YazarlarAdaletin bu mu dünya?

Adâletin bu mu dünyâ?

Süleyman Seyfi Öğün
SüleymanSeyfi ÖğünGazete Yazarı

Her şeyin bir evveliyâtı vardır. Ama uzayan zaman ve üst üste yaşanan tecrübeler, pek çok defâlar “işin evveliyâtını” unutturur. Bu da, yaşanan her ne ise, onu yaşayanı, yaşadığına yabancılaştırır. Yabancılaşma o raddeye gelebilir ki; bir demde, evveliyâtı hatırlamanın da manâsı kalmaz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Adâletin bu mu dünyâ?
Haber Merkezi 09 Nisan 2018, Pazartesi Yeni Şafak
Adâletin bu mu dünyâ? yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


ABD, Britanya ve Fransa Esad Sûriye’sini vurdu. Esad’ı bilmeyen yok. Onu en fazla destekleyen Rusya ve İran bile, Esad’ın ne menem bir katil olduğunu bilir. Bırakın uluslararasını, paldır küldür, yaradana kuvvet her nev’i müdahaleyi meşrû kılacak gerekçeleri bol keseden veren bir siyâsal ârızadır Esad… Bu vasfı sâdece kendisinden değil, babasından gelir… Yâni âile boyu bir ârızadır bu. Tıpkı Kuzey Koreli; üç nesle dayanan 3G “Kim”ler gibi. Zâten Esad’lar ile Kim’ler arasındaki fark nihâyet “1 G”lik bir farktır.

Üzerine bombaların yağacağını bilen ve bu sebeple Rus üssünde bir yerlete fâre gibi saklanan Esad’a mihmandarlık yapanlar bile herhâlde kendisine tükürür gibi bakmaktan kendilerini alıkoyamamıştır. Hatırlayalım: Putin’in Suriye’yi ziyaretinde kırmızı halıya ulaşmaya ve Putin ile aynı kareye girmeye çalışan ama bir Rus görevlinin ittirip kaktığı bir Esad’ı izlemiştik.

Esad, yâni çocukların, kadınların, yaşlıların katili Esad çok, ama çok şeyi hak ediyor. Buna diyecek bir şey olamaz. O bir savaş suçlusudur. Gönül diler ki, Kaddafi gibi ilkel bir şekilde değil, tıpkı Sırp katiller gibi âdil bir yargılanmayla yargılansın ve hak ettiği cezâya çarptırılsın.

Ama gidişât pek de bunu göstermiyor. Bir kere Kaddafi yalnızdı. Kapanın elinde kaldı ve bütün yaptıklarını unutturacak bir iğrençlikle, parça parça edilerek öldürüldü. Aslında böyle öldürülerek, belki beraat ettirilmiş olmadı ama gelecek nesiller Kaddafi’yi yaptıklarıyla değil, ona yapılanlarla hatırlayacak.

Adil yargılama eksikliği, katillere hiç hak etmedikleri, acımakla başlayan tuhaf bir îtibâr kazandırabiliyor. İnfazcılarının elinde üryan ve kanlar içindeki Kaddafî’ye, “Oh oldu” demenin veyâ karısı ile birlikte yaka paça sürüklenerek bir duvarın önünde katledilen Çavuşesku’ya bakıp “hak etmişti alçak” demenin sayısız gerekçesi vardır. Ama bilinmelidir ki, bu insanlar ileride yaptıklarıyla değil, kendilerine yapılanlarla daha çok anılacaktır. Çok haklı olarak şaha kalkmış nefret duygularıyla alelacele sağlanan ve o an için belki de muazzam bir tatmin sağlayan sözüm ona bir infâz, istikbâlde bir mesele hâline gelir ve katillerin yaptıklarını unutturur. Çavuşeskular, vahşice katledilen iki zavallı yaşlıya; Kaddafi ise linç edilmiş bir kurbâna dönüşür.

“İçeride” adâlet dağıtmak ile “dışarıya” adâlet dağıtmak arasında onanmaz bir makas var ve bu zaman içinde kapanmak bir tarafa; daha da açılıyor. Yaşanan tecrübelerin birikimine dayalı olarak, “içeride” adâlet dağıtmanın karnesi, yıldızlı on almasa bile “dışarıya” adâlet dağıtmanın boş çürüklü karnesi karşısında bir hayli iyi durumda. İkincisinin normları daha oturmamış ve sistematik bir işleyişi yok. Keyfî bir şekilde işletiliyor. Dünyânın güçlüleri onu istedikleri zaman, istediklerine karşı işletiyor. İşleyiş ise tümden sakat. Uluslararası kuruluşlar, başta BM olmak üzere, etkinliğini arttırmak bir tarafa güçten düşüyor. Hâkimler, savcılar istedikleri zaman dâvaları kabûl ediyor; istemedikleri zaman ise görmezden geliyor. Savunmaya hemen hemen hiç yer verilmiyor. Cezâların ne olacağı ve ne şekilde verileceği tam bir muamma. Uluslararası hukuk mevzuatında bâzı ölçüler koyulmaya çalışılsa da, çoğu defâ bunlara bakılmıyor. En ağırından cezâ kesiliyor ve infâza girişiliyor. Saddam ve Esad, aynı siyâsal gelenekten; BAAS’çı gelenekten zuhûr ettiler. Saddam ile Esad aynı suçla, kimyâsal silâh kullanmakla suçlandı. Daha doğru düzgün araştırılmadan Saddam devrildi; 1 milyondan fazla Iraklı savaşta hayâtını kaybetti. Irak hâlâ belini doğrultamıyor. Yakın bir gelecekte doğrultacağını da sanmıyorum. Daha sonra “pardon, yanılmışız. Saddam’ın kimyasal silâhları yokmuş” dediler. Şimdi ise Esad üzerinden aynı filmi seyrediyoruz. Cezâ kesildi ve infâza gidildi.

Esad uluslararası yargılanmayı tepeden tırnağa hak eden birisi. Ama yalnız değil. En az kendisi kadar bunu hak edenler var. Mesele çocuk öldürmek, mâsumların kanına girmekse İsrâil de bunu misliyle hak ediyor. Mesele diktatörlük etmek, en basit yurttaşlık haklarını tanımamak, seçimleri engellemek ise Arap âleminde bunu hak eden, hattâ Esad’a göre daha fazla hak eden o kadar çok “lider” ve rejim var ki… Onlara hiçbir şey olmuyor... Üç büyükler cezâyı kesti ve infâza girişti. Katil Esad bir yana, süreç usulsüz… Yarın sorgusuz sualsiz herkese uygulanabilir. Bu mu adâlet?.. Türkünün dediği gibi; Adâletin bu mu dünyâ?..