|

Türk-İstanbul’da müzik

Müzik İstanbul, editöryel bir çalışma. Sekiz bölüm, otuz beş makale ile İstanbul’un Bizans’tan günümüze müzikle irtibatını ele alıyor. İstanbul müziğinin tarihi, teorisi ve eğitimi ile şehirde yetişen güftekar ve sazendelerin biyografilerine yer veriyor. Halk müziği, İstanbul türküleri, dinî ve tasavvufî müziğe dair metinlerin yanında son dönem Türk müziği ve popüler müzik de ihmal edilmemiş.

Yakup Öztürk
04:00 - 15/09/2023 Cuma
Güncelleme: 18:44 - 15/09/2023 Cuma
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

Belediyelerin kültür politikaları, sanat ve kültür meseleleri ile ilgili olsun olmasın herkesin gündeminde. Sunulan hizmetin eleştirildiği, doğrusunun ne olduğu, beklentilerin seviyesi de bu gündeme dahil. Siyaset, belediyelerin, belediye sınırları içerisinde yaşayan herkese eşit bir biçimde kültürün ulaşması gerektiği gerçeğini kâğıt üzerinde bırakıyor. Başkanın mensup olduğu partinin ideolojisi kültür hizmetleri ile kimlik kazanıyor. Hangi sanatçının neden sahneye çıkarılacağı, hangi yayınevinin belediye fuarlarına davet edileceği ya da kimlerin kitabının bir belediye yayını olabileceği seçim sonuçlarının hemen ardından belli. Öte yandan belediyeler, yazan, çizen, söyleyen için de bir para kapısı. Bundan olsa gerek “belediye şairi” diye bir kavram bu ülkenin kültür ortamlarında menfî anlamlar yüklüdür. Yerel yönetimler ve kültür meselesine bu yazı vesilesiyle değinmemin bir gereği var elbette. Ancak oraya geçmeden önce bu ay yayımlanan bir röportajı salık veririm. Merve Akbaş, akademisyen Serhan Ada ile Nihayet dergisinde kültür ve belediyecilik ilişkisine dair konuşmuş. Konuşmada, bu yazıyı da ilgilendiren Esenler belediyesinin adı birkaç yerde geçiyor. Maalesef, Ada’nın “Esenler’i nasıl okumalıyız üzerine uzun uzun konuştuk.” cümlesinin devamı gelmemiş. Ada, neleri teklif etti bilmiyoruz. Ancak yakın zamanda Esenler belediyesinin yayımladığı Müzik İstanbul kitabı, bu röportajda öne çıkan Serhan Ada yorumlarının somut bir numunesi olarak görülebilir. Belediyeler, tartışmalı kültür politikalarına rağmen böylesine kalıcı işlere de omuz veriyor, destek oluyorlar. Müzik ve İstanbul ilişkisi üzerine literatürde elbette pek çok yayın vardır. Burada günümüzden geriye, hatta Bizans sınırlarına kadar İstanbul’un müzik kültürü ele alınıyor.

AYASOFYA’DA OKUNAN İLK EZAN

Müzik İstanbul, İstanbul’un Bizans dönemine değinmekle birlikte esas olarak fetihten sonraki döneme yoğunlaşıyor. İstanbul müziğinin tarihi, teorisi ve eğitimini ele alan metinlerden sonra şehirde yetişen güftekar ve sazendelerin biyografilerine yer veriyor. Halk müziği, İstanbul türküleri, dinî ve tasavvufî müziğe dair metinlerin de yer aldığı eserde son dönem Türk müziği ve popüler müzik de ihmal edilmemiş. İlginçtir, fetihten bu yana şehrin müzikle kurduğu bağı geniş nispette anlatan bu eserin özellikli bir çalışma hâline gelmesi, bugünün müziğine dair söyledikleri ile mümkün oluyor. Yoksa kitabın yüzü eskinin dünyasına dönük kalabilirdi.

