Savunmadaki Türk devrimi kimleri korkuttu?

Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik ve stratejist İbrahim Ufuk Kaynak; Avrupa Birliği’nde yaşanan krizler ve Türkiye’nin bölgedeki yeni konumuna kadar pek çok kritik başlığı Hafıza: Büyük Resim programının 120. bölümünde analiz etti. Avrupa’nın Türkiye travmasını değerlendiren İbrahim Ufuk Kaynak, "27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği tek Türkiye'den korkuyor. Çünkü civarda sözü geçen etkili, yetkin tek ülke Türkiye." ifadelerini kullandı.

Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak

Hafıza programının son bölümünde; AB’nin jeopolitik kaygıları, savunma sanayisindeki yerli dönüşüm ve Batı’nın Türkiye’ye yönelik çelişkili tutumu masaya yatırıldı. İbrahim Ufuk Kaynak, von der Leyen’in "itiraf" olarak nitelendirdiği açıklamalarını ve Türkiye’nin yükselişini şu sözlerle değerlendirdi: "Bir yanda Türkiye’yi bir tehdit olarak, bir de müttefik olarak düşünen iki grup var. Türkiye, bu bölgede sözü geçen etkili, yetkin tek ülke. Eski imparatorluklar geri gelmeye başladı; biri Rusya, biri Çin diyor ama esas önemli olan kendi bölgelerinde olan Türkiye’dir."

Çelik ve Kaynak son bölümde şu başlıklara değindiler:

İbrahim Ufuk Kaynak: İsrail’in olaylarını konuşuyorduk, neler yapıyorlar diye. Şimdi Avrupa Birliği’nden gelen haberlerle beraber ikisini birleştirip şöyle bir harmanlayalım.

Ersin Çelik: Şöyle harmanlamak lazım. Yani bu hep söylüyoruz yeni yüzyılın işte ikinci çeyreği. Bir şeyler şekilleniyor ve bu şekillenmenin odağında, merkezinde dönüyoruz dolaşıyoruz. Bir Türkiye gerçeği çıkıyor karşımızda. Yani bölgesel savaşlar devam ediyor. İsrail’in coğrafyayı gasp etme girişimleri sürüyor. Diğer taraftan Amerika kendi yörüngesinden İsrail’in yörüngesine girmiş bir devlet pozisyonunda ki en son Trump’a yapılan, yapıldığı görüntüsü verilen suikast girişimi de bu şekilde yorumlandı. Ama diğer taraftan bakıyoruz Avrupa Birliği de Amerika’nın, Trump’ın onları ötelemesiyle pozisyon almaya çalışıyor ve bu pozisyonu alırken de bir anda Türkiye’yi ötelemek gibi bir şeyle karşılaştık. Yani bir Türkiye korkusu, travması çıktı ortaya yine. Biraz konuşmamız lazım. Yani dertleri ne? Yani hep şey var ya, Avrupa Birliği’nin sınırları neresi diye hep konuşulur ya.

İbrahim Ufuk Kaynak: Şimdi dedim hep İsrail’den, Yahudilerden falan bahsettik. Bu iş, gönül istiyor ki olayın ciddiyetini herkes her boyutta anlasın diye. Bu adamların planları var dedik. Bu planlarından asla vazgeçmeyecekler dedik. Bunun için her türlü yola; şantajdan tehdide, bilmem neye aklınıza ne gelirse dünyadaki bütün uyuşturucu kaynaklarına, terör örgütlerinin kullanılmasına. Bildiğiniz bütün terör örgütleri veyahut bu tür kaçakçılık örgütlerinin hepsinin arkasında aynı gruplar vardır. Aynı para ve sermaye vardır. Şimdi olayın demiştik ki İsrail olayın yedi aşaması var. Beşini yaptı. İki aşaması kaldı. O iki aşamasından bir tanesi de dediğim gibi en son Türkiye. En son Türkiye’ye geldik. İran zirve değildi, devamıydı. Esas zirvesi dediğim gibi son noktası bu işin Türkiye. Çünkü civarda sözü geçen etkili, yetkin tek ülke.

AVRUPA BİRLİĞİ DAĞILIYOR MU?

Ersin Çelik: Diyor ki Avrupa Konseyi Başkanı von der Leyen, “Avrupa kıtasının bütünleşmesini bitirmemiz gerekiyor” ki bu birinci itiraf. “Türk, Rus, Çin etkisi altına girmesin.” Bu da ikinci itiraf. Birinci itiraf: Avrupa bir birlik olamadı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Aynen öyle. Ve her an dağılıyor, boşanıyor.

Ersin Çelik: İkincisi de etkisi derken Türkiye’den bahsediyor. Yani Çin etkisi bütün dünyanın, Amerika’nın da problemi; hem jeopolitik olarak hem ekonomi olarak kültürel olarak yani TikTok’u bile bu şeyde tartışabilirdik. Rus etkisi zaten Avrupa’nın travması II. Dünya Savaşı’ndan beri. Ruslar onlar için hep bir problem ve bugünkü Ukrayna Savaşı’nın nedeni de Rus etkisinin önünü kesmek. Ama Türk etkisi. Yani düne kadar kapısına yanaştırmadıkları Türkiye, oyaladıkları Türkiye Avrupa Birliği’ni etki altına alacak bir güce mi dönüştü?

İbrahim Ufuk Kaynak: Şimdi esas zaten orası çok önemli. Avrupa Birliği şu anda 27 ülkeden oluşuyor. 27 ülkenin toplamı Avrupa Birliği dersek bunun yetkilisi diyor ki bir tek tehdit var kendilerine göre. Neymiş o tehdit? İşte Rus tehdidi. Rus tehdidi esasında söyledikleri, Ukrayna ile başını belaya soktukları için bu bizim anladığımız anlamda bir Rus tehdidi değil. Çünkü zaten Rusya’yı güçten düşürmeye çabalıyorlar. 5 yıldır oyalıyorlar, 3 yıldır oyalıyorlar. İkincisi Çin. Çin’in uzaktan bunlara herhangi bir askeri tehdit yapabilmesi de imkansız. O zaman başka bir şey var: Ekonomik tehdit.

