Yazarlar Kim o? / Senim ben

Kim o? / Sen’im ben!

Leyla İpekçi
Leyla İpekçi Gazete Yazarı

80’lerin ortası. Sosyoloji okuduğum yıllardı. Amerikan eğitimi veren üniversitemizde elbet sosyolojiyi de bu dilin kavramları ve anlamlandırma pratikleriyle öğrendim. Fakat Amerikalı hocalarımızın sayısından daha fazlaydı Amerika’ya okumaya giden arkadaşlarımızın sayısı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Leyla İpekçi : Kim o? / Sen’im ben!
Haber Merkezi 16 Aralık 2017, Cumartesi Yeni Şafak
Kim o? / Sen’im ben! yazısının sesli anlatımı ve tüm Leyla İpekçi yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bizdeki Amerikan karşıtlığı yine geldiğim Batılı laik çevrelerde özellikle yeşermiş olsa da, özünde Amerika ve Batı'nın temsil ettiği ‘çağdaş, hümanist değerler’ İslam’ın tevhid şuurunu tamamen koparıp atmıştır iç dünyamızdan. Bizim gündelik hayatımıza atılan Batı tohumuydu. Ama 80’lerden itibaren ister istemez, Avrupa’ya da baskın çıkan bu Amerikan kültürüne mahkum bırakılıyorduk hızla.

***

2007’de Amerika’nın İran’a sert ekonomik yaptırımlar uyguladığı bir dönemde İran’a gitmiştim. Oradaki ulusalcı, milliyetçi söylemin Amerika ve İsrail düşmanlığından nasıl beslendiğini gündelik hayatın her alanında gördüm. Fakat aynı bizdeki gibiydi İranlılar'ın iç dünyası: Öfke duydukları kültürün ta içindelerdi. Dinden soğuyan ve dini siyasetin içinden okumaktan usananlarda ortalama bir Amerikan hayranlığı bilmeden, kondurmadan ama iliklerine dek işlemişti.

Din ve geleneği geri kalmış, vakti modası geçmiş bir şey olarak kodladığınızda elbette bundan kurtulmanın yegane yolu size kültürüyle hayat tarzıyla ve değerleriyle hükmeden yepyeni, modern sisteme dahil olmaktan geçer. Bundan olsa gerek 80’lerde Batı’ya ilk gittiğimde çok şaşırmıştım: Avrupa’da Türk veya üçüncü dünyalı kim olursa olsun herkes Batılılar'a benzeme telaşındaydı.

Arap, Mağripli, İranlı, Suriyeli arkadaşlarım vardı Avrupa’da. Hemen hepsiyle az çok benzeşiyorduk ama bu ortak özelliğimiz herşeye baskın geliyordu. Birbirimizi Batı üzerinden tanıyor, tanımlıyorduk. Gözümden hiç kaçmayan bir şey daha vardı: Avrupa’nın Batıcılığı ile Anglosakson Batıcılığı arasında nasıl tavır ve tarz farkları varsa, bizdeki yetiştiğimiz Batıcılık da Avrupa’daki batılılardan farklıydı. Şunu demek istiyorum:

Bizdeki batılılık bize özgü bir seyir izlemişti, neredeyse yerli bir Batıcılıktı bu. Onlarla benzeme çabamız dışında gerçek anlamda benzerliklerimiz pek azdı Avrupalılar'la. Ama biz benzemek adına farklılıklarımızı hadım etmekle meşguldük. Farklı kalarak ‘bir’ olabileceğimizi düşünemez olmuştuk. Batı’nın ‘ben’ algısı bunu imkansız kılıyordu çünkü. Biraz açayım.

***

Bu topraklarda son iki yüzyıldır yeşermiş olan batıcılık öncelikle din dışı bir yol tutturmuştu ama dini gelenekleri tam terk ederek değil şekle indirgeyerek anlamlarından boşaltmıştı. Daha doğrusu, anlam kaymasına/sapmasına uğratmıştı büyük ölçüde.

Bireyi ilahi özelliklerinden soyundurarak salt benlik/kişilik üzerine, dünyevi bir algının pençesine rehin bırakan bir anlayıştı bu. Zihni yapı dini ve profan diye ikiye bölününce insanlığımızı birleştiren değil ayıran bir yapıya oturdu zıtlıklar.

