Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Albayrak Medya iş birliğinde düzenlenen "Ailede Türkiye Yüzyılı Zirvesi", toplumun en temel yapı taşı olan aile kurumunu güçlendirmek ve geleceğe taşımak amacıyla bugün kapılarını açtı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş başta olmak üzere, sosyal politika ve aile alanında söz sahibi çok sayıda prestijli ismi ve uzmanı bir araya getiren bu dev organizasyonda, Türkiye'nin sosyal dokusunu tahkim edecek stratejiler tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı.
Sağlam aileden güçlü topluma
Ailede Türkiye Yüzyılı Zirvesi'nin resmi açılışı, Albayrak Medya Genel Müdürü Abdullah Hanönü'nün konuşması ve ardından salondakilerle paylaşılan özel tanıtım filmiyle yapılırken toplumsal yapının güçlendirilmesine yönelik önemli mesajların verildiği kürsü konuşmalarında sırasıyla İstanbul Aile Vakfı Başkanı Üner Karabıyık, Yeşilay Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç söz aldı. Yetkin isimler, kendi alanlarındaki kurumsal tecrübelerini ve geleceğe yönelik stratejik değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı.
"Sayın Bakanım, kıymetli misafirler, değerli basın mensupları, Albayrak Medya Grubunun düzenlemiş olduğu "Ailede Türkiye Yüzyılı" zirvemize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Malumunuz, yıl içerisinde Albayrak Medya Grubu olarak Ticarette Türkiye Yüzyılı zirvemizi gerçekleştirdik.
Bugün ise burada yalnızca bir sosyal meseleyi konuşmak için değil, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek en temel kurumu yani aileyi konuşmak için bir araya gelmiş bulunmaktayız.
Çünkü aile, yalnızca aynı çatıyı paylaşan insanların oluşturduğu bir birliktelik değildir; aile, medeniyetimizin ilk mektebidir. Aile, kültürün, ahlakın ve aidiyet duygusunun nesilden nesile aktarıldığı en büyük emanettir. Bu sebeple aile meselesi yalnızca bireylerin meselesi değildir; aynı zamanda toplumun, devletin ve milletin de meselesidir.
Değerli Bakanım, kıymetli misafirler, Cumhuriyetimizin ikinci asrından adını veren Türkiye Yüzyılı elbette güçlü ekonomiyle, gücüyle, güçlü savunma sanayisiyle ve güçlü kurumlarla yükselecektir.
Ancak bütün bunlardan önce şu soruyu sormak zorundayız: Bu büyük yürüyüşü kim gerçekleştirecek? Bu eserleri kim inşa edecek? Bu ülkeyi yarınlara kim taşıyacak? Cevap kısa ve açıktır: Türkiye Yüzyılı’nın gerçek sermayesi insandır.
Aileyi güçlendirmek, yalnızca evlilikleri güçlendirmek değildir; milletimizin istikbalini güçlendirmektir. Medeniyet tarihimize baktığımızda, aynı hakikati görürüz: Büyük devletler önce güçlü aileler üzerinde yükselmiştir. Kalıcı medeniyetler önce sağlam hanelerde mayalanmıştır. Bu bakımdan aileyi konuşmak.Aslında medeniyetimizin neslini konuşmaktır
Bu bilinçle Yeni Şafak gazetemizde ve TVNET ekranlarımızda GZT sosyal medya platformlarımızda dergilerimizde ve kitle yayınlarımızda aileyi merkez alan bir yayın anlayışını sürdürmeye gayret ediyoruz. Aileyi zayıflatan insanı yalnızlaştıran değil, topluma bağlayan aidiyetleri aşındıran değil, kökleştiren sorumluluktan kaçış değil, emanet bilincini teşvik eden bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz. Çünkü biliyoruz ki kültürel mücadelenin en önemli cephesi ailedir. Çünkü biliyoruz ki kültürel mücadelenin en önemli cephesi ailedir. Ve aileyi korumadan geleceği korumak asla ve asla mümkün değildir. Mümkün olmayacaktır.
Nitekim Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın aileyi merkeze alan güçlü vurgularını ve bu alanda ve bu alandaki kararlı iradesini son derece kıymetli buluyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız ve Bakanlığımızın yürüttüğü çalışmaları da bu büyük yürüyüşün önemli adımları olarak görüyoruz. İnanıyoruz ki milletimiz bu çağrıyı anlayacaktır. İnanıyoruz ki aile konusunda yeni bir bilinç ve hassasiyet gelişecek. İnanıyoruz ki Türkiye güçlü aile yapısını koruyarak yeni yüzyıla daha emin adımlarla yürüyecektir.