Ersin Çelik: Ticari tehdit.

İbrahim Ufuk Kaynak: Bu ne demek? Sömürgelerimizden kurtuldu, bizim sömürgelerimiz bize karşı geliyor. Ama Türkiye çok farklı bir durumda.

Ersin Çelik: Türkiye bunların tehdit algısının neresinde?

VON DER LEYEN YAHUDİ’YE TAPAN HRİSTİYAN

İbrahim Ufuk Kaynak: Evet. İşte Türkiye en, en ortadaki yer. Bakın bunları ne ile birleştireceğiz? Bir iki tane çünkü işin temeli de var. Hani von der Leyen nasıl bir kişi? İlk önce onu söyleyeyim. Von der Leyen Yahudi’ye tapan Hristiyanlar grubundan. Almanya’da da zaten ne bileyim etkin olduğu zamanlarda da hep aynıydı. Hiçbir zaman vazgeçmedi.

Ersin Çelik: Yani bu cümle aslında bir İsrail argümanı mı olacak?

İbrahim Ufuk Kaynak: Bak onun haricinde bizim o önceki bölümlerde bahsettiğimiz İsrail’in aşamalı, kademeli planlarından bir tanesi hedef ülkenin tespit edildikten sonra o hedef ülkeye bir hikâye uydurulmasıydı. Ve dedik ki bunu dedik yaparlarsa NATO üzerinden yaparlar dedik. Ve dedik ki yine eğer dedik bir şey yapmak isterlerse en yakın olarak coğrafya olarak büyük ihtimal Suriye içlerinden böyle bir şeye kalkışabilirler dedik. Ama bir bu hafta dediler ki aynı anda birkaç olay birden oluyor. Çünkü aynı anda Macron da Yunanistan’a gidiyor. Yunanistan’a gittiğinde çok büyük savunma anlaşması imzalıyor. Çünkü öyle bir şey ki bakın şu ana kadar yaklaşık 14 milyar dolarlık paralarını aldı Yunanistan’ın. Yunanistan bu parayı Avrupa Birliği’nden alıyor. Yani temelde Almanya sömürülüyor kısaca. Oradan alınan paralarla beraber silahlanma yarışına girdi. Fransa’nın arayıp da bulamayacağı bir şans şu anda. Çok bol miktarda.

MACRON YUNANİSTAN’DA NE DEMEK İSTEDİ?

Ersin Çelik: Macron’un cümlesi de çok ilginç değil mi? Diyor ki: "Ege Denizi’nde egemenliğinize meydan okunursa kendiniz için ne yapmanız gerekirse yapın, biz burada olacağız." Ege Denizi’nde Yunanistan’ın egemenliği ile ilgili bir meydan okuma problemi nereden oluşur?

İbrahim Ufuk Kaynak: Biz hiçbir zaman Yunanistan’dan ada almadık. Yunanlılardan da almadık. Biz o adaları Osmanlılar; Venedikliler, Cenevizliler ve tapınak şövalyelerinden aldı. Bunların bir tanesi Rodos şövalyesi, diğeri Türkiye’nin güneyindeki o kaleler falan; bunların hepsi Tapınakçıların idi. Yani biz hiçbir zaman Yunanlılardan ada falan almadık. Yunanlıya adayı teslim eden İtalyanlar oldu. Bu da 20. yüzyılın başında... Birdenbire öyle bir havaya girdiler ki şimdi gelelim olayın ikinci kısmına. Buraya kadar geliyor Adalar Denizi.

Ersin Çelik: Şimdi adaların bu egemenliğini kim tehdit eder? Amerika tehdit mi ediyor? Zaten gasp etmiş durumda.

İbrahim Ufuk Kaynak: Amerika zaten adaların içerisine bütün silahlarını yerleştirdi, bundan önce hep konuştuk onları da.

Ersin Çelik: İsrail adaları satmayı bile düşünüyorlar.

İbrahim Ufuk Kaynak: İsrail askerlerini getirdi. İngilizlere ikinci üssü verdi Kıbrıs’ta.

Ersin Çelik: Yeni denklemde de İsrail adaları alıp yerleşim yerine çevirmek gibi bir proje var ya. Bir de anlaşma yapıyorsun. O zaman buradaki egemenliği tehdit eden kim? Türkiye.

“YUNANİSTAN KURULDUĞUNDAN BERİ TÜRKİYE’YE DÜŞMAN”

İbrahim Ufuk Kaynak: Bunlara göre egemenliği tabii ki Türkiye tehdit ediyor onlara göre. Niye? Çünkü diyor ki bir ülke her yükselişte ise bu kendisinin zararına olacağına inanıyor. Çünkü aklı fikri sürekli olarak kurulduğundan beri hep Türkiye’ye düşmanlık üzerine çatışan bir Yunanistan var. Zaten hiçbir zaman Yunanistan, Yunanistanlılar tarafından yönetilmedi. Kurucusu da ilk başta 1. Otto idi. Alman. Bir Alman prensiydi. Hiçbir zaman bir Yunanlı kralları olmadı. Yunanca bilmeyen adamlar geldiler. Bunlar adına ülke yönetildi. Bunlar kendilerini ülke zannettiler. Şimdi silah yapıyorlar. Oradan buradan silah alıyorlar. Biz silahı üretiyoruz.

Ersin Çelik: Bizim o balıkları ürküten füzelerimizi, roketlerimizi bizden çok takip ediyorlar.

İbrahim Ufuk Kaynak: Aynen öyle. Hepsini tek tek takip ediyorlar. Hani sürekli olarak bir kelime ile beraber Türkiye "revizyonist, revizyonist", bütün kelimelerde aynı şey geçiyor. Macron da şimdi aynı şeyleri söylüyor. Oraya gider gitmez onlara benziyor.

