|

Sıra dışı bir hayat ve bir cinayetin anatomisi

“Ali Şükrü Bey’in 39 yıllık hayatı sanki Osmanlı’nın 100 yıllık serencamını ortaya koyar bir durumda. Yaptığı bu son konuşma kayıtlara geçen Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 tarihinde evinden çıkar ve bir daha haber alınamaz. Ta ki 1 Nisan 1923 sabahına kadar…”

Kamil Büyüker
04:00 - 15/02/2024 Perşembe
Güncelleme: 00:11 - 15/02/2024 Perşembe
Yeni Şafak
Ali Şükrü Bey
Ali Şükrü Bey

Hiçbir tarih, yazıldığı kadar kolay yaşanmamıştır. Bunun en bariz örneğini kendi tarihimizden görebiliyoruz. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte yaşanan sancılı süreçler, uzun zaman süren tartışmalar, tasfiyeler ve cinayetler… Yaşanan olumlu ve olumsuz durumların kimileri tarihe konu olurken, kimileri de sadece hatıratlarda ya da açılmayı bekleyen vesikalarda kalmış durumda.

Henüz genç bir yaşta, 39 yaşında iken bir suikasta kurban giden Ali Şükrü Bey de bu isimlerden birisi. Kısa ömrüne sığdırdığı başarılar bir yana sırf doğruları milletin kürsüsünde yüksek sesle seslendirmesinden ve yanlışa yanlış demesinden ötürü şehit edilmiş başarılı bir asker, yazar ve milletvekilidir. Dosyası hâlâ şaibelerle ve eksik karelerle dolu. Hakkında yapılan yayınlar da hakikate bizi bir nebze de olsun yaklaştırıyor. Daha önce Ali Şükrü Bey’i yayınladığı eserle gündeme getiren Necmettin Alkan, yeni bilgi ve belgelerle konuyu daha da derinleştirip Asker, Muharrir, Mebus Ali Şükrü Bey Nasıl Yaşadı? Nasıl Öldürüldü? (Ketebe yay. 2023, 218 s.) başlığıyla bir kitap daha yayımladı.

Yazarın da ifade ettiği gibi Ali Şükrü Bey’in 39 yıllık hayatı sanki Osmanlı’nın 100 yıllık serencamını ortaya koyar bir durumda. Zira yaşadığı dönemde Yunan Harbi (1897), Trablusgarp Savaşı (1911), Balkan Savaşı (1912-1913), Birinci Dünya Savaşı (1914-1918), Milli Mücadele ve Cumhuriyetin kuruluşu (1919-1923) hadiseleri cereyan etmiştir. Yine Ali Şükrü Bey 1908 Jön Türk İhtilali, 1909 31 Mart Vakası, 1909 Haİslam

ve İslam hukuku olduğunu dile getiriyor: “Biz de güya temelimiz, kökümüz, hiçbir şeyimiz ortada yok, ortada kalmış gemiye dönmüşüz. Şuradan buradan bir kanun alalım, şeklinde uğraşmışız ve uğraşmaktayız. Efendiler, bizim kökümüz sağlamdır ve derindir. Geçen gün bilmuhasebe arz ettiğim veçhile 1300 senelik bir köktür. Ve yine Avrupalıların hayretine rağmen Türkiye’nin bekası şu milletin kökünün sağlamlığı icabatıdır.” (s.71) Peki ne oldu da köklerine bağlılığı bu derece kavi olan isim cinayete kurban gitti?

Ali Şükrü Bey’in Trabzon mebusu olarak meclise gelmesi, burada yine hakikati söylemekten çekinmeyen mizacı ve karakteri kimilerini rahatsız etmektedir. Mecliste yaptığı son konuşma Lozan’da Musul, Boreket

Ordusu Darbesi ve 1913 Bab-ı Ali Baskını’nı da görmüş ve yaşamıştır.


