|

Acının ölçeği

"Ali Asker Barut’un onuncu şiir kitabı olan “Bir Aynanın Buğusuna İkilikler” kırk bir ikili dizelerle başlar. Bu ikili dizelerin üstünde nice uzun şiirlerin gölgesi salınır. Onun şiirinde halk şiirimizin gür sesi yankılanır hep. Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun, Köroğlu’nun, Karacaoğlan’ın sesidir bu. O da bu büyük ozanları kendine yoldaş, kendine rehber kılar."

04:00 - 15/02/2024 Perşembe
Güncelleme: 00:08 - 15/02/2024 Perşembe
Yeni Şafak
Fotoğraf: Arşiv
Fotoğraf: Arşiv
ARİF AY

Ali Asker Barut’un şiirlerini okurken acı ve hüzün yüklü bir karabulut gelir çöker yüreğimin üstüne. Bir bellek yolculuğu başlar ansızın. Bu yolculukla birlikte, yakın tarihin, dünden bugüne yaşanmışlıkların ve şimdinin tüm karabasanları dosya dosya yığılır insanın önüne. Sorgulanmamış, yüzleşilmemiş, hesabı görülmemiş tüm zulümlerin, haksızlıkların ve kıyımların dosyalarıdır bunlar. Sözcüklerin yan anlamları vardır; onun şiirinde her sözcüğün yan anlamı acıdır. Bu acının ölçeği hiç kuşkusuz dağdır onun şiirinde. Sadece dağ mıdır? Doğu’dur; doğunun sert rüzgârları, yazları, keskin kışlarıdır. Gökyüzüdür; gökyüzünün bulutları, yağmurları, karları, yıldızları, tekmil kuşlarıdır. Kırlardır, ovalardır, bağlar, bahçelerdir, kırların çiçekleri, otu-çöpüdür. Irmaklardır; tarihten bugüne akıp gelen, kimi zaman taşan, kimi zaman kuruyan, kimi zaman yatağını değiştiren. Hayattır; umudu, direnmeyi, sevmeyi öğreten, besleyen…

“Unutma Doğuya doğru yalnızlığın üşümesin diye var dağlar ve şiir” der, Ali Asker Barut. Gözyaşını uçurumlara silen bir rüzgâr eser orada aşklar üstüne. Doğuda sadece bahar kar altında değildir, kan da kar altındadır. Tıpkı Sezai Karakoç’un Kar şiirinde olduğu gibi:

“Karın yağdığını görünce / Kar tutan toprağı anlayacaksın / Toprakta bir karış karı görünce / Kar içinde yanan karı anlayacaksın”

Doğu kar içinde yanan bir kardır Ali Asker Barut’un şiirinde.

Onun şiirinde halk şiirimizin gür sesi yankılanır hep. Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun, Köroğlu’nun, Karacaoğlan’ın sesidir bu. O da bu büyük ozanları kendine yoldaş, kendine rehber kılar. Onları bugüne getirir adeta “Dağlarda Kaldı Dadaloğlu” şiirinde:

“Sabahın seherinde lirik bakışlarını / Süze süze Elif’in alışverişe gittiği / Bir süpermarketçi şimdi Karacaoğlan / Kapı kapı varıp talip değil / Üye topluyor derneğine dede Pîr Sultan / Boş bir meydan bulmuş yanında yaşlı kıratı / Değnekçilik yapıyor canım Köroğlu / Üçüncü sınıf bir turizm şirketinde tur rehberi / Üzülmeyin yani / Dağlarda kaldı Dadaloğlu” (s. 88)

Bu ironik şiir, toplumda tüm değerlerin nasıl alt üst olduğunu, yozlaşmanın nerelere kadar sirayet ettiğini ima etmiyor mu aslında. “Gam Divanında Keder Şiirleri” adlı kitabında bu bozulmanın işaretlerini vermişti Ali Asker Barut “Karacaoğlan’a Selam” şiirinde:

“İki şahinimi de ah / Saldım sabah dumana / Sökülmüş kıl çadırlarımız / Yola düşmüş göçümüz / Kalın kalın havlar köpekler / Dağılır çocukların avazı / çalı çırpıya / Söylenir ağıdımız / Söylenir uzun / Ve dalgın bir kışta” (s.71)