Ersin Çelik: Ellerinde metre menzil uçuyorlar ikide bir. Bütün yayınlarda da böyle.

İbrahim Ufuk Kaynak: Hakikaten öyle. Fakat bunlar öyle bir çaresizlik ki hiçbir şey yapabilecekleri yok o bölgede. Bir şeyi anlıyorlar. Avrupa Birliği 27 ülkeden oluşuyor ve Türkiye’yi tehdit görüyor. Bu hemen tabii karşısında çıkanlar da var. Çünkü peşinden Michel, değil mi?

Ersin Çelik: O da dedi ki: "Türkiye NATO’nun önemli bir müttefiki, kilit güç ortağı, bir enerji koridoru. Avrupa sınırında önemli bir savunma ortağı ve ciddi bir bölgesel güçtür." Bu övgüden ziyade bir kriminalize etme var burada.

İbrahim Ufuk Kaynak: İki taraflı dedim ya hem o var. Bir korku var. Korku çok önemlidir. Uluslararası ilişkilerde birinci şey korkudur. Korku silahlı güçtür. Güç ekonomik güç değildir korku. Eğer öyle olacak olsa herkes Japonya, Almanya’dan, Amerika’dan korkardı. Öyle değil. Ekonomik güç kendi başına bir hiç. Ayrıca bir ülkenin savaşma kapasitesi çok önemli. Şimdi Türkiye’yi bu bölgede şunu gördüler; geçenlerde NATO tatbikatı yapıldı Almanya’da. Türk fırkateynleri, gemileri, uçakları kalktı, indi. Biz orada en organize güçtük. Şimdi İsrail’den gelen istek. Yahudi’ye tapan Hristiyanlar ki bunların esas merkezleri Almanya’dır hâlâ. Hepsi Saksonya’dır. Hâlâ aynıdır. Bunlar kendilerine göre o demin bahsetmiş olduğunuz o fitili yakmaya başladı.

Ersin Çelik: Hikâyeyi yazıyorlar. Yani bundan birkaç yıl sonrasının kesinlikle zeminini inşa ediyorlar. Önce Türkiye’yi tanımlıyorlar, gücünü tanımlıyorlar.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ama içeriden de tepki geliyor. Demek ki karşılıkları da var. Var ve iki türlü.

Ersin Çelik: Yarın da diyecekler ki biz karşımıza alıyoruz çünkü böyle bir tehlikeyle karşı karşıya geliyoruz.

AVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE’DEN KORKUYOR MU?

İbrahim Ufuk Kaynak: Aynen öyle. Ve ama buradaki bir büyük olay ne? 27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği tek Türkiye’den korkuyor. Ben Rus ve Çin’i ayırdım. İkisinden de bahsettim. Buradaki en yakın kendilerine olan ülke Türkiye. Ve Türkiye’yi bir tehdit olarak bir de tehdit değil müttefik olarak düşünen iki grup var.

Ersin Çelik: Ama o müttefikliği de bir NATO pazarlığı üzerinden.

İbrahim Ufuk Kaynak: Yahudilerin isteği, İsrail’in isteği o. Ama yani Amerika’nın isteği de odur. Çünkü Amerika artık kukla haline dönüşmüş bir kukla. Kukla bir devlet oldu İsrail’in elinde. Yani ben Trump geldiğinde ilk başta böyle bir olayın bu kadar içerisine gireceğini kendisi de düşünmüyordu. Mecbur kaldı.

Ersin Çelik: Burnunun dibine kadar girdiler kesinlikle ve dediler ki bak yardımcını aldık kurtardık. Orada bir mesaj vardı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Şu işi bitirelim ondan sonra senin dediklerini yapalım dediler. Adam Çin’le uğraşacaktı; birdenbire kendisini Venezuela’da, Kanada’da, Grönland’da ve İran’da buldu. Bambaşka bir yerlere gitti. Birilerinin başka planları var. Onların önüne bunları seriyor. Şimdi bir Josep Borrell var. Avrupa güvenlik yüksek temsilcisi bu da. O da çok güzel bir bakın bir laf söylüyordu. Diyor ki: "Avrupa güzel bir bahçedir. Geri kalanı jungle." Jungle dediği vahşi bir orman. Şimdi Avrupa güzel bir bahçe. Bunu 2020’de söyledi.

Ersin Çelik: Bu da bir Siyonizm dili, ütünlük. Geri kalanı goyimdir.

İbrahim Ufuk Kaynak: Bunların hepsi aynı amaca hizmet ediyor. O damar hiçbir zaman bırakmadı. Özellikle de bunların temeli Hristiyan Demokrat Partilerdir. Hristiyan Demokrat Parti dediğin Yahudi’ye tapan Protestanlardır. Şimdi hepsi beraber aynı. Ortak hedef neresi? Türkiye. Peki neyinden korkuyorlar Türkiye’nin? İşte bizim o hep bahsettiğimiz; her yüzyılın ilk çeyreğinde devletler, milletler ve devletler yönlerini belirlerler. Şimdi Türkiye’nin yönü için bir kelime daha vardı. Bu da yine 2020’lerde söylenen bir cümle. Bakın bu çok güzel bir şey. Eski imparatorluklar geri gelmeye başladı. Bunlardan üçü Rusya, Çin ve Türkiye diyor o zamanda. Bakın aradan 5 yıl, 6 yıl geçti 2020’de biri; diğeri 2026’da von der Leyen söylüyor. Halbuki 2020’de zaten aynı güvenlik teşkilatının o zamanki başkanı o Borrell aynı şeyleri söylüyor yine. Ne diyor orada? Eski imparatorluklar geri gelmeye başladı. Biri Rusya, biri Çin diyor ama esas önemli olan kendi bölgelerinde olan Türkiye’dir. Peki niye Türkiye imparatorluk mu oldu? Yok. İmparatorluk refleksi gösterdi.

