Koku kültürünün Antik Çağ’dan Osmanlı’ya, Orta Asya’dan bugüne uzanan serüvenini ele alan “Ruh-u Ten: Geçmişten Günümüze Türk Kültüründe Koku” adlı kitap Kuveyt Türk'ün destekleriyle yayımlandı. Türk kültüründe kokunun tarihsel ve kültürel yolculuğunu kayıt altına alan eser, alanında uzman isimlerin katkılarıyla hazırlandı.
Kitabın danışmanlığını İslam sanat tarihi araştırmacısı ve koleksiyoner Bekir Kantarcı, proje koordinatörlüğünü Beste Gürsu, editörlüğünü Zeynep Ögel, tasarımını ise Timuçin Unan üstlendi. Kitap, Kantarcı’nın dünyanın birçok yerinden topladığı kokuları sergilemesinden sonra, kalıcı bir esere dönüştürmek için hayata geçirildi. Kitabın lansmanı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Kantarcı’yla hem kokunun tarihini hem de kitabın oluşum sürecini konuştuk.
KOKU KÜLTÜRÜNÜN TEMELİNDE PEYGAMBER TAVSİYESİ VAR
Kokunun sadece ticareti yapılan bir emtia olmadığını, bir kültür meselesi olduğunu söyleyen Kantarcı, ecdadımızın tecrübelerini aktarmak için yola çıktıklarını ifade etti. Sergi ve kitaptan sonra sırada koku müzesi olduğunu belirten Kantarcı, koku kitabına olan ihtiyacı şu ifadelerle anlattı: “Osmanlı’nın ilk dönemlerine ait ‘Güzel Kokuların Sırları’ tarzında çok değerli eserler karşıma çıktı. Müthiş bir zenginlik olduğunu düşündüm ve bunların günümüze ulaşması gerekiyordu. Günümüzde bu konuda fazla eser yok. Bizdeki koku kültürünün temelinde Müslüman olmanın bir gereği ve Peygamberimizin tavsiyesi var. Namazlarda sarımsak yiyenin cemaatten uzak durmasını, bayramlarda ve özel günlerde güzel kokularla çıkılmasını tavsiye ediyor. Temelinde birbirine saygı ve kötü kokuyla insanlara zarar vermemek anlayışı var. Temizlik hem imandan hem kokudan gelir anlayışı hâkim. Biz Müslümanlar da bunu kabullenmişiz, hayatımızın her alanına koymuşuz.”
KOLONYA BİZE AİT DEĞİL
Uzun yıllar gelenek olarak evlerimize yerleşen kolonyanın bize ait bir kültür olmadığını dile getiren Bekir Kantarcı, “Kolonya hiçbir şekilde Türk ve Osmanlı kültüründe yok. Bizde buğur suyu, gül suyu, çiçek suları var. Ama bunlar 1850’den sonra ortadan kalkıyor. Avrupa hem sentetik hem de pahalı markalarla koku alanında devrim yapınca, Osmanlı Avrupa’dan gelen ürünlere biraz direniyor. Fakat alkolle karıştırılmış bu ürünler halk arasında ilgi görüyor. Ahmet Faruki ve Hasan Şevki gibi isimler, ilk kez Osmanlı’da sentetik parfümlerden oluşan yeni marka kuruyorlar. Yine de bunu alabilen insanların sayısı az. Ardından Kurtuluş Savaşı, fakirlik derken koku hayatımızdan çıkıyor. Daha sonra Almanya’dan gelen Köln marka kolonya ilgi görüyor. Biz İslam kültüründe alkolü sevmediğimiz için uzak durmuşuz. Çiçek sularına ilgimiz o kadar yüksekmiş ki, yine de kolonya ülkemizde kabul görmüş. Avrupa’dan daha çok kullanıyoruz” diye konuştu.
ESKİ TÜRKLERDEN OSMANLI’YA KOKU
- Kitabın ilk içerik çalışmasını beş sene önce yaptığını vurgulayan Kantarcı, “Kitapta eski Türklerdeki koku kültüründen bahsediyoruz. Anadolu’ya geçiş süreci, koku ile ilgili Anadolu’ya taşınan adetler ve gelenekler yer alıyor. Tabii Türklerin Müslüman olmasıyla birlikte Arap geleneklerindeki koku hayatımıza giriyor. Osmanlı bir anlamda bu geleneklerin yeniden harmanlanmasıyla gelişti. Osmanlı’da çok çeşitli türlerde kokular var. Osmanlı, kokunun işlevsel olabilmesi için Vazelin gibi cilde sürülen macunlar geliştirdi. Ama bunları da tabii malzemelerle harmanlayıp karıştırıyordu. Hatta bir dönem Osmanlı’da erkekler için bıyık kokusu geliştirildi. Velhasıl kitapta Osmanlı’nın bu zengin koku tecrübesini de anlattık. Yine Osmanlı’da hayatların vazgeçilmezi olan buhuru ele aldık. Koku kapları ve parfüm şişeleri de son olarak kitapta yer alan bölümlerimizden” diyerek kitabın içeriğinden bahsetti.