Bireyi kendinden menkul bir şahıs olarak görüp külli manasından soyutlayan bu kabuk yaklaşım yüzünden ben ile sen’in hemhal olduğu bir tevhid şuuru tamamen terk edildi. Öteki zuhur etti. Yani yabancı. Gayrı. Ağyar.

Bireyi kendi benliğinden ibaret bırakarak kutsayan hümanist yaklaşım, ben’deki sen’i keşfetmeye ve bütünleşmeye değil, ben ile sen’i ayırarak sen’i öteki olarak görmeye yöneldi ve bunu modernlik adına meşrulaştırdı. Öteki diye bir kavram ortaya çıkınca yani zıtlığın ayrımcılığa yönelen yanı kutsanınca: Elbette öteki’nin tahakküm edilmesi, sömürülmesi, ele geçirilmesi, işgal edilmesi meşru oldu.

***

Bizdeki tevhid algısının tatbikinde ben’i sen yapmak vardır. Sen’i ben yapmak değil. (Kim o diye sorulunca kapı benim diyene değil senim diyene açılır!) Tevhid şuuru, ben’deki benliği terk ederek sen’de doğma marifetidir, benliği ruha yükseltmektir. O ki herşeyi ihtiva eder. Her yan kendi evin olduğunda, evden çıksan da evde olursun. Ağyar değil yar olur her baktığın. Dışı da için olur.

Çünkü Tanrı ile İnsan’ı ikiye ayıran Batı rönesansının aksine, bizim Allah’la olan ilişkimiz ‘öteki’ ile değildir. O bizim yabancımız değil, şahdamarımızdan yakındır. “İki yay arası hatta daha yakın.” olmakla yani miraç etmekle yükümlüyüz. Bütün ikileri ‘bir’ kılmakla! 

Döktüğün kan bile senin kanın olur, bu şuurla alırsan kılıcı eline. Kasaplık yapmadan, nefret etmeden savaşırsın. Nefretle değil. Zulmü bitirmek için. Ben derken benliksiz makamlara ulaştığında (Bir ben vardır benden içeri.) işgal edecek bir toprak parçası değil, fethedecek bir gönül genişliği olur öteki gibi görünen ne varsa.

***

Bugün bu evrensel şuurun neresindeyiz? Benzemeye çalıştığımız küresel Batı kültürü neresinde? Geleneğimizdeki bu tevhid/birlik şuurunu silip bireyi kutsayalım derken öteki kavramının düşmanlaştırıcı zihinaltına esir düştük.

Hıristiyan rönesansını taklit edeyim derken, bireyi insani özelliklerinden azade ederek benliğine indirgeyen bir Seküler zihnin dogmasında, öteki olana tahakkümü meşru gören bir anlayışa tabi olduk. Daima öteki olduk kendi nezdimizde. Hiç öteki’si olmayan bir kültürden gelerek, kendi kendimizin kölesi olduk.

Şimdi bütün bunların ışığında: Türkiye’nin öncülüğünde hazırlanan tasarıda, ABD’nin Kudüs kararının BM Güvenlik Konseyi kuralları uyarınca feshedilmesi çağrısında bulunulduğunda ABD Başkanı Trump’ın aleyhte oy kullanacaklara yönelik tehditlerini bir daha değerlendirelim: 

“Yüzlerce milyon hatta milyarlarca dolar alıp sonra bize karşı oy kullanıyorlar. Peki, bu oyları takip edeceğiz. Bırakalım aleyhimize oy kullansınlar, biz de epey (para) tasarruf etmiş oluruz. Umurumuzda değil!”

Batı değerlerinin bireyi kutsayacağım derken öteki’yi nasıl düşman gördüğüne dair çok çarpıcı olan bu itirafı hiç azımsanmayacak bir ciddilikle işitmek gerekiyor. Ve öteki’nin düşman olarak görülmesinin dünyayı ne hale getirdiğini bir daha yorumlayabilmek ve küresel diplomasiye, “Dünya beşten gönül kainattan büyük.” diyebilmek için, bir daha!..

(13 Ocak Cumartesi gününden itibaren nasipse yeniden görüşmek üzere.)

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.