Biz inanıyoruz ki Türkiye Yüzyılı’nın hikayesi önce hanelerde yazılacaktır. Çocuklarımızın kalplerinde yazılacaktır. Ailelerimizin fedakarlığında yazılacaktır.
Milletimizin ortak iradesiyle tamamlanacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, zirvemize teşvik ederek bizleri onurlandıran Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız’a basın mensuplarımıza destekçilerimize ve siz değerli misafirlerimize dükkanlarımı sunuyorum. Rabbim ailemizi muhafaza eylesin. Milletimizin birliğini ve birliğini daim eylesin. Türkiye Yıldızı'nın güçlü. Güçlü nesillerle ve köklü bir medeniyet değerleriyle inşa etmeyi bizlere inşallah nasip etsin. Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla."
"Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında birbirinden bağımsız gibi görünen birçok tartışma aynı anda gündemde. Bir tarafta doğurganlık oranları tartışılıyor, diğer tarafta yalnızlık salgınından söz ediliyor. Bir tarafta ekran bağımlılığı ve dijitalleşme gündeme geliyor. Diğer tarafta aile ve toplum yapısındaki dönüşüm konuşuluyor. Ve bütün bunların etrafında aidiyet, kimlik ve toplumsal kutuplaşma tartışmaları da hızla devam ediyor. İlk bakışta bunlar birbirinden farklı meseleler gibi duruyor; ancak biz öyle düşünmüyoruz.
Aslında bütün bu gelişmeler, dönüşümün farklı belirtileri…
Biz buna en son İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzle yaptığımız ve Maarif Vakfımızla gönül ve kültür coğrafyamızda 61 ülkede de aynı projeyi devam ettirdiğimiz Kalem Ailem projesinde gördük.
Kısa filmleri, resimleri 61 ülkeden ve İstanbul'un 39 ilçesinden ilk orta lise seviyesindeki öğrencilerin resimlerini sergiledik.
Bu öğrencilerin hem kısa filmlerinde hem de resimlerinde ekranların bir sorun kaynağı olarak tasvir edildiğini gördük.
Toplumların ayakta kalma kapasitesini konuşuyoruz. Toplumsal dayanıklılığı konuşuyoruz. Tam da bu nedenle son dönemde özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Bey'in sıklıkla vurguladığı iç cephenin tahribi meselesini konuşuyoruz.
Ve bu mesele yalnızca siyasi bir kavram olarak da değerlendirilmemeli.
Ve sadece siyasi birlik değil, iç cephe. Ortak hafıza, ortak aidiyet, ortak gelecek tasavvuru. Ortak kader duygusu.
Peki bunları ayakta tutan ne diye sorduğumuzda, sorular çeşitleniyor.
Askeri güç mü, ekonomik kapasite mi, siyasi kurumlar mı?
Elbette bunların tamamı önemli. Ancak tarih bize gösteriyor ki. Uzun vadede ayakta tutan, görünmeyen bir güç var.
Bu gücün bir sütunu güven, diğer sütunu aile. Yine, bir diğer sütunu ise dayanışma.
Ve bu gücün adı aile. Toplumların kriz zamanlarında. Dağılmadan, ayakta kalabilmesini sağlayan taşıyıcı kolonlar toplumsal bağlar ve güç unsurları. Bunu en son Amerika-İsrail'in İran'la savaşının bitişinde gördük. Savaşın belirleyicisi bu unsurlar olmuştur. Ve bu. Hafta itibariyle gelinen noktada anlaşma zemininde şunu müşahede ediyoruz: İsrail-İran Savaşı'nda belirleyici olan yalnızca askeri kapasite olmadı, toplumun devletinin ve rejiminin arkasında durması, muhalif figürlerin bile kalkıp ülkelerine geri dönmesi oldu.İşte biz buna toplumsal dayanıklılık diyoruz.
Bugün aileye ilişkin tartışmalarda doğurganlık oranlarındaki düşüşü. Dijital bağımlılığı, yalnızlığı, kuşaklar arası mesafenin artmasını ve kültürel aşınmayı konuşuyoruz.