Ersin Çelik: Çünkü bakiye ortada duruyor.

“AVRUPA’NIN TARİHİNDE ÇAL ÇIRP GÖTÜR VARDIR”

İbrahim Ufuk Kaynak: Aynen öyle. Yani o refleksi göstermek zorunda kaldı. Aksi halde mahallenin delisi birkaç kişiyle beraber ortalığı terörize ediyor. Birilerinin karşı çıkması lazımdı. Kademe kademe gelen bir "dünya beşten büyüktür" geldi. İki, "kazan kazan" geldi. Kazan kazan ilginç bir şeydir. Bakın Avrupa’nın tarihinde çal çırp götür vardır, gasp et. Hiçbir zaman kazan kazan yoktur. Bunu yeryüzünde ilk söyleyen biziz. Bundan önce de bakın çok basit bir kelime gibi geliyor ama çok derin anlamları vardır.

İbrahim Ufuk Kaynak: Karşıdaki adamın literatüründe olmayan bir anlayış var. Şimdi imparatorluklar geri geliyor. Peki Türkiye eğer imparatorluk refleksi gösteriyorsa bunu nereden anlıyor da söylüyor?

Ersin Çelik: Evet yani varsayımı ne? Ne yaptı da Türkiye bu kadar tedirgin etti?

İbrahim Ufuk Kaynak: İşte onu da İngiltere ile beraber Hakan Fidan’ın, Dışişleri Bakanımızın İngiltere’ye ziyaretiyle birleştirelim şimdi olayı. İngiltere’ye gittik ve İngiltere’yle birlikte bir savunma iş birliği ve stratejik iş birliği anlaşması yaptık. Stratejik iş birliği anlaşmasını nasıl yaptık? Şimdi bakın. Siz bunu yaparken aynı anda Yunanistan’a giden Macron ayrı bir telden çalıyor. İngiltere ayrı bir telden çalıyor. İngiltere Brexit’ten ayrı oluyor.

Ersin Çelik: İşte İngiltere Avrupa Birliği’nde olsaydı muhtemelen böyle bir anlaşmanın zemini mümkün olmazdı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Tabii ki, tabii ki. Ve ikincisi hep söyledik. Dedik ki İngiltere Amerika’ya kaptırmış olduğu imparatorluğunu geri istiyor dedik. Hep bunu söyledik. Bunun için dedik bir şeye ihtiyacı var. İttifak. Bir güç. O güç aslında Türkiye’nin bölgedeki gücü. Türkiye orta ölçekli bir süper güç olarak tanımlanıyor şu anda.

Ersin Çelik: Bir de potansiyeli ortada.

İbrahim Ufuk Kaynak: Aynen öyle. Çünkü çok iyi bir tarihi geçmişi var. Türkiye’nin şöyle bir özelliği var. Bakın mesela bazen üzülüyorum hakikaten. Adlı sanlı bir ton profesör çıktı konuşuyorlar. Bir tanesi hatta, onun içinde bir gazeteci de vardı, bir araştırmacı vardı; orada şunu söylediler, dediler ki: "İşte örneğin kim seviyor bizi? İşte Balkanlar’da hiç kimse sevmiyor, işte Makedonya’da şöyle yapıyor." Balkanlar’da hiç kimse kimseyi sevmiyor, deli misin sen? Sen bir git bir sor bakalım. Balkanlar’daki tek barış dönemi Pax Ottomana’da, Türklerin bulunduğu dönemdir. Onun haricinde Balkanlar’da hiç barış olmadı ki.

Ersin Çelik: Bu arada Balkanlar’la ilgili de benzer bir söylem üretmeye başladılar. Orada da bir Türkiye etkisini konuşmaya başladılar.

İbrahim Ufuk Kaynak: Kesinlikle ve karşı karşıya bakın o bölgede gittikleri her yerde yine biz varız. Türk’ün ayak izi var. Yani bu bizim bıraktığımız izler hâlâ çok taze. Biz farkında değiliz içeride; dışarıda bunları herkes çok daha fazla görüyor. Biz hep konuşmalarımızda dedik ki ekonomik güç değil esas, yarın öbür gün dedik ittifaklar belirlenmeye başladığında askeri gücü olanın çevresinde toplanılacaktır. Niye? Koruma içgüdüsü. Çünkü devletlerin birinci işi esasında ekonomiyi yapıp herkesin karnını doyurmak değil, önce can güvenliğini sağlamaktır. Halkının can güvenliği sağlanırsa ancak sen ekonomiden, yemekten, yiyecekten, üretimden falan bahsedebilirsin. İlk önce onu sağlayabilmek için de devletlerin ne yapması gerektiğinden bahsettik. Bundan önce adım adım bahsettik. Şimdi Türkiye bu yola gitmemiş olsaydı eğer biz bu lafların hiçbirisini duymamış olacaktık. Yani demek ki bu adamların elinde şu anda şüphelenecekleri bir şey var. Onu nereden anladık dedik? İngiltere’den. Ne oldu? İngiltere Dışişleri Bakanı’nın söyledikleri var.

Ersin Çelik: O ne demişti?

İbrahim Ufuk Kaynak: Dedi ki: "Türkiye savunmada bir devrim yarattı. Aselsan da bunun öncüsü. Çok etkilendim. Ürettiğiniz ve yaptığınız teknolojiler çağın ötesinde. Bizim de çok ihtiyaç duyduğumuz şeyler." Bunun gibi daha niceleri var. Şimdi bütün olayları Fransa’nın karın ağrısını, Amerika Birleşik Devletleri’nin Adalar Denizi’nde yüklenmesini. Suriye içerisinden çekildiler ama diğer bölge ülkeleri inanılmaz bir hızda güç kaybetmesini. Güç kazanacağım derken inanılmaz hızda güç kaybetti. 16 Amerikan üssünün hepsi işlevsel, işlevsiz durumda şu anda. Hepsinin radarları bozulmuş bilmem ne ve bunu ilk önce milletten saklamaya falan çalıştılar ama şu anda bir şeyi daha gösterdi bu olay. İran hâlâ daha devam ediyor.