İMBİKTEN GEÇİRİLMİŞ ŞİİRLER

Ali Asker Barut’un onuncu şiir kitabı olan “Bir Aynanın Buğusuna İkilikler” (Pikaresk Yayınevi, Ekim 2023) kırk bir ikili dizelerle başlar. Bu ikili dizelerin üstünde nice uzun şiirlerin gölgesi salınır. Bu dizelerin adeta imbikten geçirilmiş, yoğunlaştırılmış duygular ve zengin çağrışımlar içeren bir yapısı var:

“Güz Gazeli

Büyük bir güz içinde olur her baba / Bir oğulun gül olup açma zamanında” (s. 15)

“Gözlerin

Hangi eski geceden kopya çekti gözlerin / Bu koyu bu derin siyahı” (s. 16)

“Gidenler

Ölüm ki katar herkesi kendi kalın masalına / Solgun bir gökyüzü kaldı gidenlerden sana” (s. 19)

“Eski Destancı

Eski bir destancıyım hane hane gezdim vardım kapılara / Anladım ki kurumuş kalbi insanın, oturdum kendim ağladım destanıma” (s. 32)

Bu örneklerde de görüldüğü gibi şair, kuyumcu titizliğiyle incelikli ve derinlikli olarak oluşturmuş ikilikleri. Bir duyuşun, bir yaşanmışlığın kalpten söze dökülüşü… Her iki dizede bir destan, bir roman, bir uzun hikâye saklıdır adeta.


“İNSAN TEK BİR AĞAÇ GİBİ”

Halk şiirine yaslanan her şiirde olduğu gibi Ali Asker Barut’un şiirlerinde de türkünün içli, lirik sesi duyulur:

Türkünü Susturma

Sen türkünü susturma usta

İnsan tek bir ağaç gibi

Tek ve yalnız da kalmış olsa

Sen türkünü susturma usta

Gökyüzü üstüne kederli

Bir ay düşürüyor da olsa

Sen türkünü susturma usta

Az kaldı uzakta bak, bir dağın

Bir dağla kucaklaşmasına

(s. 95)

Bazı şairlerden ilhamla yazılan şiirler de var bu kitapta. Bu şiirler bir bakıma, o şairlerin dünyasıyla bir buluşma, bir merhabalaşma ve halleşmedir. “Sezai Karakoç’tan İlhamla” şiiri şu dizelerle biter:

“Kaysa gibi Leyla Çölünde / Tutulsun arkamdan “çölün günlüğü” diye / Elimde defter memur edildim / Sonsuz bir kalp çilesine bir kederle” (s. 115)

“Erol Özyiğit’ten İlhamla” şiiri şöyle başlar:

“Bir dervişim / Astım hırkamı / Gül ile ölüm arasındaki sessizliğe” (s. 112)

“Şeyh Galip’ten İlhamla”:

Hüsn ü Aşk

Aşk baktı kızın gözlerine / Tanrım dedi fark yokmuş / aşk ile ateş arasında / Hüsn baktı oğlanın gözlerine / Tanrım dedi cayarsam / cennetinden darılma” (s. 107)

Ali Asker Barut’un şiirlerinde sadece acı mı var? Hayır, umut da var, yaşama sevinci de var. Onun şiirlerinde derinden akan aşk ırmağının sesi de yankılanır. O hayattan güzellikler derler kederimizi azaltmak, yüreğimizi çoğaltmak için. Şairin görevi de bu değil mi zaten. İşte “Çoğul Çiçek” şiiri:

“Cennet de cehennem de yan yana iki mahalle / Bir kelebek üşüyor bir gülün gölgesinde / Kaybettiğim şiiri senin gözlerin söyleyecek / Senin ıslığın tutturacak gürül gürül / Benim ağzımda utangaç kalan türküyü / Elinden elime ansızın düşüyor bak / Bir çoğul çiçek bir çoğul aşk bir çoğul ülke / Senin kalbinden baharlar / Benim kalbimin dağlarına gelecek” (s. 96)

Şiir Yoklaması”nda giden şairleri saymış Ali Asker Barut. Ah dostum! Gidenler saymakla biter mi? Kalanları say kurtul dedim içimden.

Karışıverdi gözlerimin buğusuyla aynanın buğusu.


#hayat
#aktüel
#kitap
2 ay önce