YazarlarMevlanayı yutmuş nice Mevlanalar

Mevlana’yı yutmuş nice Mevlana’lar!

Leyla İpekçi
LeylaİpekçiGazete Yazarı

Öyle görünüyor ki Batı’nın projesi olan ılımlı İslam senaryosunun Türkiye ayağı, Fetöcülerin sahte yüzünün kanlı bir biçimde ortaya çıkışıyla kendine bu kez Suudi Arabistan’da yeni bir yüz arıyor. İslam’ın gerçeğini anlamada derinleşme yoluna gitmek yerine şekilsel olarak yorumlayan bir akım artık nasıl olacaksa!. Örneğin şuurlanma yerine şekilsel olarak kadınlara çeşitli haklar tanıdığı gibi renkli makyajlarla yoluna devam edecek.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Leyla İpekçi : Mevlana’yı yutmuş nice Mevlana’lar!
Haber Merkezi 28 Kasım 2017, Salı Yeni Şafak
Mevlana’yı yutmuş nice Mevlana’lar! yazısının sesli anlatımı ve tüm Leyla İpekçi yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ama bütün bunların olabilmesi için Suudi devlet yönetimi önce kendi iktidarına yapılan darbeyi sineye çekmesi gerekti. Çekmemeleri söz konusu olamazdı, çünkü baştan aşağı Amerika’ya teslimiyet içinde sürdürmekteydiler iktidarlarını zaten.

Biz ise burada uzun bir süredir yapılan hiçbir darbe ve işgal girişimini, hiçbir tehdit ve şantajı, terör ve kanlı senaryoyu sineye çekmediğimiz için, mücadeleye sıcak sıcak devam ediyoruz, öyle görünüyor ki daha da edeceğiz.

Böyle bir dönemde hep söylediğim gibi İslam dünyasını kendi içinde bölme projelerinin karşısında ancak çok sağlam, hakiki bir duruşla, gerçek tevhid şuuruyla durabiliriz. İçimize fitne fesat tohumu ekenlerin bizi iki yüz yıldır kolayca böldüğüne bakılırsa, İslam’ın özü olan tevhid hakikatini, dilden gönle ve yaşantıda tatbikata indirmemiz en acil işlerden biri.

Tevhid şuurunun dinî bilgi sahibi olmakla veya ibadetleri tam yapmakla öğrenilemeyecek oluşu bize ipucu veriyor hep: Gönül eğitimi ile nefsini miraç ettirerek Hakkı kendinde ve eşyada / enfüste ve afakta ispat edebilenlerin kurduğu medeniyet, insanlığın evrensel değerlerini haiz olmuştur. Bunun da yolu aşk ve irfan kanatlarıyla uçmaktan geçiyor.

Fitne ve fesada nefsimizi rehin bırakarak çukurlarda bata çıka gezinmekten usandık. Bu sebeple geleneğimizdeki mana yollarının gerçeğini keşfederek bugünün dilinde bu evrensel yöntemleri özünü koruyarak güncelleyip dönüştürmemizin yollarından dem vurup duruyorum.

***

Şeb-i Arus vesilesiyle Konya’daki törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, aşktan bahsederken hah dedim işte siyaseti yapılamayan tek gerçeğimiz. Çünkü ne kadar sosyolojik, siyasi iktisadi filan sözlerle içini boşaltmaya kalksak da, her seferinde bizi aşina olduğumuz derinliklere çeken bir kudret iksiri. Aşk.

Şöyle diyordu Erdoğan: “Ben aşkı seçtim buyuran Hz. Mevlana’nın yaktığı aşk ateşi halen yüreklerimizde yanmaya devam ediyor. Ruhunu ve gönlünü Mevlana’ya açmayan onun hikayelerinden de nasiplenemez. Mesnevi bize göre uçsuz bucaksız bir deryadır. Mesnevi’nin her bir kıssası bizim için derstir. Mevlana gözlerimizi açar, ruhumuzu ferahlatır.”