Ersin Çelik: Direniyor. Rejim değiştirecek dediler, rejim devam ediyor. Uranyum tesislerini yok edeceğiz dediler, İran elindeki uranyumu tutuyor. "Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına alacağız." dediler, Hürmüz İran’ın elinde. İran’da muhalefeti ayaklandıracağız, halk yönetimi ele geçirecek dediler; halk ayaklanmadı aksine kenetlendi. Yani Amerika ve İsrail’in uyguladığı bütün strateji ve politika aynen çöktü. Bu arada medyaları da artık bunu gizleyemiyor ve bu tartışılıyor, konuşuluyor. Bir taraftan da hem İsrail’de hem Amerika’da seçimler var ve kamuoyunda inanılmaz bir İsrail ve Amerikan karşıtlığı oluşmaya başladı. Amerika’daki bütün araştırmalarda 40 yaşının altı hatta 50’nin de altında. Ben şimdi onunla ilgili de bir yazı yazacağım. O çok keskin net.

İbrahim Ufuk Kaynak: Çok hakikaten öyle. Avrupa’da aynı.

Ersin Çelik: Avrupa’da da benzer bir durum var ama bu Amerika’daki İsrail karşıtlığının sosyolojisi çok önemli. Yani aslında şey bir hafıza yok oluyor. Ve Siyonizmin inşa ettiği, Holokost’la inşa ettiği hafıza yok oluyor. Ve yeni bir nesil geliyor ve bu yeni nesil de tam karşılarında duruyor. Ve İsrail karşıtlığının başka bir çıkarı mı var? Filistin yanlısı bunlar.

İbrahim Ufuk Kaynak: Aynen öyle.

Ersin Çelik: Bu ne demek? Siyaseti de değiştirir demek. Yani yarın sandık olursa, seçim olursa, demokrasiden eğer vazgeçmezlerse bu sosyolojide bu siyaseti yürütemezler.

“MACRON’UN HİÇBİR ALT TABANI KALMADI”

İbrahim Ufuk Kaynak: Kesinlikle. Avrupa da aynı durumda. Bütün Avrupa ülkelerinin hepsi aynı durumda. Biz şimdi Hristiyan Demokrat falan diyoruz Almanya’da. İlk seçimlerde gidiciler. Onların da hiçbir alt tabanı kalmadı. Fransa’da Macron; hiçbir alt tabanı kalmadı. Gelecek olanlar çok daha radikaller. Ama radikaller taç giyen baş taçlanır. Başka türlü davranabilirler. Hiç tahmin etmediğimiz türden de davranabilirler. Ben o yüzden hep dedim ki 2026 çok önemli olayların, özellikle ittifak ilişkilerinin çok belirgin bir şekilde ortaya çıktığı yıl olacak.

YENİ İTTİFAKLAR KİMLERLE OLUŞTURULACAK?

Ersin Çelik: İttifak diyoruz ama bununla paralel bir de boşanmalar olacak. Yani Avrupa yeni yeni ittifaklar kurulacaksa yeni terk etmeler de beraberinde gelecek. Şimdi Türkiye’nin Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’la yaptığı anlaşma coğrafyamız açısından ve İslam dünyası açısından birinci aşamada kendi dört ülke.

İbrahim Ufuk Kaynak: Evet. Ama onun hemen sonrası hem Türk Cumhuriyetleri hem Türk devletleri hem Müslüman ülkeler.

Ersin Çelik: Mesela Türk Cumhuriyetlerinin dünyanın en büyük 10. ekonomisi olma yönünde bir hedefi var.

İbrahim Ufuk Kaynak: Kesinlikle. Yani zaten bak biz istesek de istemesek de bazı şeyler olacak. O ekonomiyi şöyle söyleyeyim. Hani ilk başta insanların aklına şöyle geliyor: "Abi bir kocaman Amerika var, bir kocaman Avrupa Birliği var. Siz neden bahsediyorsunuz?" falan diye düşünüyorlar. Ama çok basit söyleyeyim. Çok kolay bu. Bizim söylediğimiz de zaten rakamlara bakarak söylediğimiz şeyler. Hani durup dururken bunları söylemiyoruz.

Ersin Çelik: Şu boşanmalar yani ayrışmalar.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ayrışmaları bundan dolayı olacak.

Ersin Çelik: Ekonomik sıkıntılarından dolayı hangi ülkeler bir ayrışmaya girebilir?

İbrahim Ufuk Kaynak: Bunların temeli; Almanya, Fransa ve İngiltere seçimleri belirleyecek. Üç ana merkez vardır Avrupa’da. Üç ana merkez belirleyecek bunları. İtalya ona göre tavır alacak. İspanya’nın bana göre tavrı baştan belli.

Ersin Çelik: İspanya kendi hikâyesini yazmaya başladı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Evet. İspanya ayrı bir yola gidiyor şu anda ve o yol dönüp dolaşıyor yine bizi. Biz ne dedik? Bakın dört seferdir aynı şeyleri söyledik. Türkiye’nin Latinler üzerindeki etkisini hiçbir zaman biz kendimiz Türkiye’dekiler algılayamadı. Ama bir Güney Amerika’nın, Katolik Latinler arasındaki etkisi Türkiye’nin çok fazla. Bu ne? Dik duruş. Neye karşı? Emperyalizme karşı. Yani küresel sömürü sistemine karşı bir dik duruş. İspanyollar o yüzden şu anda yaklaşmaya başladılar. Niye? Avrupa Birliği’nin içerisinde bulundukları süre boyunca ekonomik olarak bazı şeyler yaptılar ama askeri açıdan o kadar sıkıştırılmış duruma geldiler ki şu anda Fransa’nın, Almanya’nın ve İngiltere’nin etkisi altında sallanıyorlar. Bundan kurtulabilmek için tek çareleri var dedik Türkiye, başka yok dedik; yine öyle oldu. İtalya aynısını yaptı. Bak ben aynısını hatırlarsınız 29 ve 30. bölümlerde Japonya’yı ve Almanya’yı incelerken dedim ki: "Hem Japonya hem Almanya Türkiye’ye gelecekler, gelmek zorundalar." Almanya en zor gelecek olanı; inanılmaz bir Yahudi etkisi ve Amerikan korkusu var. Ama bunu atması ve anayasasındaki 24. maddeyi değiştirmeye kalkması da an meselesi olabilir.

