.”

Mücadele ruhunu öğrencilerime de aşılamak istedim

Bu evliliğin ardından da Nazmiye Yİğitsözlü Keser’in başörtüsü mücadelesini birlikte göğüslemişler. Her gittikleri kasaba ya da köyde soruşturma geçirip sürgün edilen, eşiyle birlikte on yıl boyu Anadolu’nun pek çok köyünü ve kasabasını gezen çift, sonunda İstanbul’a gelmiş. Nazmiye Yiğitsözlü Keser, bir yandan üç küçük çocuğuna bakmaya çalışırken bir yandan da başörtüsü mücadelesi vermenin kendisini çok yorduğunu söylüyor ve ekliyor: “Soruşturmalar, mahkemeler ve savunmalarla geçen 10 yıllık mücadeleden sonra çocuklar da çok küçük olunca öğretmenlik mesleğini bırakmak zorunda kaldım. Ancak benim milli ve manevi değerlerimizi yaşatma mücadelem hiç bitmedi. Çocukları büyütünce 28 Şubat döneminde bu defa özel bir anaokulunda idarecilik yapmaya başladım. Bu dönemde de büyük sıkıntılar yaşasak da asla geri adım atmadık. Bu ülkede başörtüsü meselesinin çözülmesi için birilerinin o yıllarda başını örtüp bu mücadeleyi başlatması gerekiyordu. Benim için öğretmenlik demek mücadele demektir. Öğrencilerime de bu mücadele ruhunu aktardıysam ne mutlu bana” diyor.

HAYAT
İnsan haklarını savunanlar şimdi nerede?

HAYAT
Milli teknolojiden ilham aldık

HAYAT
Tüketirken kaybettiğimizi bilmiyorduk