Türkiye’ye getirilen Küresel Sumud Filosu aktivistleri, İsrail barbarlığını anlattı. İsrail tarafından uluslararası sularda alıkonulduktan sonra Yunanistan'ın Girit Adası'na götürülen aktivistlerden 59’u, önceki akşam THY uçağıyla İstanbul’a getirildi. Aralarında ABD, İngiltere, Arjantin ve Avustralya vatandaşlarının da bulunduğu yabancı aktivistlerin, İsrail müdahalesine ilişkin anlatımları dikkat çekti.
ABD'Lİ EMEKLİ ACİL SERVİS HEKİMİ JOHN FRANCİS REUWER: İnsani yardım amacıyla hareket eden kişilere suçlu muamelesi yapıldı. Bugün, başkalarının acılarına duyarlılık gösteren insanların suçlu gibi muamele gördüğüne şahit oldum. Bize ağır şekilde müdahale edildi. Her gün çocukların öldürülmesine duyarlılık gösteren insanlar, neden suçlu gibi muamele görüyor ve neden çocukları öldürenler saygıyla karşılanıyor? İsrail'in yasa dışı müdahalesinde yere yatırıldık, diz çökmeye zorlandık ve hareket ettiğimizde darbedildik. Fiziksel ve psikolojik olarak etkilendik. ABD ile İsrail gibi ülkelerin bu kuralları her gün ihlal etmesine izin veriyoruz. Bu da hepimizi güvende ve barış içinde tutan uluslararası kurumları zayıflatıyor. Bu nedenle ABD ve İsrail'i hesap vermeye zorlamalıyız.
İNGİLİZ AKTİVİST KATY DAVIDSON: Küçük bir tekneyle ilerlediğimiz sırada insansız hava araçları ve yoğun ışıklarla takip edildik. İsrail ordusuna ait büyük bir savaş gemisi tekneye yaklaştı. Bize teknenin ön kısmına geçmemizi söylediler. Biz barışçıl şekilde oturduk ancak ısrar ettiler. Sonunda, 'Öne geçmezseniz ateş ederiz' diye tehdit ettiler. Askerlerce alıkonulduktan sonra yüzen hapishaneye, buradan da botlarla konteynerlerden oluşturulan geçici alana götürüldük. Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar. Gece boyu ıslak yataklarda uyumaya zorlandık. Görevliler sert ve tehditkar bir tutum sergiledi. Bize ülkeyi terk etmemiz ya da İsrail'de hapse gönderileceğimiz yönünde seçenek sunuldu. Uluslararası toplum harekete geçmeli, herkes tepki vermeli. Çünkü bu Filistin’le sınırlı kalmayacak, dünya geneline yayılacak.
İNGİLİZ AKTİVİST SIJAAD HUSSAIN: İnsani yardım taşıyorduk ve Gazze'ye doğru yol alıyorduk. Bize uluslararası sularda saldırdılar. Girit'ten çok daha önce, ki orası onların toprakları değil, onların bölgesi değil, İsrail teknelere baskın yaptı. Bize plastik mermiyle saldırdılar. Yaralananlar oldu. Teknelerimize baskın yaptılar.
ARJANTİN MİLLETVEKİLİ MONICA SCHLOTTHAUER: Bizi kaçıran İsrail askerlerinin işkencesine maruz kaldık. Aşağılandık, psikolojik tacize maruz kaldık ama yılmadık, yılmayacağız. Çünkü Filistinli kardeşlerimiz bunu misliyle yaşıyor. Filistin var, çünkü direniyor. Karşısında ise ölüm makinesi bir devletin askerleri var. ABD, Avrupa ve bütün ülkeler ikiyüzlü politikalarıyla Siyonist devletin bütün politikalarını meşru kılıyor.
AVUSTRALYALI DOKTOR BIANCA WEBB-PULLMAN: Tekneye çıkan İsrail askerleri bize silah doğrulttu. Herkesin ellerini bağlayıp bizi teknelerle donanma gemisine götürdüler. Orada uzun süre yerde diz çökmek gibi bir stres pozisyonunda tutulduk. Sonra bizi nakliye konteynerlerinin bulunduğu bir avluya götürdüler, her konteynere 45 kişi sığdırdılar. Filonun Suriye komitesi, 2 üyenin serbest bırakılmamasına tepki gösterdi. Bu yüzden askerler onları dövmeye ve tekneden dışarı sürüklemeye başladı. İsrail, 2 yıldır soykırım gerçekleştirirken cezasız kalıyor, şimdi yaptıkları ise kontrol alanlarını genişletmek. Artık tüm Akdeniz'i kontrol ettiklerine inanıyor gibiler.
Sizin ülkeniz ne kadar güçlü
İŞ İNSANI HALİL ERDOĞMUŞ: Gazze’de her gün bebeklerin katledilmesine sessiz kalamazdım. Bu nedenle insani yardım ulaştırmak amacıyla filoya dahil oldum. Ancak Avrupa’nın ortasında rehin alındık, darp edildik ve insanlık dışı muameleye maruz kaldık. Amacımız yalnızca Gazze’ye insani yardım ulaştırmak ve uluslararası kamuoyunda farkındalık oluşturmaktı. Ancak insanlar darbedildi, yaralandı. Türk yetkililer hızlı ve etkin şekilde devreye girdi. Bir pasaportun gücü, vatandaşını en kısa sürede güvenli şekilde ülkesine getirebilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti bunu başardı. Girit’te hiçbir ülkenin büyükelçisi yoktu, sadece Türkiye büyükelçisi vardı ve yabancıların Türkiye’ye gelmelerini teklif etti. Yabancı aktivistler "Sizin ülkeniz ne kadar güçlü, size çok sahip çıkıyorlar" dedi.