Ersin Çelik: Yani orada siyaset toplum değişince siyaset de değişecek.

İbrahim Ufuk Kaynak: Kesinlikle. Kesinlikle. Mecbur diyorum buna. Niye? Çünkü ekonomik olarak Avrupa Birliği dünya ekonomisinin %27’siydi. Şu anda %17’si. %17’si bakın. Bütün Avrupa’da kaç devlet var biliyor musunuz? Benim size %27 dediğim zaman Avrupa Birliği’nin 1990’da 12 üyesi vardı. Şimdi 27 üye var. Ama dünya ekonomisindeki payı ne kadar düştü?

Ersin Çelik: Çünkü üretmeyen bir büyüme oldu.

İbrahim Ufuk Kaynak: 27’den 17’ye. 10 puan birden kaybetti. Halbuki araya 15 tane yeni devlet girdi.

Ersin Çelik: Ama o devletlerin hiçbiri sanayide, teknolojide bir katkıda bulunmadı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ama milli gelir olarak katkıda bulunuyor. Bütün buna rağmen diyorum. Hani gayrisafi milli hasıla olarak yukarı çekiyor. Doğu Almanya’nın Almanya’ya katılması da var; Federal Almanya ve Almanya Cumhuriyeti oluştu. Hepsini beraber düşünüyoruz. Bakın ben hep bir şeyi söyledim. Batılılar ekonomik açıdan denge kurabilecek, iyi bir sistem yapabilecek ve bunu yürütebilecek bir kafa yapısına sahip değiller devlette. Bu çok iddialı bir laf gibi geliyor. Ama eğer sömürü sistemi olmasaydı Avrupa’daki hiçbir devlet bugüne kadar 500 yıl yaşayamazdı. Bundan emin olun. Sömürü sistemi olmasaydı bütün dünyayı sömürerek. Şu anda aynı şeyleri yapabilmek için Trump da aynı şeylerin peşinde. Trump’ın, Amerika’nın borcu 38 trilyon, geliri 31 trilyon. Biz 7 trilyon zannediyoruz ama kamu borcunu falan eklediğinde içeriye 100 trilyon dolar bir borç çıkıyor. Bu dünya ekonomisinin toplam gücü gibi bir şey. Ve ben dedim ki boşanmalar olur. Niye boşanmalar olur? İşte bu yüzden. Şu oran düştükçe Almanya ilk başta kendisini sorgulayacak. Diyecek ki: "Bu iş gidişat bu değil. Biz şu anda hâlâ artı değerdeyiz." Niye? Sattığımız aldığımızdan daha az. Ama size şunu söyleyeyim; öyle kritik bir noktada ki Almanya ürettiği şu anda bütün üretimi durabilir. Çin durduğu anda. Bütün ara malzemeler Çin’den geliyor. Bakın önümüzdeki 5-6 yıl içerisinde Alman otomobil firmalarından çoğunun ben yaşayabileceğini sanmıyorum.

Ersin Çelik: Bir de teknoloji değişti.

“AVRUPA ÇAĞA AYAK UYDURAMADI”

İbrahim Ufuk Kaynak: Kesinlikle. Ya oraya satacaklar ya kapatacaklar. Bütün gidişat o. Çünkü Avrupa çağa ayak uyduran Türkiye’nin yapmış olduğu bu elektronik devrimi yapamadı. O yüzden hani diyor ki "Aselsan bunun öncülüğünü yapıyor." diyor İngiliz Dışişleri Bakanı.

Ersin Çelik: Ya Mark Rutte de ne diyor? Acayip. Yani çok etkilendim de "Ürettiğiniz ve yaptığınız teknolojiler çağın ötesinde" diyor. Artı bak burada da diyor ki "Bizim çok ihtiyaç duyduğumuz şeyler bunlar." diyor.

İbrahim Ufuk Kaynak: Şimdi çok ilginç bir şey daha var. Bir de Belçika kralı kraliçesi Türkiye’ye geliyor.

Ersin Çelik: Gelenler gidenler artmaya başladı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Şimdi bak kraliçenin gelmesi ayrı bir önem taşıyor. Niye biliyor musun? Normalde hani ne dedik? Biz hep bu zamana kadar başbakanları falan falan gelirdi değil mi? Kraliçe niye girdi devreye? Kraliçe ayrı bir şey istiyor. Hükümetin yapamadığını yapmak istiyor. Türkiye’yle arayı düzeltmek için bambaşka bir niyetle geldim diyecek.

Ersin Çelik: Devlet insanı olarak siyasetçi değil de daha üst seviyede.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ama yanında 450 kişi getiriyor. Bunların 428’i iş adamı. Biz ne dedik? Bu yıl dedik çok şeyler olacak dedik. Daha bunlar bir hiç. Daha daha gelecekleri var.

Ersin Çelik: Bunlar daha fragman mı?

İbrahim Ufuk Kaynak: Gerçekten diyorum. Bakın yani Türkiye bu ünlü yatırım fonlarının sahiplerinin falan filan yani CEO’larının falan gelmesi hepsi aynı şey. Hepsi aynı çerçevede dönüyor.

