Yazarlar Önce insan sonra Bakan olmak

Önce insan sonra Bakan olmak…

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı

TV’lerdeki tartışmacılara, yorumculara bakıyorum… Konu iki eksende dönüyor: 1. (Hâlâ) Parlamenter sistem mi iyidir, başkanlık sistemi mi? 2. Başkanlık sistemini eleştirirken hangi ülkeyi nirengi noktası (benchmark) alacağız?..

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ali Saydam : Önce insan sonra Bakan olmak…
Haber Merkezi 05 Temmuz 2018, Perşembe Yeni Şafak
Önce insan sonra Bakan olmak… yazısının sesli anlatımı ve tüm Ali Saydam yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Aslında iki eksende de tartışmak boş… Birincisinin kararı, tanısanız da tanımasanız da millet iradesiyle verilmiş. Anayasayı değiştirecek (ya da bazı idrak yolları iltihaplanmış akıl yoksunlarının hâlâ umdukları gibi darbe yapacak) güce sahip olmadıkça yeni sistemi sindirmek zorundasınız… Ya da en azından anlamak…

İkinci eksende de Atatürk’ün o ünlü özdeyişini hatırlamakta yarar var… Atatürk’e, o dönemlerde dünyaya hâkim olma yarışındaki Amerikan Wilson demokrasisi ve Sovyetler Birliği”nin Leninist dünya görüşünden, model anlamında hangisine yakın durduğu sorulduğunda verdiği şu yanıt, bugün yaşadıklarımıza ışık tutmaktadır:

“Efendiler, bizim hükümetimiz demokratik bir hükümet değildir, sosyalist bir hükümet değildir. Ve gerçekten kitaplarda mevcut olan hükümetlerin mahiyeti itibariyle hiçbirine benzemeyen bir hükümettir. Fakat millî hakimiyeti, millî iradeyi yegâne tecelli ettiren bir hükümettir. Sosyoloji ilmi yönünden bizim hükümetimizi bu mahiyette ifade etmek gerekirse ‘Halk Hükümeti’ deriz... Ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş. Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz efendiler...”

Buna rağmen Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümeti uygulamalarının benzeşimlerini ille de Batı’da, Doğu’da arayan, bulamayınca da sistemi yerden yere çalmaya kalkan meğer ne kadar tutucu yarı-aydınımız varmış…

Zaman içinde paradigmaları değiştirmeyi, Başkan Erdoğan’ın Türkiye Modeli dediği yönetim yapısına, Türkiye’ye özgü koordinat sistemi içinde bakmayı öğreneceğiz herhalde…

Paradigma değişiminin son derece insani bir boyutuna, bazı bakanlarımızın ilk açıklamalarında rastlamamız mümkündü…

Bilinen şudur: Siyasi olmak demek, siyasi iletişimi de otomatik olarak beraberinde getirmez… Bu öğrenilen bir süreçtir. Her şeyden önce kodlayarak konuşmayı öğrenirsiniz. Halk deyişiyle karnınızdan konuşmayı…

Sonra usturuplu yalan söylemeyi…

Ya da… “Her söylediğiniz doğru olsun! Ancak her doğruyu söylemeyin!” ilkesini nasıl hayata geçireceğinizin pratiğini yaparsınız…

Eğer özel sektördeyseniz de böyle konuşmanın, seçilmiş davranış sergilemenin, içinizden geldiği gibi değil de kontrollü olmanın eğitimini alırsınız. İletişimcilerin Media Training dedikleri bu eğitim, iletişim ve ilişki yönetiminin olmazsa olmazıdır…

Şimdi size siyasetten gelmeyen bazı bakanlarımızın ilk iletişim pratiklerinden bazı örnekler sunalım.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli: “Seçimler bitti, 25 Haziran sabahı Facebook’a bir fotoğraf koydum. Ailemize ait çiftliğe gidip çizmeleri giydim. Pazar günü öğrendim bunu. Hangi bakanlık olduğunu bilmiyordum. Tayyip Bey ile konuştum. Yöneticiliğini yaptığımız şirketleri sordu? Tarım Bakanlığı’nı beklemiyordum. Bizim bir çiftliğimiz var aileye ait. Orada biraz üzüm yetiştiriyoruz, biraz zeytin var. Ufak bir zeytinyağı tesisimiz var. İki tane tavuk kümesimiz var. Biraz incir var. Her şeyden biraz var. O yüzden bu işin biraz matematiğini öğrendik.”

Harika değil mi?..

İkinci örneğimiz ise Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’a ait… Bizim gazeteden refikimiz Kemal Öztürk kardeşimiz önce tweet atmış, sonra da dün gazeteye yazmış:

“Artık dönüş yoluna girdik, havaalanına gittim. Boş gördüğüm bir koltuğa oturdum. Yanımda bir hanımefendi, sürekli telefonla konuşuyor, çağrıların biri bitip, öbürü başlıyordu. Şaşırmış halde, ‘bilmiyorum, inan bilmiyorum’ diye karşısındakini ikna etmeye çalışan hanımefendi, işin başından aştığını fark etmiş olacak ki, çağrılara cevap vermemeye başladı. Bir yandan da acele acele eşyalarını topluyordu.

‘Hanımefendi ne oldu dedim’ ilgiyle? Sempatik ama kargaşanın içine düşmüş bir halde, ‘Herkes beni arıyor, bakan oldun diyor. Bilmiyorum diyorum inanmıyorlar. Şimdi Cumhurbaşkanlığı’na çağrıldım, oraya gitmem lazım. Ama telefonlardan şoför arkadaşı çağıramıyorum. Gidip öğreneceğim Külliye’de ne olduğunu artık.’

Kendisi de dahil, hepimiz bir yandan gülüyoruz, bir yandan şaşırıyoruz, bir yandan ya gerçekse diye soruyoruz.

… Sonradan anladım ki, açıklamanın geç başlamasının nedenlerinden biri de, yeni Ticaret Bakanı’nın Cumhurbaşkanlığına ulaşmasını beklemekmiş.”

Önce insan sonra Bakan olmak böyle bir şey herhalde… Sadece kökü kazınmakta olan bürokratik oligarşinin değil, devlet yöneticisi profilinin de değişimini keyifle izlemek nasip olur inşallah…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.