Yazarlar Ekonomik rapor mu siyasi müdahale mi?

Ekonomik rapor mu siyasi müdahale mi?

Levent Yılmaz
Levent Yılmaz Gazete Yazarı

Türkiye önemli bir seçim sürecini daha tamamladı. Erdoğan en yakın rakibine 20 puan fark atarak yüzde 52,6 gibi net bir oranla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk cumhurbaşkanı oldu. Ayrıca merakla beklenen meclis aritmetiği de Cumhur İttifakı’nın toplam oyların yüzde 53,7’sini almasıyla belirginleşti. Seçim sonuçlarına göre Cumhur İttifakı’nın toplam milletvekili sayısı da 344 oldu. Dolayısıyla seçim öncesi oldukça fazla polemik konusu haline getirilen ikinci tura kalma ve salt çoğunluğu sağlayamama tartışmalarının da altının boş olduğu anlaşıldı. Ancak söz konusu Türkiye olunca polemik üretmekte mahir kurumlar yeni raporlarını bekletmeden yayınladılar. Söz konusu raporlardaki ifadelerin pek çoğu her zamanki gibi maksadını aşan cinsten. Hemen birkaç tane örnek verelim.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Levent Yılmaz : Ekonomik rapor mu siyasi müdahale mi?
Haber Merkezi 23 Haziran 2018, Cumartesi Yeni Şafak
Ekonomik rapor mu siyasi müdahale mi? yazısının sesli anlatımı ve tüm Levent Yılmaz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Kredi derecelendirme kuruluşu JCR Eurasia Rating’in değerlendirmesinden bir kesite bakın: “Güncel olarak en önemli ve en öncelikli yapısal reform; iç kutuplaşmanın sona erdirilip, toplumsal barışın, demokratik hukuk düzeninin sağlanmasıdır. Toplumsal barış tesis edilmeden ve iç hukuk düzeni uluslararası normlara kavuşturulmadan, AB ilişkileri başta olmak üzere tüm dış ilişkiler ve yatırım ortamının düzelemeyeceği öngörülmektedir. OHAL’in kalkması, iç barış ve uzlaşma, hukukun üstünlüğü, yargı reformu, ifade ve basın özgürlüğü, Avrupa Birliği ile yeniden iyi ilişkilerin tesisi, uzlaşı ve işbirliğine dayalı dış politika, kamuda kurumsal kalite kaybının iyileştirilmesi ekonomik atmosferin düzeltilmesi için ön şartlarıdır. Bankacılık sektörünün kesintisiz olarak büyümesini zorunlu bir yükümlülük gören politikalarda ısrar edilmemelidir. Zira, faiz, enflasyon ve dış yükümlülüklerin ulaştıkları seviye, yüksek büyümenin sürdürülmemesi gerektiğini işaret etmektedir. Kamu bankalarında yeni görev zararı oluşturacak popülist politikalar ve kredi/faiz politikalarına ilişkin sözel yönlendirmeler sektörün bilanço dengelerine zarar vermektedir.”

Moody’s de şöyle diyor özetle: “Seçimlerin ardından, Türkiye’nin kredi profili makro politikaların istikametine göre şekillenecek. Ancak mart ayındaki yerel seçimler reformların ertelenmesine neden olabilir.”

Goldman Sachs raporunun özeti de şu: “Sonuçlar politik istikrar ifade ediyor ancak ekonomi politikalarında belirsizlik ima ediyor. Seçim sürecindeki söylemler Merkez Bankası bağımsızlığına ilişkin endişeleri artırıyor. Yeni kurulacak hükümet, ekonominin ihtiyacı olan yavaşlamayı sağlamak için daha az nedene sahip. Dolayısıyla piyasalar daha önceki seçim sonrası dönemlere göre daha karmaşık hale gelecek.”

Unicredit daha da geniş bir perspektiften(!) bakmış olaya: “Makroekonomik politikalarda sıkılaştırma artmalı değilse seçim sonucunun piyasalar üzerindeki olumlu etkisi uzun sürmez. ABD ile sorun yaşarsanız sizin için kötü olur.”

Commerzbank’in değerlendirmesi de oldukça ilginç: “Sonucun ilk turda alınması rahatlatıcı ama para politikası ve TL’nin riskleri katlandı.”

NE DİYORLAR?

Yukarıda birkaç tanesini özetlediğim raporların örneklerini artırmak mümkün. Elbette raporlar bu kadar kısa değil. Arasına cari açık, enflasyon ve aşırı ısınma gibi şeyleri de eklemişler. Ancak tüm bunların dışında hemen hemen hepsinde kabinenin nasıl şekilleneceği ve ekonominin patronunun kim olacağı konusunda üstü kapalı bir yönlendirme arzusu olduğu aşikar. Yani aslında ekonomik bazı yorumları ön plana çıkarıp ekonomik bir değerlendirme yapıyor gibi yapıp araya siyasi müdahale olarak nitelendirebileceğimiz ifadeleri yerleştirmiş durumdalar. Bu raporlarla beraber dillendirilen ve çok ilginç olan bazı yorumları da burada hemen belirteyim. Mesela seçimlere giderken 2,7 milyar TL fazla veren bütçenin olduğu bir dönemde seçim ekonomisi yapmakla suçlanıyoruz. Öte yandan 50 milyar TL gelir beklenen imar barışı bir seçim ekonomisi politikası olarak anlatılıyor. Seçimden önceki 2 ay boyunca 500 baz puan faiz artışı yapan Merkez Bankası’nın bağımsızlığını sorguluyorlar. Sadeleşme adımı ile yapılanın kaç puanlık politika faizi artışına denk geldiğini de başka bir yazıda anlatırım artık. Ve OHAL. OHAL boyunca terörizmin finansmanına karışmamış tek bir şirkete dahi müdahale olmadığı halde yatırımcıların algısını bozacak şekilde ne kadar abartıldığını görüyoruz. Bir de şu diktatörlük iması ve demokrasi vurgusu var ki akıllara zarar.

Özetle bu değerlendirmeler yapılırken belirlenen üslup ve seçilen kelimeler ile üretilen argümanlar ekonomik bir raporun çok ötesinde…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.