Ersin Çelik: Körfez’deki denklem yani Dubai meselesi bayağı tabii onları daralttı. Arayışa soktu bir taraftan da.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ve ben sana bir şey diyeyim mi? Oradaki barış anlaşmasının en sonunda yine gelecekler. Bu bölgede Türkiye izin vermedikçe bir barış olmayacak. Bunu ben değil kendileri söyleyecekler. Türkiye’nin de söylemesine gerek yok. Kendileri diyecekler.

Ersin Çelik: Zaten söyleyeceklerini söylemeye başlamışlar teker teker. Yani tehditlerinde bile övgü var.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ya 15 sene evvel, 20 sene evvel, 25 sene evvel böyle bir kelimeyi duyabilir miydin?

Ersin Çelik: O bahsettiğiniz yıllarda IMF raporlarını canlı yayınlarda karşılıyorduk.

İbrahim Ufuk Kaynak: Eğer içimizdeki şu Gezi olayları olmamış olsaydı, bu darbe girişimleri falan olmamış olsaydı Türkiye’nin gayrisafi milli hasılası bugünkünün tam iki katına ulaşmış olacaktı. Tam iki katına. Öylesine bir yerden bizi sürekli olarak aynı şeyle tehdit ediyorlar. Bakın karşıdaki adamlar belirli bir isteği yok. İçeride kullandıkları insanlar da bilinçli falan değiller. Yani düşünebiliyor musun sen? Ana muhalefet partisi lideri diyor ki: "Ben Jöntürk’üm." Şaka gibi. Yani "Ben köle Batı’yı efendi gören köle zihniyetine sahibim." diyor kısaca. Bunu kim diyor? Ana muhalefetin lideri diyor. Yetmedi. Türkiye’nin kendisinin bu son işte toplamalar sırasında Gaziantep’teki olan olayı. Ne kadar bacak kadar çocuklar mehter takımı kurmuşlar okuldan. Çok güzel bir şeyler çalıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin koca koca adamları sırtlarını dönmüşler. Protesto ediyorlar. Kimi? Türk’ü.

Ersin Çelik: Tarihini.

İbrahim Ufuk Kaynak: Yani dünyada beş çeşit müziği olan yeryüzünde başka bir millet yok. Hani sanat müziği, halk müziği. Müzik bizde; dini müzik, askeri müzik. Türkiye öyle bir temel ki orada bahsedilen sadece bir askeri müzik. Dünyanın saygı duyduğu Mozart’a Türk Marşı’nı yazdıran ona sırtını dönüyor. Bunların ondan da haberi yok biliyor musun?

Ersin Çelik: Orada kösü görünce direkt böyle zaten travması tetiklenmiş İngiliz gibi şey yapıyor, Fransız gibi. Ama bir şey söyleyeceğim. Sosyal medyadaki etkisine baktım. Bizim toplum gerçekten çok dinamik. Çok kale gibi duruyor halkımız.

İbrahim Ufuk Kaynak: Başka türlü de olmayacak yani ancak böyle.

Ersin Çelik: Anında haddini bildiren bir toplum var. Anında haddini bildiriyor. Ya sen ülkeyi yönetmeye talipsin, herkesin oyunu almak gibi bir idealin var. Herkesin oyunu alamazsan zaten hiçbir şekilde ülkeyi yönetemezsin. Kesinlikle. Ama kodlarında ne varsa o da belli dönemlerde mutlaka ortaya çıkıyor. Ya işte dediğiniz gibi küçücük çocuklar bir müsamere yapıyorlar ve sen bunu siyasi, politik bir şeye dönüştürüyorsun.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ve çocuk hiçbir şey anlamıyor. Çocuk niye yaptıklarını bilmiyor. Koca koca amcalar sırtını dönmüş. Sen bir çocuk açısından düşün.

Ersin Çelik: Mehtere sırtını dönmek çok ilginç. Yarın düşman geldiğinde yani kafanı kuma sokmak gibi bir şeydir bu. Aynen öyle. Kuma sokarsın.

İbrahim Ufuk Kaynak: İşte Jöntürk böyle bir şey. Yani durup durup bir adam Tevfik Fikret olmuyor. Böyle oluyor. Ancak bu kadar yabancılaşabiliyor. Yani ben üzülüyorum. Niye? Şimdi dedim ya sana beni en çok çocuklar açısından düşünsene. Çocuklar bir şeyler yaptı, oraya hazırlanmışlar, gelmişler. Koca koca amcalar arkalarını dönmüşler. Bir grubu alkışlıyor, bir grubu sırtını dönmüş böyle bekliyor. O çocuğa bunu nasıl açıklayacaksın? "Niye amcalar sırtını döndü acaba? Biz ne yaptık ki?"

Ersin Çelik: Düşmanlık. İnsan resmen düşmanlık besliyorsun bak bu çocuğa karşı.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ve kendi kültürüne. Bu adamın ben gerçekten bak böyle bir kafa yapısına sahip bir adamın bu memleketin elemanı olduğunu pek sanmıyorum, biliyor musun? Başka bir karışıklık var işin içinde. Veyahut da tam anlamıyla dönmüş, onlardan olmuş.

Ersin Çelik: Bence işin içinde şey var; yani siyaset olduğu kadar belli noktalardan bir nefret de var. Yani o onu; mehteri din olarak, tarih olarak, Osmanlı olarak işte bir sürü kodlamış.

İbrahim Ufuk Kaynak: İmparatorluk refleksi gören Türkiye’yi hazmedemiyorlar.

Ersin Çelik: Evet ama dikkat etmek lazım. Yani bizim içeriği güçlendirmemiz gerekiyor. Yani bütün bu denklemde, bütün bu etrafımızdaki kaos, sonra işte bu üst düzey isimlerin yaptıkları açıklamalar, Türkiye’ye dair bir hikâye yazma girişimleri. Bu hikâye olumlu anlamda söylemiyorum. Yani Türkiye’yi kriminalize etmek. İçeriye dikkat etmek lazım. Yani özellikle sosyal medyayı bu konuda artık vatandaş olarak da çok böyle dikkatli kullanmak gerekiyor.

