YazarlarBir aşağılık kompleksidir gidiyor

Bir aşağılık kompleksidir gidiyor

Ali Saydam
AliSaydamGazete Yazarı

Haber abcNews’de çok da güzel verilmiş. Başlıkta diyor ki: “Alman filmi ‘In The Fade’ en iyi yabancı film dalında Altın Küre (Golden Globe) ödülünü aldı”…

Haberin hemen başında ödüllü filmi çekmiş olan Alman Film Yapımcısı Fatih Akın ile filmin başrol oyuncusu Diane Kruger’in kocaman bir fotoğrafı var. Biraz aşağıda da Herr Akın’dan yapılmış bir alıntı var. Demiş ki: “Ben Almanım. Almanya’da doğdum. Almanya’da yaşıyorum. Ancak kalbim Türkiye için çarpıyor…”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ali Saydam : Bir aşağılık kompleksidir gidiyor
Haber Merkezi01 Ocak 2018, PazartesiYeni Şafak
Bir aşağılık kompleksidir gidiyor yazısının sesli anlatımı ve tüm Ali Saydam yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Teveccüh göstermiş. Kendisi gibi kalbi Türkiye için çarpan çok sayıda Alman, İsviçreli, Amerikalı, Fransız, İtalyan vb. tanıdım…

Alman Fatih Akın’ın kalbinin Türkiye için nasıl çarptığını önceki filmlerinden biliyoruz. Ermeni lobisi tarafından kendisine yaptırılan The Cut (Kesik) adlı film unutulur mu mesela. Ne zaman devreye girmişti film? 2015’te… Birinci Dünya Savaşı’nın hemen başında Osmanlı’yı sırtından vuran bazı çeteciler yüzünden düzenlenmiş olan Ermeni tehcirinin (göçe zorlama) 100’üncü yılında.

Akın, filminin künyesinde özet verirken tabii ki tehcir falan değil ‘Soykırım’ diyor. (Bkz. IMDB’nin web sitesi)…

Siyasî görüş ve tercihleri belli bir Alman yönetmen olarak yaptıkları kendisini bağlar. O bağlamda bir kelâm etmek bize düşmez. Onun tercihidir neresini vatanı, anayurdu, memleketi olarak gördüğü.

Bizim dikkatimizi çeken bizim medyamızın, Fatih Akın’ın ısrarla Türkiye’den çıkmış, Türkiye’yi temsil eden bir Türk yönetmen olarak konumlamak istemesindeki iflah olmaz ısrarıdır… Adamcağız, ben Almanım diye tepiniyor. Bizimkiler, “Hayır sen Türksün!” diye ısrar edip onun filmlerini Türkiye’ye yazmaya çalışıyorlar.

Akıl tutulması sadece Fatih Akın konusuyla sınırlı değildir. Alman Yeşiller Partisi’nin eş başkanlarından Cem Özdemir’i de Türk yapar bizim basın, Alman milli takımı ve BayernMünchen’in oyuncusu Mehmet Sholl’u da… Bu Mehmet bin kere “Ben Almanım kardeşim!” diye bizim gazetecileri yakasından silkelemeye çalışmış olsa da fayda etmemiş; bizimkiler sonunda Alman Millî Takımı bir maç için Türkiye’ye geldiğinde elini öpsün diye, kendisini ve annesini daha bebekken terk etmiş olan babasını elinden tuttukları gibi uçaktan inişte futbolcunun üzerine salmışlardı da; Scholl şaşkınlığından ne yapacağını şaşırmıştı…

Aynı numara bizimle bağlarını nispeten daha az koparmış olan Alman Millî Takımı ve Arsenal’in topçusu Mesut Özil’e yapılmıştı… Neredeyse sakatlanıyordu çocuk…

Peki ya Türk yoğurdunu, ABD’de daha iyi gider düşüncesiyle Yunan Yoğurdu olarak paketleyip Chobani markasıyla satmasıyla maruf Erzincanlı Hamdi Ulukaya beye ne demeli? Bir iş adamı olarak yaptığı numaraya hayranlık duymamak mümkün değil. Müslüman Türklere karşı beslenen önyargıdan sıyırmak için Yunan numarasına yatmaya hiçbir şey denemez… İş adamı ne de olsa. Yapabilir… Reel politik bir davranıştır, değil mi? Peki bizim medyanın onu Türk değerlerine ve memleket insanına sahip çıkan bir hayırsever Türk Girişimcisi olarak lanse etmesine ne diyeceğiz…  Hem de kendisi CNN International’a verdiği röportajda “Türkiye’den Kürt olduğum için kaçtım!” diye bir açıklaması ortada dururken.

1994’te ABD’ye yerleşmiş olan Ulukaya, CNN’e son zamanlardaki mülteci krizini değerlendirirken demiş ki: “Türkiye’den ayrıldım çünkü Kürttüm ve Kürtlerin hak taleplerini oldukça önemsiyordum. Suriyeli mültecilere milyonlarca dolar yardım yaptım ve bazılarına fabrikalarımda iş verdim”…

Fatih Akın gibi… Ona da hiçbir itirazım olmaz. Herkes kendi tercihlerini yaşar… Benim itirazım bu insanlara olmadıkları, reddettikleri ve hiçbir zaman olmayacakları roller biçip, o rolleri yere göğe sığdıramayanlara...