Konuşacağız. Ancak bunları birbirinden bağımsız sorunlar olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü bütün bu gelişmeler aynı sonuca yol açıyor.
Doğurganlık düşüyor, evlilik erteleniyor, yalnız yaşayan insan sayısı artıyor. Nüfusumuz da hızla yaşlanıyor. Çocuklarımız ve gençlerimiz daha fazla ekranla, daha az insanla gelişiyor.
Kuşaklar arasındaki mesafe ise açılıyor ve büyüyor. Ortak değerlerimizin aktarımı zorlaşıyor.
Kıymetli katılımcılar, bu süreci anlamak için iki kavramın faydalı olduğunu düşünüyorum.
Ekran bağımlılığı, yalnızlık, mahremiyet kaybı, aşırı bireyselleşme. Ve kuşaklar arası mesafenin artması gibi süreçlerin her biri tek başına çok da önemli görülmeyebilir.
Ancak zamanla birleşerek toplumun bağ dokusunu etkileyebilir. Nüfuz ediyor ve toplumsal dayanıklılığı aşındırıyor."
"Bir insana yapılabilecek en büyük iyilik nedir dediğimizde, canını kurtarmakla öte süreçler devreye girmeye başladı. Ne gibi süreçler devreye girmeye başladı? Bağımlılıkla alakalı şöyle şeyler yaşıyoruz: anne babalar. Bağımlı çocukları için ölse de o da rahat etse, biz de rahat etsek diyecek noktaya gelmiş durumdalar. Kendine zarar veriyor, anne babasına zarar veriyor, başka insanlara zarar veriyor… Hani böyleyken bir insana bugün yapılabilecek en büyük iyilik, canını kurtarmaktan önce onu bağımlılıktan kurtarmak olabilir.
Dolayısıyla bugün algoritma değişti, artık kurtarmak kadar kritik bir gerçek. Karşı karşıyayız. Hayat kurtarmaktan daha önemli şey, bir insanı bağımlılıktan kurtarmak. Daha da önemli. Bir şey var, daha önemlisi olur mu? Daha da önemlisi olur.
Daha önemlisi ne? Bağımlılıktan korumak. Niçin bağımlılıktan korumak? Çünkü bir insan bağımlı olduğunda, kendine çevresine, o kadar zarar verebiliyor ki, sonrasında büyük emeklerle, büyük gayretlerle, bayağı bir zaman kaybederek, bir noktaya gelse bağımlılıktan kurtulsa bile geriye dönmek mümkün olmuyor.
Böylece kayıp yıllar diye bir kavram var bağımlılık literatüründe kullanılan. Nedir kayıp yıl? Bağımlılıkla alakalı bir tedavi sağlayabilirsiniz, bir başarı elde edebilirsiniz ama o kaybolan yılları, imkanları, fırsatları, yetenekleri, kaynakları geriye döndürmek mümkün değil. Bağımlılıktan kurtarmaktan çok daha önemli bir şey var. Bu gençlerimiz, çocuklarımızı. Bağımlılıklardan korumak meselesi. Türkiye Gençler Cemiyeti tam bu düşünceyle kurulmuş. 1920'de kurulmuş. 1920'de Türkiye Gençler Cemiyeti kurulmuş. İstanbul işgal altındaymış. O işgal günlerinde Kafkaslardan toprak kaybediyoruz, oradaki insanımız geliyor. Balkanlardan toprak kaybediyoruz, oradaki insanımız geliyor. Çanakkale'de dünya kadar şehidimiz var, yetimiz, dulu, İstanbul'a geliyor. Birinci Dünya. Savaşı'ndaki kayıplarımızın, İstanbul'da hayatta kalabilmek, bir dilim ekmek bulabilmek için İstanbul'a geliyor.
Ve İstanbul'da o dönem 100.000 işgal askeri var, 100.000 işgal askeri. Her mekândan işgal askeri. Akif'in deyimiyle, kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela. Her türlü zararı, her türlü. Zulmü, her türlü haksızlığı, her türlü ahlaksızlığı yapıyorlar.
Ama yaptıkları en tehlikeli girişim şu: O kadar ekmeğe muhtaç, elbiseye muhtaç. Yokluk içinde bir topluma, ekmek ver, kimse vermiyorlar. Karaköy Limanı'na gemi gemi, alkol getirip gençlere, çocuklara bedava dağıtıyorlar Niye bedava dağıtıyorlar? Çünkü sömürgeciler şunu çok iyi biliyorlar: Bir ülkeyi. Işgal etmek sadece toprağını işgal etmek değil. Esas işgal, toplumunu, özellikle çocuklarını, gençlerini, geleceğini, zihnen ve. Işgal etmektir, kalben işgal etmektir.
