Yazarlar Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı

Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

ABD Başkanı’nın BM’nin 73. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasını değerlendirdiğim yazımda “küreselleşmeye karşı çıkan Donald Trump’ın Körfez’in yakasından elini çekmeyeceğini” söylemiştim. Uzun sürmedi Trump Mississippi’deki seçim konuşmasında Suudi kralına hitaben “biz olmazsak iki hafta bile iktidarlarını koruyamaz” diyerek, bunun bedelini ödemesi gerektiğini ilân etmesi, beni de doğruladı. Esasında, Suudi Arabistan başta olmak üzere ABD’nin Körfez monarşileri ile olan ilişkileri ve onları korkutarak sömürmesi bilinen bir gerçek olduğundan bu ifadelerde yeni bir şey yoktu. Ama yine de her türlü nezaketten uzak, uluslararası hukuka aykırı ve bir devletin egemenliğini hedef alan bu sözler, değerlendirmeye ve tartışılmaya değerdi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
Haber Merkezi 01 Ekim 2018, Pazartesi Yeni Şafak
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

MBS’NİN TRUMP’A CEVABI TAM BİR HAYAL KIRIKLIĞI

Bugünkü yazımı bu konuya, Suudi hanedanının bölgesel konumuna ve tarihine ayırmaya niyetlenmiştim ki; Veliahd Muhammed b. Selman’ın (MBS) düşük profilli açıklaması geldi. “Suud devletinin 1744’ten beri var olduğunu” yani en az ABD kadar eski olduğunu vurgulayan MBS’nin, ardından şantajın etkisiyle, “Trump ile çalışmayı sevdiğini” beyan etmesi, şaşkınlığından öte, kendi hayal ettiği geleceğini de tehlikeye attı.

Oysa diyalog böyle gelişmeseydi ve MBS, bu şantaj karşısında derhal ABD silahları ile yürütülen Yemen Savaşı’nı durdurduğunu; Trump’ın yaktığı ateş ile başlatılan Katar ablukasını kaldırdığını; şimdi Kuveyt ile aralarında çıkarılmaya çalışılan ihtilafları sonsuza kadar toprağa gömdüğünü ilan etseydi, 2015’ten beri bölgede yaratılmak istenen liderliğinin hakkını verirdi. O zaman bu yazının konusu ve üslubu da çok değişik olurdu. Üstelik, birinci veliaht seçilmesinden itibaren, ülkesinde yapmaya çalıştığı reformların sabırla beklenilmesi gerektiğini savunanları da hayal kırıklığına uğratmazdı. Bütün bunlar tartışılırken konu birden daha ilginç başka bir mecraya döndü.

CEMAL KAŞIKÇI’YI KİM KAÇIRDI?

İstanbul’da evlilik hazırlıkları yapan ve bu maksatla bazı belgelere ihtiyaç duyan ünlü gazeteci Cemal Kaşıkçı, gittiği Suudi Arabistan konsolosluğunda kayboldu. Bu yazının yazıldığı saatlere kadar da işin hakikati ortaya çıkmadı. Cemal Kaşıkçı’nın vatandaşı olduğu Suudi konsolosluğuna randevu alarak girdikten sonra kendisinden haber alınamaması, sıradan bir olay olmadığı gibi yukarıda anlatılan gelişmeden de bağımsız değildir.

Kaşıkçı, 2015 yılına kadar ülkesini ve rejimi savunan kişiliği ile bilinen bir gazetecidir. Ancak MBS’nin beş yıldızlı hapishaneye kapatıp günlerce sorguladığı ve bazı varlıklarını müsadere ettiği dünyanın en zengin isimlerinden Velid b. Tallal ile yakınlığı onu hedef tahtası haline getirmiştir. Suudi Arabistan’da MBS’nin yapmak istediği reformları en iyi anlayabilecek kişi olan Kaşıkçı, veliaht ile ihtilâfa düşmüştür. Önce editörü olduğu Vatan Gazetesi’nden uzaklaştırılmış, ardından gönüllü sürgünü tercih ederek ülkesinden ayrılmıştır. Dışarıda yaptığı konuşmalar, sosyal medyada verdiği mesajları ile de oldukça mülayim ve ülkesinin iyiliğini isteyen bir muhalif görüntüsü sergilemiştir.

Ancak zannımca en büyük hatası (!) önce ABD başkanlığı seçimlerinde MBS ve çevresi kadar Trump’a destek vermemesi; ardından 2017’den itibaren Trump’a sert muhalefet etmeye başlayan Washington Post’ta yazması olmuştur. Anlaşılan Cemal Kaşıkçı, “birbiriyle iş yapmayı seven” iki ismin hedef tahtasında yer almıştır.

Olay duyulduktan sonra, pek çok komplo teorisi devreye girmiştir. Suudi Arabistan istihbaratından, Birleşik Arap Emirliklerine ve orada bu tür suçların organizatörü olarak tanınan Dahlan’a ayrıca CIA’ya hatta İsrail ve MOSSAD’a kadar uzanan komplo teorileri.

Bazı muhalif çevreler ise Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasının–muhtemelen öldürülmesinin- MBS’nin iradesi ile olduğunu ileri sürmektedirler. Hepsinin ortak fikri, bu olayın MBS’nin bir muhalifinden kurtulma operasyonu olduğu yönündedir. Oysa kanaatimce bu hadise, oldukça spontane gelişmiştir. Başka bir ifadeyle MBS, sadece ABD Başkanının Suud Krallığı’na hakaret içeren açıklamaları karşısında tepki koymayıp, “bedelini ödeyerek, Trump ile iş yapacağını” ilan etmesinin karşılığını almıştır.

Halen olay sıcaklığını korumakta ve pek çok soruları da içinde barındırmaktadır. İngiltere-ABD ve Türkiye arasında seyahatlerde bulunan ve hakkında herhangi bir suçlama veya takip kararı olmayan bir gazetecinin neden Türkiye’de kaçırıldığı veya konsoloslukta alıkonulduğu sorusu büyük önem arz etmektedir. Elbette her şeyden önce ortada insani bir dram vardır. Gayet insani bir amaçla Türkiye’ye gelip evlilik hazırlıkları yapan bir kişinin hayalleri bir tarafa, hayatı söz konusudur. Ancak meselenin siyaseten çok daha farklı boyutlarda olma ihtimali de yüksektir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinden, yakında görülecek rahip Brunson davasına, Türkiye’nin Körfez siyasetinden Kaşıkçı’nın yakınlık duyduğu bazı siyasi grupların geleceğine kadar mesajlar içermektedir.

Hadise her ne kadar Suud toprağı sayılan konsoloslukta cereyan etmiş olsa da meselenin daha fazla karartılmadan, hızlı bir şekilde aydınlatılması Türkiye’nin sorumluluğundadır. Kendi topraklarında Kaşıkçı’nın maruz kaldığı olayın bütün detayları hızlı bir şekilde aydınlatılarak; Türkiye’de operasyon yapabilme gücüne sahip oldukları mesajını veren odaklara, net ve açık bir cevap verilmelidir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.