İstanbul, Yahya Kemal’in deyişiyle Türk-İstanbul, Fatih’in İstanbul’u fethetmesiyle bir şehir oldu. Öncesinde imardan yoksun, harabe bir yer olduğunu tarih yazar. Bu coğrafyanın şehir olmasıyla, şehre ait müzik de burada yeşerdi. Kitaptaki yazıların genelinde buraya bir gönderme olduğunu görürüz. Hatta Süleyman Erguner’in yazısında geçiyordu, Ayasofya’da okunan ilk ezan Türk musikısinin bu şehirle ilk buluşmasıydı. “İstanbul ve Türk Musikisi” başlıklı bu yazı başlıktaki genişliği kapsamasa da şehrin son yüzyılının müzik hafızasını tanıklıklar üzerinden ortaya koyması bakımından oldukça zengin malumatı içeriyor. Pek çok ayrıntı, tespit, iddia ve eleştirinin öne çıktığı metnin, kitabın ne cesur yazısı olduğunu söyleyebilirim. Siyasetin, Türk müziğine dönem dönem sarsıcı darbeler vurması, dedesi ve babası da Türk müziğine yol açıcı hizmetlerde bulunmuş Erguner’in aile arşivinden beslendiği bilgiler ile anlatılıyor. Ezanın sözlerini değiştirdiler ama okunuşunu, musikisini değiştiremediler dediği herhalde sizin için de önemlidir. “Kim bilir, belki de halkımızın bu eziyete [Türkçe ezan] mâruz kalmasında tek sığınağı mûsîkimiz olmuştu.” diyor. Lisedeki edebiyat ve müzik öğretmenlerinin ney üflediği için neredeyse kendisini sınıfta bırakacaklarını anlatması da bir dönem Türkiye’nin hikâyesini gözler önüne seriyor. Burada merhum hafızlardan İsmail Biçer’in, sesinin ve kıraatının üstünlüğü dolayısıyla Fas kralından kendi ülkesinde yaşaması için aldığı daveti de okumak ilgi çekiciydi. Türk müziğinin yasaklı olduğu yıllarda evlerdeki musiki icralarının Türk müzik tarihindeki yeri de bu yazının can alıcı kısımlarındandı.


EDEBİYAT VE MÜZİK BAHSİ EKSİK

Erguner’in yazısında sıkça Yahya Kemal’e yapılan vurgudan da bahsetmek gerekir. Bu kitabın en büyük eksiği edebiyat ve İstanbul müziği bahsinin ihmalidir. Türk romanında, şiir ve denemelerinde Türk müziğine derinlikli bakışı ciltlerle anlatmak mümkünken kitapta böyle bir başlık ve bahisle karşılaşmıyoruz. Türk tiyatrosuna değinen, semai kahveleri ve folklorda müzikten bahseden yazılar var. İstanbul müziği dendiğinde akla son sıralarda gelecek Mehmed Akif hakkında bile bir yazı varken edebiyatta müzik bahsini göremiyoruz. Neyse ki Erguner, yazısının birkaç sayfasını Yahya Kemal’in Türk müziği ile irtibatına ayırmış da bu mahrumiyet biraz olsun giderilmiş.

Kitapta Bizans’tan günümüze İstanbul’da müzik teorisinin tarihi üzerine kaleme alınmış Okan Murat Öztürk imzalı bir yazı da var. Öztürk, burada kendi teorik yaklaşımının esaslarına da on dört maddede yer veriyor. 1421’den bu yana otuz civarında teori kitabı tespit edilmiş. Bunların yarısı 1900’lerden sonra inşa edilmiştir. Müzik İstanbul kitabında böylesine geniş zaman aralıklarına hitap eden yazılar olduğu gibi daha özel meselelerle ilgilenen metinler de bulunuyor. Osmanlı’da şahsî çabalarla kurulan ilk musiki cemiyetlerinden Darülfeyz-i Musiki Cemiyeti’nin hikâyesine yer veriliyor. Organolojinin inceleme alanı musiki aletlerine dair Fikret Karakaya da uzun bir yazı hazırlamış. “İstanbul’un Sazları” başlıklı bu yazıda organolojinin temel kavramlarını da açıklıyor. Türk sazları içinde udun ayrı bir yeri olduğunu burada öğreniyoruz. Ortaçağ İslam müziğinde en önemli sazın ud olduğu, teorik açıklamaların ud üzerinde gösterildiği gibi. Udun bir lavta türü sayılması da yazının konularından birini teşkil ediyor. Müzik İstanbul’un tamamına belediyenin internet sitesinden ücretsiz erişmek mümkün.


#makale
#İstanbul
#Bizans
8 ay önce