O dönemde ben olsam derim, hocam. Sırası mı dernek kurmanın, vatan elden gidiyor. Yani yapacaksak gidelim, savaşalım, mücadele edelim, gayret edelim. Dernek sonra kurarız falan derim. Ama bugün geriye doğru baktığımızda, 106 yıl sonra, 106 yıldan beri hiçbir gün krize rağmen, depreme rağmen, darbeye rağmen, ekonomik problemlere rağmen hiçbir gün bile faaliyetlerini bırakmamış, çalışmalarına devam eden bütün dünyaya örnek olan, ilham olan bir kuruluş olduğunu görüyoruz.
Kaç yaşından itibaren çocuklar kontrolsüz bir şekilde, içerik kontrolü olmadan, süre kontrolü olmadan ekrana maruz kalıp yıkıcı alışkanlıkları geliştirmeye başlıyorlar. Nörolojik olarak gelişimsel olarak iz kalacak şekilde hayatlarını, büyüme çağlarını, en kritik dönemlerini geçiriyorlar. Dolayısıyla ekran bağımlılığı başta olmak üzere bütün bağımlılıklarla alakalı karşı karşıya kaldığımız çok büyük bir tehdit ve tehlike var.
Dolayısıyla buna karşılık 100 yıl önce savunduğumuz gibi bugün savunmamız gerekiyor. O dönemde cepheye gitmek gerekiyordu. Aynı zamanda faaliyetler yapmak gerekiyordu gençler gibi. Bugün cepheye gitmek gerekmiyor. Cephemiz savunan askerimiz var. Milli savunmamız çok gelişti. Ama savunmanın bir cephesi de insanımızı, bağımlılıklardan korumak noktasında ilerlemek, ilerlemesi lazım."
Bakan Göktaş özel oturumla soruları yanıtladı
Etkinliğin en çok merak edilen ve heyecanla beklenen bölümü ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın konuk edileceği özel oturum oldu. Medya dünyasının güçlü kalemleri ve yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek bu röportajda; TVNET Genel Yayın Yönetmeni Serhat İbrahimoğlu, Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik, Z Raporu Genel Yayın Yönetmeni Semra Karabaş ve Lokma Dijital Yayın Yönetmeni Beyza Nur Kaynak, Bakan Göktaş'a sorularını yöneltti.
"Güçlü bir aile demek dirençli bir toplum demek.
Ailenin içindeki bir bağımlı, engelli yatağa bağımlı fert bütün aileyi etkiliyor. Biz de aileyi merkeze alan bir yaklaşımla devam ettik. Aileye yönelik çalışmalarımız devam ediyor.
Türkiye'de huzur evi sırası bekleyen yaşlı nüfus oranı arttı. Yaşlanan nüfus odaklı ciddi çalışmalarımız var. Bakanlık olarak yaşlılarımızın yanındayız.
İzlediğiniz sizin yaşantınızı şekillendirir bir hale geldi. Aileyi kötü gösteren içerikler izlerseniz bu da sizin hayatınızı şekillendiriyor.
Şehirleşme ve dijitalleşme bütün hayatınızı etkiliyor. Gençlerimiz evlenmek istiyor. Onları desteklememiz ve önlerindeki engelleri kaldırıp güçlü destekler sunmamız gerekiyor.
Evliliği ertelemenin nedeni ne, yeni destekler gündemde mi?
Doğurganlığın en yüksek ve en düşük olduğu yerlerde bir çalışma yaptık. Gençlerimiz evlenmek istiyor. Ancak ne zaman? Kızlarımız okul bittikten sonra, erkekler ise ekonomik gücünü eline alınca.
Biz burada "Aile ve Destek Fonu"yla biz evlenmek isteyen gençlerimize destek olmak istedik. Albayrak Grubu'nun da bu noktada bir desteği varmış. Bunun için de ayrıca mutlu olduk.
Boşanma oranları ilk 5 yılda gerçekleşiyor. Biz bu boşanmaların da önüne geçmek istiyoruz. Dolayısıyla evlilik desteğini sürdürmek istiyoruz.
