Yazarlar Fuat Sezgin Hocanın ardından

Fuat Sezgin Hoca’nın ardından

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

Son zamanlarda ülkemiz ve İslam âlemi pek çok değerini kaybetti. Hemen tamamı uzun ve verimli bir ömür yaşamış olan Halil İnalcık, Semavi Eyice ve şimdi de Fuat Sezgin hocalarımız terk-i diyar ettiler, Hakk’a yürüdüler. Bu âlemde yaşayanlar için yararlı işler yapıp, eserler bırakarak ebedî âleme göçtüler.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Fuat Sezgin Hoca’nın ardından
Haber Merkezi 26 Haziran 2018, Salı Yeni Şafak
Fuat Sezgin Hoca’nın ardından yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

İlim uğruna çekilen çileler, bazen bir kelime için aylarca hatta yıllarca süren yorgunluklar; maddî imkânsızlıklar ve çoğu kere yaşanan hayal kırıklıkları bile bu insanları yollarından, bize bıraktıkları mirası biriktirmekten alıkoyamadı. Eğer hedefleri ömürlerinin bir aşamasında ulaştıkları şöhret ve gördükleri saygı olsaydı, elbette bunu başka yollardan da sağlayabilirlerdi. Onları sıradan insanlar gibi görüp sadece kendileri için yaşadıklarını zannedenler bir kere daha düşünsünler, bir kere daha hayat hikâyelerine ve geride bıraktıklarına baksınlar.

İLİM YOLUNDA ÇİLELİ BİR ÖMÜR

Anadolu coğrafyasının zor günlerinde, 1924 yılında Bitlis’te dünyaya gelen merhum Fuat Sezgin Hoca’nın hayat hikâyesi büyük derslerle doludur. Bu hikâye bir taraftan bir ilim yolcusunun çileli serüvenini, diğer taraftan da Türkiye’nin, Batı’nın ve İslam dünyasının zihinsel yolculuğunu ve aynı zamanda İslam ve Batı medeniyetlerinin yüzleşmesini anlatır. Fuat Sezgin Hoca’nın hikâyesi, dünyanın yüz yüze kaldığı ve yabancı düşmanlığının zirve yaptığı günümüzde, göçmen ve mülteci meselelerine yeni bir anlayış ile bakılması gerektiğini öğütler.

Bitlis’ten Erzurum’a, oradan da İstanbul’a gelen bu genç, Doğu’nun merkezindeki İstanbul Üniversitesi’nde, bir Batılıdan, şarkiyat eğitimi alacaktır. Ünlü Alman şarkiyatçı Hellmut Ritter’in, 1926 yılında Almanya’daki görevinden alınmış olması, onu İstanbul’a sürükleyecek ve burada yaptığı çalışmalar sayesinde Fuat Sezgin’in yetişeceği Şarkiyat Enstitüsü’nün kurulmasına öncülük edecektir. Fuat Sezgin hayatı boyunca takdirle andığı hocasının çalışmaları ve ilgi alanları sayesinde ilim yolculuğuna İstanbul’da başlayacak ve kaderin bir cilvesi olarak, hayatının önemli bir bölümünü ve kariyerini yurdundan uzakta, Almanya’da sürdürmek zorunda kalacaktır. İki ilim adamının acıklı gibi görünen hayat hikâyeleri, esasında modern dünyanın hem imkânlarını ve hem de çelişkilerini net bir biçimde ortaya koymaktadır. İstanbul Üniversitesi’nin Hellmut Ritter’e kapılarını açması, yeni bir şarkiyatçı grubunun oluşmasına imkân hazırladığı gibi; İslam Bilim Tarihi alanına yaptığı katkıları ile dünyanın takdirini kazanacak olan Fuat Sezgin’in keşfedilmesine de imkân vermiştir.

Ama gelin görün ki, büyük bir heyecan ve aşkla kendini ilme vermiş, o güne kadar kimsenin cesaret edemediği alanlarda kalem oynatmış olan Fuat Sezgin’in adı, “bir kıskançlık, bir ihtiras eseri veya süfli bir paye kazanma arzusu” duyan birinin ihbarıyla 147’ler listesine sokulmuştur.

