Hayatın başarı hikâyelerinden ibaret olmadığı mesajını veren, Hediye Demet Akan’ın kaleme aldığı “Yara Atlası” romanı, iyileşmenin mucizevi bir dönüşüm değil, acıyla kurulan yeni bir ilişki olduğunu hatırlatıyor. Kitap, kentli, yalnız ve modern dünyaya uyum sağlamakta zorlanan bir insanın, bir yandan modern terapiye müracaat ederek, diğer yandan Yaratıcı ile doğrudan konuşarak gerçekleştirdiği anlam arayışını irdeliyor.
Uzun zamandır dayatılan başarı, konfor ve kusursuzluk kültüründen rahatsız olduğunu belirten yazar Akan, kitabın ortaya çıkışıyla ilgili şunları söyledi: “Hayatta acıya, kusura ve başarısızlığa bol bol yer olmalı. Olmalı ki insan tekâmül etsin. Herkesin bir başarı hikayesinin kahramanı olduğu, her badireyi saniyeler içinde atlattığı, hayat karşısında mutlaka ‘galip’ geldiği bir anlatıyı ne sahici buluyorum ne de inandırıcı. Bir gün bu gerçeğin insanlığın suratına kitlesel bir tokat olarak ineceğini düşünüyorum. Kendi aslımıza, hakikatimize, Allah’ın bizden murad ettiği amaca ne kadar hızlı dönersek o kadar iyi. O yüzden ben, tüm bunlara antitez olacak bir metin yazmak istedim. Mağlup olmanın güzelliğini ve insanı erginleştirecek bir ruh yolculuğunun ütopyalara inanmaktan vazgeçmek ve acıyla barışmakla mümkün olduğunu anlatmaya çalıştım.”
KARAKTERİN YOLCULUĞU TASAVVUFİ MENZİLLERE VARIYOR
Kitapta hayatının sert bir kırılma noktasında tutunacak bir dal arayan bir insanın terapiye gitmesiyle başlayan manevi yolculuğu anlatılıyor. Bir yandan karakterin terapistiyle olan diyalogları, yaralarını tanıması, iç dünyasında yara izlerini takip ederek kendi özü ve hakikatini keşfetmesi ele alınırken, diğer yandan karakterin Allah’la olan içsel konuşmaları okunuyor. Buna bir anlamda arayış öyküsü diyebileceğimizi belirten Akan, “Tabii kitabı sadece terapi günlüğü biçiminde bir roman olarak konumlarsak eksik anlatmış oluruz. Karakterin yolculuğu sık sık tasavvufi menzillere varıyor, mânâya susamışlık karakterin ana gündemi oluyor. Rüyalar, manevi keşifler, iç sesler ona yepyeni dünyaların kapılarını aralıyor” diye konuştu.
HERKESİN BİR TANISI VAR
Son zamanlarda içi boşalan “travma” kelimesine de değinen Akan, “Gündelik hayatın doğal akışındaki en ufak aksaklıklardan bile incinir, travmatize olur hale geldik. Yediden yetmişe herkesin mutlaka bir tanısı var. Bilhassa o tanımlardan uzak durmaya çalıştım. Eğer bu karaktere bir tanı yazsaydım, onunla okuyucu arasında mesafe açılır, bir başkasının acısını seyretmek için sayfalara uğrardık” dedi.
Acı çekmeye dayanamıyoruz
- Çağımızda insanların kahramanlaşmak gibi bir tutkusu olduğunu dile getiren Hediye Demet Akan, “İnsan olmanın asgari gereklerini yerine getirmekten bile kahramanlık payeleri çıkarır olduk. Öz değer sahibi olmakla, kendini dev aynasında görmek arasındaki nüansı kaçırıyoruz. Hatayı kabul edemiyor, acı çekmeye dayanamıyoruz. Her acının, kaybın, ayrılığın, iflasın içinden yeniden doğarak destansılaşmak istiyoruz. Bunların çok yorucu olduğunu düşünüyorum. Galip gelmektense yenilgilerden öğrenmeye, hayatla maça tutuşmaktansa dünya üzerindeki misafirliğimizin sebeplerini araştırmaya, çok katmanlı varlığımızı tanıma gayretine, eğer bedenimize çok yaslanmışsak biraz da ruhumuza, gönlümüze yaslanmaya inanıyorum” ifadelerini kullandı.