Onu dinlerken, arada böyle gösteri veya tören vesilesiyle de olsa, bu sözlerin sarf edilmesinin kıymetini bilsek keşke diyordum. Nitekim “asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” diyordu Cumhurbaşkanı: “Bugün bölgemizde birileri kanla hedeflerini şiddetle gerçekleştirmeye çalışıyor olabilir (...)  Sabreden, birbirine kenetlenen bir milleti ne içerden ne dışardan kimse yıkamaz. Coğrafyamızda ekilmeye çalışılan fitne tohumları asla boy vermeyecektir. Kardeşliğimize halel getirmediğimiz mazlum ve mağdurlara sofranıza açtığımız müddetçe hiç kimse bize diz çöktüremez.”

***

Arif, kendinden müstakil bir şahıs değil manayı ihata eden külli vücuddur. Onun kapsayıcı anlamı öyle bir yansımadır ki, toplumu diriltir. Osmanlı İmparatorluğu’nun iç yapısında bu tecrübenin ışığında bir metafizik akış, kesintisiz devam etmiştir nitekim.

“Çamur yiyenlerin, yani yer sofrasında oturanların, maddi gıdalarla beslenenlerin manevi benizleri daima sarıdır” diyor Mevlana: “Sen gönül gıdası ye. Gönle gelen ilahi duygularla beslen ki, daima genç kalasın. İlahi tecellilerle çehren nurlansın, erguvan çiçeği gibi olsun. Ya Rabbi. Duyulan bu manevi zevkler, bu ihsanlar bizim haddimiz, kudretimiz dahilinde değil, senin maddeten öldürdüğün manen dirilttiğin aşığına bir armağanın, bir lütfundur.”

Mevlana’nın bu sözlerinden hiç feyz alamayan niceleri var, onun dediği gibi maddi gıdalarla beslenmekten çamur yiyerek çamur atanlar! İşte onlardan biri geçtiğimiz günlerde bir hadis-i şerif üzerinden bize mealen şöyle hakaret ediyordu:

“Ne demekmiş insanlar uykudadır da ölünce uyanırlar. Yani ben niye ölümü kutsayayım, öldükten sonra neye yarar, bu ölü seviciliği yüzünden Daeş çıkıyor, habire önüne geleni öldürüp duruyor.”

Okuduğunu birebir yorumlayan, anlamı tabir etmeyi bilmeyen, mecazdan teşbihten, marifetten nasiplenmemiş her kim, başta dediğim o Selefilik akımına kapılıp gidiyor. Şekilden ibaret, yüzeysel, çerçevelenmiş, kısıtlı, vasat bir algıyla kavradığını sanıyor gerçeğin sonsuz derinliğini. Kızdığı Daeş teröristleriyle arasındaki yegane fark elindeki silah ama kibrinden dolayı bunun farkında değil.

***

Evet içimizde terbiye edilmemiş duygular var. Kin kibir riya gazap haset vesaire. Manevi bir ölümle dirilebileceğimizi hiç düşünemeyenler ve “ölmeden önce ölünüz” emrinin izini gütmemiş olanlar, hakiki bir manevi rehber kontrolünde nefsi hesaba çekebilme gayretinin ruha yükselmenin yegane yolu olduğunu ispat etmeyenler... Elbette göreceli bir gerçeğe şekilden şekle kafa tutup dururlar! 

Gayret ve ibadet Hak yolunda elzem. Ama “ne kadar hazırlık yaparsan yap aşksız vuslata erilmez” der erenler. İnsandan insana. Şems’den Mevlana’ya. Gönülden gönle! Aşk olmadan, derinlere dalmak imkansız. Oysa ki eşsiz inci, en derinde bekler dalgıçları.

Mevlana ve onun gibi yüzlerce Hak aşığının Kuran’dan farklı bir şey söylediğini vehmederek onların bize kendi zaman ve zeminlerinde vahyin tercümanı oldukları gerçeğine göz yumuyorsak: Elbette daha onlarca Mevlana kebapçısı açarız ama bir Mevlana çıkaramayız! Mevlana gibi binlerce Hak erenin nefesinden nasiplenecek aşk dalgıçlarının sayısı arttıkça Mevlana’yı yutmuş nice Mevlana’lar gelecek!