1960 askeri darbesinin arkasındaki Milli Birlik Komitesi, 27 Ekim 1960 tarihinde, hiçbir delile ve tetkike ihtiyaç duymadan yayımladığı bir kararla, 147 öğretim üyesinin üniversite ile ilişiklerini kesmiştir. Daha sonra ilimde, siyasette ve çeşitli alanlarda temayüz edecek pek çok ismin yer aldığı bu listedeki “zararlı isimlerden” biri de merhum Fuat Sezgin’dir. İşin ilginç tarafı Hoca’nın, bu haberi üniversite yolunda iken bir gazeteden öğrenmesidir. Bir ilim adamının metanetine bakın ki; haberi okuyunca üniversiteye gidemeyen Hoca, doğruca Süleymaniye Kütüphanesi’ne gidecek ve orada, sevdiği kitaplar arasında Amerika ve Almanya’ya yazdığı mektuplar ile geleceğine yön verecektir.

Yeri gelmişken söyleyelim: Bu tür insanlardan herkesin davranışlarını beklemek beyhudedir. Onlardan gündelik sloganları duymak da imkânsızdır. Aykırı düşünceler besleseler de bu tür ilim adamlarına tahammül edebilen devlet veya devlet adamlarının her zaman kazançlı çıktıklarına tarih şahittir.

1961 yılında kapılarını Fuat Sezgin Hoca’ya açan Almanya kazanmıştır. Türkiye’de yetişmiş bir ilim adamını üniversitelerine almak suretiyle, o tarihe kadar İslam Bilim Tarihi alanında Fransızlarda olan üstünlük Almanlara geçmiştir. Ancak burada bir hususu daha vurgulayalım: Almanya o zamanki Türkiye’nin kıymetini bilemediği bir ilim adamına kapılarını açmıştır. Ama zannedildiği gibi, elde ettiği başarıları sağlaması için önüne sınırsız imkânlar koymamıştır. Aksine Hoca’nın çalışmaları ilerledikçe ona duyulan güven dışarıdan Almanya’ya destekler sağlamış ve o meşhur enstitü kurulmuştur. Fuat Sezgin ünlü Alman şarkiyatçı Brockelmann’ın eseri olan GAL’i (Geschichte der Arabischen Litteratur ) tamamlamak niyetiyle yola çıkmış ama bu enstitüde ondan bağımsız ve bugün 17 cilde ulaşan; Batı’nın İslam Bilim Tarihi hakkındaki anlayışını değiştiren GAS’ı (Geschichte des Arabischen Schrifttums) yayımlayarak, ilim âlemine büyük bir hizmet sunmuştur. Bunun onuru da tabii olarak Almanlara mal olmuştur.

FUAT SEZGİN’İN MİRASI TÜRKİYE’DE

Fransızlar ile başlayıp, Almanlar eliyle sürdürülen İslam Bilim Tarihi alanı Fuat Sezgin Hoca’nın sayesinde tekrar Müslümanlara geçmiştir. O, çalışmalarıyla Batı medeniyetinin oluşumunda İslam biliminin etkilerini delilleriyle ispatlamıştır. Aynı zamanda o, İslam medeniyetinin Batı’nın mağrur bakışları altında ezilmesini de önlemiştir. Elbette bu bireysel bir başarıdır ve kurumsallaşma konusunda daha epeyce yol alınacaktır. Ancak umutluyuz, zira Hoca’nın açtığı yolda ve misyonu doğrultusunda Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde bir Bilim Tarihi Bölümü bulunmaktadır. Onun bıraktığı emanet ve ilmi miras bu bölüm tarafından daha da ileriye taşınacaktır. Ayrıca bölümü destekleyen Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı ile yine onun sayesinde kurulan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesinin varlığı, Hoca’nın misyonunun Türkiye’de maya tuttuğunu göstermektedir. Tıpkı Hoca’nın dediği gibi: “Gerisi cehd ü gayret”ten ibarettir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.