Haberde, ABD dünyanın en büyük askeri gücü olsa da, ağır kayıplar vermesine rağmen direnmeye devam eden bir düşmana karşı savaşın nasıl bitirileceği sorusunun Washington için giderek zorlaştığı vurgulanıyor. The Times, askeri üstünlüğün her zaman koşulsuz zafer getirmediğine dikkat çekerken; İran’ın küresel ekonomiye ağır darbeler vurabilecek Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin, tüm seçenekleri siyasi, askeri ve ekonomik açıdan oldukça riskli kıldığını belirtiyor.
Trump'ın zafer ilan ederek bu savaştan çıkmak istemesi durumunda karşı karşıya kalacağı dört temel seçenek ve The Times'ın bu seçeneklere dair analizleri şu şekilde:
1. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi: "Görev tamamlandı" senaryosu
İlk seçenek, savaşın kısa sürede bitirilmesi. Pentagon'daki danışmanlar ile ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun savaş hedeflerine ulaşıldığında mutabık kalması halinde, Trump "görev tamamlandı" açıklaması yapabilir.
Bu senaryodaki hedefler nispeten sınırlı tutuluyor: İran donanmasının, füze üslerinin ve üretim tesislerinin yok edilmesi. Analize göre, ABD ve İsrail hava kuvvetleri kurdukları mutlak hava üstünlüğü sayesinde bu hedeflerde ciddi bir ilerleme kaydetti.
Trump'ın tabanı için hayal kırıklığı riski:
Ancak savaşı bu aşamada bitirmek, mevcut rejimin iktidarda kalması anlamına geliyor. The Times, bu durumun Trump’ın rejim değişikliği bekleyen destekçilerini ve bazı İranlıları hayal kırıklığına uğratabileceğini belirtiyor. Ayrıca haberde, üst düzey generallerini ve Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'i kaybetmiş olmasına rağmen İran'ın daha da sertleştiği, Körfez'deki ABD çıkarlarına zarar verebildiği müddetçe ateşkesi kabul etmesinin şüpheli olduğu ve intikam yeminleri etmeyi sürdürdüğü ifade ediliyor.
2. Aylarca sürecek yoğun bombardıman stratejisi
İkinci ihtimal, operasyonların birkaç haftalık bir süreçten çıkarılıp aylarca sürecek bir bombardıman kampanyasına dönüştürülmesi. Bu stratejiyle İran'ın İsrail ve Orta Doğu için neden olduğu tehdidin tamamen ortadan kaldırılması amaçlanıyor.
Haberde, ABD ve İsrail'in bu uzun soluklu harekatı yürütecek hava ve füze gücüne sahip olduğu; İran'ın sadece askeri altyapısının değil, tedarik hatlarının, petrol rafinerilerinin ve sivil altyapısının da vurulmasıyla ülkenin devasa bir yıkımla yüzleşeceği belirtiliyor.
İran'ın Kuzey Kore'ye dönüşme ihtimali:
Bu seçeneğin en büyük riski ise İran'ın köşeye sıkışması. Gazeteye göre, böyle bir yıkım karşısında İran direnişini nükleer silah üretme noktasına taşıyabilir; Çin ve Rusya dışında tüm dünyadan izole olarak tıpkı Kuzey Kore gibi içe kapanık, tehlikeli bir yapıya bürünebilir.
3. Sahaya inme ihtimali: Kara operasyonu seçeneği
Washington'daki pek çok uzmanın uzun zamandır savunduğu gibi, The Times da sadece hava saldırılarıyla bir rejim değişikliğinin pek mümkün görünmediğine dikkat çekiyor. Hava bombardımanlarının yaratacağı kaosun İran içinde rejimi devirecek bir protesto dalgası başlatması umut edilse de, sahaya asker indirmeden bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük bir soru işareti.
Haberde, 2003 yılındaki Irak işgalinin yarattığı travma nedeniyle Amerikan kamuoyunun yeni bir kara savaşına kesinlikle sıcak bakmadığı hatırlatılıyor. Ayrıca, "bitmeyen savaşları sonlandırma" vaadiyle öne çıkan Trump için bu adımın çok ciddi bir siyasi intihar riski taşıdığı vurgulanıyor.
Özel Kuvvetlerle kilit hedeflere nokta operasyonlar:
Kapsamlı bir işgal dışlanmasa da, alternatifler arasında Özel Kuvvetler aracılığıyla yapılacak sınırlı operasyonlar öne çıkıyor. The Times'a göre, Kharg Adası'ndaki petrol terminali gibi kritik ekonomik tesisler veya rejim liderliğiyle doğrudan bağlantılı noktalar hedef alınabilir. Buradaki temel amaç, İran'daki muhalif güçleri cesaretlendirerek rejime karşı ayaklanmalarını sağlamak. Ancak analistler, 90 milyonluk nüfusa sahip, dirençli bir düşmana karşı tam ölçekli bir işgalin muazzam zorlukta bir askeri hamle olacağının altını çiziyor.
4. Yıllara yayılan yıpratma savaşı: Devlet çökene dek müdahale
Son seçenek ise resmi ve kesin bir barış anlaşması yapmaksızın, savaşı yıllara yayılacak periyodik bir yıpratma stratejisine dönüştürmek. Bu modele göre ABD ve İsrail, İran'ın askeri gücü yeniden toparlanıp tehdit oluşturmaya başladığı anlarda noktasal hava saldırıları düzenlemeye devam edecek.
Irak Savaşı pratiği ve yeni çatışmaları zemini:
The Times, bu taktiği 1991 Körfez Savaşı'nın ardından Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak'a uygulanan uzun vadeli stratejiye benzetiyor. Tıpkı 1990'lar boyunca ABD'nin Irak'ı düzenli olarak vurması gibi, İran senaryosunda da Washington ve Tel Aviv hem İran içindeki hedefleri hem de Irak ve Lübnan'daki İran destekli milis güçleri istedikleri zaman vurabilir.
Gazete, bu periyodik saldırı döngüsünün İran yönetimi zorunlu bir anlaşmaya boyun eğene kadar süresiz devam edebileceğini belirtirken, tıpkı Irak'ta yaşandığı gibi bu durumun gelecekte çok daha farklı ve büyük bir savaşın zeminini hazırlayabileceği uyarısında bulunuyor.