Çocuklarla birlikte kredi ihtiyaçları sağlıyoruz. 2 yıl ödemesiz 4 yıl kredi vaat ediyoruz. Bu proje sayesinde 10 bin 500 yeni çocuğumuz dünyaya geldi.
Biz şunu söylemek istiyoruz. Biz evlenmek isteyen 18- 28 yaş arası çiftlerimizin yanındayız. Neden yaşı 35'e çekmiyorsunuz diye bir geri dönüş var biz bu yaşı 40'a çekmek isteriz. Bu noktada da destek için çağrı yapmış olalım.
Teknoloji hızla ilerliyor. Yapay zeka hayatımızın tam ortsında. Sosyal medyda 15 yaş düşenlemesini hayata geçirdik.
"Hiçbir ekran ailenin sıcaklığını tutamaz, hiçbir algoritma aile şefkatini veremez"
Biz bir dijital koruma ekosistemi oluşturmak istiyoruz. Bu noktrada ailenin ve eğitmenlerin desteği olmadan bunu başaramayız. Burada toplumsal bir seferberlik şart. Hiçbir ekran ailenin sıcaklığını tutamaz hiçbir algoritma aile şefkatini veremez. Bu noktada ailelerden güçlü destek bekliyoruz. Onlar da çocukların ekran süresini kontrol altında tutarak bize destek olsunlar.
Roblox açılacak mı?
Roblox temsilcileri bizimle görüşmeye geldi? Bir bakıyoruz çocuk oyuna giriyor ailelerin kredi kartına dönüş geliyor. Bu noktada denetimlerimiz devam ediyor. Çocuklara içerik üretenlerin 100 bin üyesi varsa Türkiye'de temsilci bulundurmak zorunda olacak. Bir içerik uygunsuzsa, biz bir muattap çocuklara uygunsuz olan içerikleri kontrol edecek birini istiyoruz. Dolayısıyla bu içeriklerin düzenli bir şekilde kontrol edilmesini istiyoruz. Roblox kendini bu noktada oldukça geliştirdi. Dolayısıyla önümüzdeki süreçlerde bizim görüşümüz sorulduğunda biz bu sürecin olumlu olduğunu belirteceğiz ancak son kararı yine mahkeme verecek.
Ne değişti de Roblox açılacak?
- Oyunlara yaş derecelendirmesi yap. Bunu koymuyorsan +18 otomatik.
- Ebeveyn kontrolünü güçlendir. Hesap ayarları ve ücretli işlem onayını getir.
- 100 binden fazla ziyaretçin varsa temsilcilik aç.
“Bu şartlara uyarsanız sistemi açarız” dedik.
Roblox bizimle görüşmeye geldi.
Çok hızlı önlemler aldılar.
İki seneye yakın sistemi düzeltmek için mücadele içindeler.
Türkiye’ye özgü yaptılar.
Şiddetle mücade adına bakanlık adına yapmış olduğunuz çalışmalar neyi işaret ediyor? Şiddet olaylarının ardında yatan neden neler?
Şakayla akran zorbalığı arasında çok ince bir çizdi var. Akran zorbalığı çocuğun okuldan kopuşuna bile neden olab,iliyor. Biz çocuklarımızı gerçek hayattan kopmadan yetiştirmek istiyoruz.
İlk belirtileri görebilmek, esas olan olay büyümeden müdahale edebilmek. Risk puanlar en yüksek olan haneleri taradık. Biz burada yine Milli Eğitim Bakanlığımızla çok ciddi bir işbirliğimiz var.
Yine şunu söylemek istiyorum hiçbir kamu politikası ailenin yerini tutamaz.
Çalışan anneler için bir bakım desteğiniz var mı?
Amacımız iş yaşam dengesini desteklemek. Çalışan annelere desteğimizi sürdürebilmek. Kreş ve bakımevleri sayısını artırdık. Bu noktada çalışmalarımız devam ediyor.
"Her yeni doğan bebeğin yanında olduk"
• 1. çocuk için tek seferlik 5.000 TL,
• 2. çocuk için çocuk 5 yaşını tamamlayana kadar (altmışıncı ay dâhil) aylık 1.500 TL,
• 3. ve üzeri çocuklar için çocuk 5 yaşını tamamlayana kadar (altmışıncı ay dâhil) aylık 5.000 TL tutarında düzenli doğum yardımı yapıyoruz.