YazarlarAkıl tutulması

Akıl tutulması

Süleyman Seyfi Öğün
SüleymanSeyfi ÖğünGazete Yazarı

Düşünce târihinde Frankfurt Okulu olarak bilinen; en ünlü temsilcilerinin Benjamin, Horkheimer, Adorno olduğu çevre, esas olarak Marx’dan yola çıkıyor; lâkin “ustalarını” derinlikli bir şekilde eleştiriyordu. “Ustaları” , kapital birikimini “diyalektik” bir okumaya tâbi tutarak değerlendirmiş; lâkin “Aydınlanma” gündeme geldiğinde, “nedense” katıksız bir “Aydınlanma mümini” gibi davranmış ve  tam bir metafizik okuma yapmaktan geri durmamıştır. Biraz basitleyerek ifâde edelim: Marx kapitalizmin “iç çelişkileri”ni gören; onun “ilerici” karakteri yanında giderek baskınlaşan “tutucu” taraflarını da belirleyen bir bakışa sâhiptir. Beklentisi ve öngörüsü; sermâyenin; birikimini arttırdığı nispette çelişkilerinin de derinleşecek olması ve târihin tâze gücü olan işçi sınıfının küresel düzlemde gerçekleştireceği devrimci eylemleri sâyesinde “târihin çöp tenekesine” atılmasıydı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Akıl tutulması
Haber Merkezi05 Ekim 2017, PerşembeYeni Şafak
Akıl tutulması yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Buraya kadarı, empirik olarak olmasa da; en azından teorik tutarlılığı açısından  tamamdı. Gelin görün ki, sermâye birikiminin fikrî arkaplânın veren en mühim damarlardan birisi olan Aydınlanma hususunda Marx çok emindi. Aydınlanma’nın devrimci karakterini mutlaklaştırıyordu. O zaman sual şuydu: Mâdem ki herşeyin bir diyalektiki var; Aydınlanma’nın ki neredeydi? Marx’ın  ihmâliydi bu.

Bu ihmâlin iki sebebi olduğunu ileri sürenler vardır. İlki, Marx’ın üst-yapı unsuru olarak gördüğü kültürel meselelere olan ilgisizliği ile âlâkalıdır. İkinci görüş ise bu ihmâli; körkütük Aydınlanma aşığı olan ve aslında entelektüel kapasitesi Marx’ın çok ama çok gerilerinde kalan Engels’in  etkisine bağlar. Her neyse; netice değişmiyor. Frankfurt Okulu’nun başat iki figürü olan Adorno ve Horkheimer, birlikte kaleme aldıkları ve bırakın kolayca anlaşılmasını,  çevrilmesinin dahi imkânsız olduğunu yazdıkları eserleri Aydınlanmanın Diyalektiki’nde bu meseleyi tartışmışlardır.  Buna göre Aydınlanma iddiasını güttüğü mitik düşünceyi aşarken kendi mitosunu doğurmuş; bilimlere, teknolojiye ve akla olan aşırı güven , her türlü insânî ve tabiî değerlemenin üzerine çıkmıştır.  Diğer taraftan kitle kültürü endüstriyel olarak büyümüş ve Aydınlanma’nın “soylu” ideallerini aşındırmıştır. İşçi sınıfı da kitle kültürü tarafından esir alınmış, devrimci karakteri sönmüştür.  Hâsılı Aydınlanma, “barbarlığa gömülen insanlığın” yol haritasından başka birşey değildi. Frankfurt Okulu’nun anaakımı , “Artık kimse bu sınıftan ve onun rolünü çalan başka sınıflardan bir şey ummasın.Vakit dükkânı kapatma vaktidir”” demeye getiriyordu. “Aydınlanmanın Diyalektiki” çok çetrefil bir metindi. Ama Allah’tan Horkheimer, “Akıl Tutulması” başlıklı çok daha basit bir başka metin kaleme aldı da bâzı şeyler berraklaştı.

Zaman Frankfurt Okulu’nu haklı çıkardı. Sermâye birikimi, derin çelişkilerini sürdürüyor. Ama bu derinleşmeler veyâ daha yaygın kullanımı ile söyleyelim krizler, onu çökertmiyor. Zihinler dar bir ekonomizm içinde küçük hesaplarından vazgeçmiş değil. “Ayy kış geliyormuş. Doktor söyle, napsam, ne yesem, ne içsem? “ diyen sağlık saplantılı insanlar gibi; “Ayy kriz geliyormuş. Bildik iyi bir iktisatçı var mı? Sorsak altın mı, dolar mı alsak?” diyen yaygın bir ahmaklık hâkim oldu. Bilimselcilik biraz geriledi. En azından kendi mitosunu yaratma işini bıraktı. Ama daha beter bir şey yaptı, kurgusunu dönüştürdü ve yerleşik mitoslarla eşlenme kapasitesini arttırdı. Teknolojizm ise, bırakalım hız kesmeyi en azgın evresine girdi. Kitle kültürü ise popüler kültüre evrildi. Bu da -gelebilecek îtirazları hesâbedebiliyorum- kanâatimce; kitle kültürünün cancanlısından başka bir şey değil.

Evet artık anlayabiliyoruz: Herşey zıddı ile kâim ve zıddının içinden geliyor. Weber, modernitenin yasal akılcı bir otorite ilişkileri ağının yaygınlaşması olduğunu söylüyordu. Ama Marx’tan farklı olarak Aydınlanma ne de moderniteye îman etmiş değildi. Geçişlerden, rutinleşmelerden, çelişkili durumların birlikte işleyebildiklerinden bahsediyordu. Evet, kapitalizm ““hesaplayıcı bir akılcılık”; ama biliyoruz ki “en yüksek seviyeli aptallıkların  hesaplayıcı akıl ile örgütlenmesi”. Bu dünyâda bilimleri, teknolojileri, ekonomileri ile devâsa güçler var. Ama öyle aptalca işler yapabiliyorlar ki; elleri ayakları birbirine dolaşıveriyor. Sonları olduğundan emin değilim ama hâlleri kendi oyunuyla yenilen pehlivanlardan farklı olmuyor.

Haa bunları neden mi yazdım? Aklıma  peş peşe Trump, Almanya’da üçüncü parti hâline gelen Alternatif Parti, Irak ve Suriye haritalarındaki nüfûz alanlarının hâl-i hazırı geliverdi de ondan…