İngiltere yapımı “Fuze/Fünye” filminin İstanbul’da geçen sahneleri, kullanılan “sarı filtre” nedeniyle tartışmaların odağına oturdu. Yarın vizyona girecek filmin İstanbul’u gerçekçi yansıtmadığını düşünen çok sayıda izleyici, son günlerde bu konuyu sosyal medyada yoğun olarak eleştiriyor. Dün gerçekleştirilen basın gösteriminde aksiyon sahnelerinin yoğunlukta olduğu filmde sarı filtrenin genele yayıldığını, ancak İstanbul sahnelerinde oryantalist bakıştan kaçılmadığını gördük.
Renkler sinemada birçok anlam için kullanıldığı gibi coğrafyayı anlatmak için de bir araç olarak kullanılıyor. Mavi ve soğuk tonlar Avrupa’yı ve düzeni temsil ederken sarı ve sıcak tonlar Orta Doğu gibi ülkelerin karmaşasını temsil ediyor. Hollywood, uzun yıllar Orta Doğu (Bunun içine Türkiye’yi de katarak) ve Meksika gibi bölgeleri sarı filtre aracılığıyla “eski” veya “tehlikeli” olarak yansıttı. Bu alışkanlık bazı yapımlar tarafından hâlâ devam ediyor.
İSTANBUL’A ORYANTALİST BAKIŞ
Başrollerini dünyaca ünlü oyuncular Theo James ve Aaron Taylor-Johnson’ın üstlendiği, yönetmen koltuğunda David Mackenzie’nin oturduğu bahsi geçen Füze filmi, Londra’nın merkezindeki hareketli bir inşaat alanında, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma patlamamış bir bomba bulunmasıyla başlıyor. Kaosun ortasında, tehlikenin bertaraf edilmesi için verilen mücadele, şaşırtmacalar ve gizli aktörlerle dolu bir gerilime dönüşürken, seyirlik bir aksiyon tadında kalıyor.
Filmin son sahnelerinde kameralar İstanbul Kapalıçarşı’ya çevriliyor. Aksiyon sahnelerinde yoğun olarak kullanılan sarı filtrenin dozajı değişmese de işte burada göze batıyor. Karakterleri önce Eminönü sokaklarında görüyoruz, ardından nargile kafelerin olduğu kasvetli bir ortamda. Fonda “Katibim” şarkısı Arap ezgileriyle çalarken, ikramlar da Türk usulü değil. Batılıların İstanbul’u tipik Orta Doğu şehri olarak göstermelerinin binbir çeşidini küçücük sahnede izlemek mümkün.
YÖNETMENDEN ÖZÜR
Türkiye prömiyerini 45. İstanbul Film Festivali’nde yapan filmle ilgili yönetmene bu sahneler sorulduğunda, özür dilemişti. Mackenzie konuşmasında, İstanbul’a gelme kararını çekimden kısa bir süre önce aldıklarını, zaman baskısı nedeniyle dış mekân çekimlerini gerçek lokasyonlarda yaptıklarını, ancak bu mekânları kontrol etme şanslarının olmadığını söyledi. Bu nedenle İstanbul tasvirinin, planlanan bir estetikten çok elde edilebilen görüntüler üzerinden şekillendiğini dile getirdi ve izleyicide farklı bir algı oluşmuşsa bunun için özür diledi.
GECE YARISI EKSPRESİ’Nİ HATIRLATTI
- Setten paylaşılan kamera arkası görüntüleri sonrası, “Mavi İstanbul’u Sahra Çölü’ne çevirmişler”, “Oryantalist Avrupalı kafası hiç değişmiyor” gibi eleştiriler dinmek bilmedi. Zira biz bu filmi daha önce de izlemiştik. Oryantalist sinemanın en belirgin örneği kabul edilen “Gece Yarısı Ekspresi (Midnight Express, 1978)” filmi, Türkiye’yi “barbar” ve “insan haklarına aykırı” bir coğrafya olarak resmederek, Türk adalet ve cezaevi sistemini karikatürize bir kötülükle sundu. “Taken 2”, “Skyfall”, “Tirante el Blanco” gibi filmler de İstanbul’u modernlikten uzak, mistik veya tehlikeli bir yer olarak göstermek için birbiriyle yarıştı. Son yıllarda Netflix’te yayınlanan İspanyol dizisi “La pasión turca” bile oryantalist klişelerle dolu. Türkiye’yi kendinden daha “Doğulu” göstermek isteyen “Batılı İspanya” yapımı dizide, Türk oyuncu İlker Kaleli oynadı.