İbrahim Ufuk Kaynak: Şimdi Amerika’daki ve İsrail’deki hazır alınan planlar Avrupa’da burnunu göstermeye başladı. Başka yerlerde de gösterebilir. Yani biz bütün bunlara rağmen, bak her şeye rağmen. Zaten Türk milleti çok büyük bir millet. Biz kaldıramayacağımız yükü, Allah nasıl kuluna yüklemezse kaldıramayacağı bir yükü Türkiye’ye de yüklemez.

Ersin Çelik: Yüklemez, amenna.

İbrahim Ufuk Kaynak: Her şart altında biz bunların altından kalkarız ve başaracağız. Tarih de örnekleriyle dolu. Bazı günler çok umutsuz olabiliriz, kötü gelişmeler olmuş olabilir ama hiçbir şey kalıcı değildir. Ve en büyük güç gücünü her zaman kaybedebilir. Tarih de bunun örnekleriyle doludur. Hiçbir zaman bir etkisini kaybetmeyecek diye bir şey yok; çünkü o gün öyle bir ortam içerisinde yaşıyorsun ki. İşte herkes örnek veriyorum, herkes İngilizceyi. Bak İngilizce yalnızca değil; bu adamlar dedim ya size paranın çoğunluğunu kontrol ettikleri için dil ve kültürlerini de toplumun üzerine baskılıyorlar.

Ersin Çelik: Evet.

AVRUPA’DAKİ DEVLETLERİN ARKASINDAKİ GİZLİ EL KİM?

İbrahim Ufuk Kaynak: Parayı nasıl kontrol ediyorlar? Şu anda hâlâ dünya finansının %49’u Londra’dan, %24’ü de New York’tan kontrol ediliyor. Yani bahsettiğim sadece iki yer. Bu Londra, İngiltere’nin kendisi çok borçlu bir ülke. Demek ki finansı kontrol edenler devletin kendisi değil; Londra’da ve New York’ta yerleşmiş bir yapı. Biz hep bunu anlatmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki özellikle de gençlere diyoruz ki: "Bakın bunlar devlet değil. Biz bu ülkelerden bahsederken arkasındaki hidden hand’ten bahsediyoruz." Yani gizli elden. Hani Adam Smith’in Ulusların Zenginliği kitabında bahsetmiş olduğu "ekonomiyi düzenleyen bir gizli el vardır" diyor. Şimdi o gizli elin ben dedim ki öyle bir gizli el falan yok ha. Bunu hâlâ koca koca adamlar yazıyorlar. Gizli elmiş, neymiş? Piyasanın kendisini halk tarafından bilmem ne. Abi bunlar hepsi hikâye. Şu işin gerçeğini söyleyin: Görünmeyen el, vergi listelerinde adı çıkmayan o büyük ailelerdir. Evet, bunlar. Bu kadar bileceksin. İkincisi Londra derken bizim gördüğümüz yerde City of London’dur. Londra şehrindeki halkın çoğunluğunun haberi bile yoktur olaydan. City of London. %75’ini iki ülke; kim ikisi? Anglosakson. Öyle bir dengenin içerisindeyiz ki biz. Bunları gençler bunu anlarsa var ya vallahi bizim kurtuluşumuzun Türkiye’nin yani dünya insanlığına verebileceği çok şey olan tek medeniyetin dünyaya öğreteceği de çok şey var. Bunu da yeni gençlere borçluyuz. Ancak onların anlaması lazım. Şu gelişmeleri bir gördüğü gibi olaylar üzerinden değil. Bak şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı. Öyle bir şey yok. Çok büyük olaylar dönüyor. Planı yapanlar da çok büyük, hikâyeyi yazanlar da çok büyük. En son aşaması da savaş.

Ersin Çelik: Evet.

İbrahim Ufuk Kaynak: O noktaya gelene kadar o kadar dikkatli olmak zorundayız ki işte Türkiye bütün bunlara rağmen inanılmaz bir çaba gösteriyor. Ve dedim ya hani eğer birkaç olay olmamış olsaydı şu anda milli gelirimiz tam iki katına varmış olacaktı. Yani bu kişi başı milli geliri 35.000 dolarlara falan çıkmış olacaktı. Bir iki ufak hamle ile beraber bunu yaptılar. Bunların tekrar olmaması için gençleri bilinçlendirmemiz gerekiyor; çünkü kimin kimin oyuncağı olduğu o anda belli olmuyor. O anda sen çok halis niyetlerle, iyi niyetlerle caddeye çıkıyorsun; var olan yapıyı bozuyorsun, yapılmış olanları da yıkıyorsun. İstanbul’un belediyelerini, otobüslerini falan yaktılar. Niye? Şimdi olsa yakmazlar. Anladın mı? Böyle bir acayip bir şey. Şimdi kendi kendine yanıyor, o ayrı mesele.

Ersin Çelik: Bir milli gelir zayiatı bu arada. Yani İstanbul’un düştüğü durum da düşürüldüğü durum da maalesef acı bir şey vallahi. Ekonomik, sosyolojik olarak ve şehirleşme açısından İstanbul gittikçe geriye gidiyor. Yani bu biraz böyle uçak meselesinin gölgesinde kaldı bu İstanbul olayı ama İstanbul’da da geri kalır bir durum yok yani.

İbrahim Ufuk Kaynak: Ben onların da doğrudan bunlarla bağlantılı olduğunu sanıyorum. Bunların hiçbirisinin sebepsiz olmadığını ve hepsinin altından da o bahsettiğimiz Mossad ve Yahudi ilişkisinin olduğuna da 1 milyon kere eminim. Benim bu zamana kadar yaptığım incelemelerde karşıma çıkan hep aynı şeyler oldu. Belirli bir yerde pislik varsa içerisinde muhakkak varlar. Adamın elinde değil Yahudi’nin. Elinde değil yani, adam böyle girdiği bünyeyi kurutuyor.