MAZİYİ UNUTAN YOLUNU ŞAŞIRIR

Ali Şükrü Bey siyaseten İttihatçı ve İslâmcı münevverlerimizden biridir. Hayatını idealleri yolunda vakfetmiş ve istikbale sarsıcı ve mücadeleci bir hayat bırakmıştır. Yazar Ali Şükrü Bey’in sözüne atıfla der ki “mazi âyine-i ibrettir; maziyi unutan, istikbalde yolunu şaşırır. Hazırlanan bu eser de 1884’te Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde başlayan ve 1923 yılı Mart ayı sonunda bir cinayetle son bulan ibretler ve dersler alınması gereken bir hayat hikâyesidir.

Yazar 5 bölüme ayırdığı eserinde Ali Şükrü Beyin doğduğu coğrafyayı merkeze alarak başlıyor. Sonrasında Ali Şükrü Beyin dünya görüşü ve düşünce yapısını şekillendiren unsurlara temas ederken onun köklerimize yaptığı vurguyu dile getiriyor ve Türkiye’nin bekasının

Boğazlar, Adalar, azınlıklar meselelerinde heyetin başarısız olduğudur. Hatta ona göre heyet, Lozan görüşmeleri sırasında Misak-ı Millî’den taviz vermiş ve başarısız olmuştur. (s.82)


BİR GARİP CİNAYET VE SONRASI

Yaptığı bu son konuşma kayıtlara geçen Ali Şükrü Bey 27 Mart 1923 tarihinde evinden çıkar ve bir daha haber alınamaz. Ta ki 1 Nisan 1923 sabahına kadar… Konu ile ilgili gazete haberlerine atıf yapan yazar cesedin bulunduğu yer, öldürülme şekline dair haberleri de sıralıyor. Ankara’ya dört saat mesafede Mühye köyünde cesedi bulunan, iple boğulduğu kesinleşen Ali Şükrü Bey’in son görüşmeleri, tanıkların beyanları Topal Osman ve Mustafa Kaptan tarafından bu işin tezgâhlanarak uygulandığını göstermektedir. Topal Osman Ağa’ya önemli bir parantez açan yazar, Balkan Savaşından Milli Mücadeleye, Çetecilikten Cumhurbaşkanlığı Muhafızlığına uzanan hayat hikâyesine değinirken cinayetin aydınlatılarak sonuçlandığını ve Topal Osman’ın infaz edilerek öldürüldüğünü, diğer iki zanlının ise berat ettiğini belirtiyor. Olayın şahsi husumetten değil, siyasi sebeplerden olduğu görüşü ağır basarken, Topal Osman’ın ölümünden sonra da Mustafa Kemal tarafından taltif edilerek kabrinin naklettirilmesi ve “Cumhuriyet şehidi”, “Cumhuriyetin banisi Osman Ağa Hazretleri” (s.137) şeklinde anılması ve daha başka sorular yazar tarafından masaya yatırılıyor.


YAYINCILIK VE YAZARLIĞI

Ali Şükrü Bey kısacık hayatına bir Osmanlı aydını olarak yazarlık ve yayıncılığı da sığdırmıştır. Kendi ismiyle bir matbaa kurmuş, yayıncılık yapmıştır. Yazarı olduğu tek kitap ise Pusula Hatası ve Tashihi adını taşıyor. Matbaada yayımladığı ilk eser ise İbrahim Aşkî’nin İngilizce’den tercüme ettiği Terakki Kanunu ve Sebebi olarak kayıtlara geçmiş. Onun gazeteciliği ise ilk olarak 1 Nisan 1919 tarihinde yayımlamaya başladığı Gündoğuşu dergisidir. 8 sayı çıkmıştır. Tan Gazetesi ise muhalefetin sesi olmuş 68 sayı yayımlanabilmiş bir gazetedir.

Genç yaşta bir cinayete kurban gitmesi onun başarılarını ve yaptığı işlerin konuşulmasını örtmüştür. Yayınlanan bu kitap vesilesi ile Ali Şükrü Beyin hayatında eksik kalan kareler umarım birer birer tamamlanacaktır.


#hayat
#aktüel
#kitap
2 ay önce