YazarlarSveti Stefan Kilisesi ve Boğaziçi Üniversitesi

Sveti Stefan Kilisesi ve Boğaziçi Üniversitesi

İsmail Kılıçarslan
İsmailKılıçarslanGazete Yazarı

Sveti Stefan Kilisesi’ne seneler önce bir belgesel çekimi vesilesiyle gitmiş, yapının güzelliğine bayılmıştım. Küçük ama sadece demir kullanılarak yapıldığı için dünyada tek olma özelliği taşıyan bir yapıydı. Epey bakımsızdı ben gördüğümde. Esaslı bir restorasyon ihtiyacı olduğu belliydi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 16 milyon Türk Lirası harcayarak onarmış Haliç’teki Sveti Stefan ya da daha yaygın adıyla Demir Kilise’yi. Her cami restorasyonunda “o paraya kaç tane okul yaptırılırdı?” sorusunu dolaşıma sokan yurdum sekülerinden bu sefer ses çıkmaması gayet sevindirici. Kilise restorasyonuna sesini çıkarmayan belki yarın öbür gün cami yenilemesine de ses çıkarmaz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İsmail Kılıçarslan : Sveti Stefan Kilisesi ve Boğaziçi Üniversitesi
Haber Merkezi31 Aralık 2017, PazarYeni Şafak
Sveti Stefan Kilisesi ve Boğaziçi Üniversitesi yazısının sesli anlatımı ve tüm İsmail Kılıçarslan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Sevindirici olan bir başka şey ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kilisenin yeniden ibadete açılmasıyla ilgili olarak verdiği mesajlar. Cumhurbaşkanı'nın “din ve ibadet özgürlüğü” konusunda tam da Osmanlı’nın dünyaya miras bıraktığı o büyük hoşgörüye atıf yapması doğrusu pek hoştu. Bulgaristan Başbakanı Borisov’un teşekkürü de cabası.

Bir de tabii, Demir Kilise’nin yeniden ibadete açılmasını “Cumhurbaşkanı illa bir yeri ibadete açacaksa orası Ayasofya olmalıydı” cümlesiyle karşılayan tuhaf bir sosyal medya kampanyası vardı gün boyu. Görebildiğim kadarıyla ağırlıklı olarak kendilerini Alperen ve Milli Görüşçü olarak isimlendirenlerden, yani Muhsin Yazıcıoğlu ve Necmettin Erbakan’ın yolundan gittiklerini iddia edenlerden geldi bu tepkiler. Hem garipsedim hem üzüldüm bu tepkilere. Garipsedim, zira memleketi şu esnada rahmetli Yazıcıoğlu ya da rahmetli Erbakan yönetiyor olsaydı Demir Kilise’nin açılışında Erdoğan’ın verdiği mesajların aynısını verirlerdi. Üzüldüm, zira bir çeşit “öteki düşmanlığı” yapmak en çok bizim insanımıza, Osmanlı tarihini ve tecrübesini önemsediğini söyleyen, en azından bunu iddia eden bizim delikanlılarımıza yakışmaz. Bizim açımızdan Demir Kilise İstanbul’un ziynetlerinden biridir. Orada ibadet edilmesi başka, Ayasofya’nın camii olarak ibadete açılması tartışması başkadır. “Fobik” davranacaksak her gün camii taşlayan, her gün Müslümanlara rahatsızlık veren, İslam’a kategorik olarak düşmanlık eden Avrupalıdan ne farkımız kalır? Biz böylesine gelişmemiş, böylesine düşmanlık üreten bir topluluk hiç olmadık, olmayacağız da Allah’ın izniyle…

Kanalı değiştirelim.

“Dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim görmek ile yerli ve millî duruş sahibi olmak, asla birbirinin zıddı değildir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaziçi mezunlar programında kurduğu bu cümleyi Sorbonne’da Macron, Oxford’da May, Harvard’da Trump kursaydı muhtemelen dinleyen öğrenciler bu cümleyi çok garipserdi. “Bu apaçık gerçeği bize yeniden niçin hatırlatma ihtiyacı duydu ki başkan?” diye sorarlardı kendilerine. “Dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim görmekle yerli ve milli duruşun ilgisi nedir?” diye sorarlardı hatta.

Bizim büyük çaresizliğimiz budur işte. Bırakın dünyanın iyi üniversitelerinde okumayı, kendi ülkemizin iyi üniversitelerinde okumak bile “yerli ve milli bir duruş” geliştirmenin önünde engel olagelmiş. On yıllar boyunca “kökü dışarıdalık, self oryantalizm, ülkesinden nefret edebilme kabiliyeti, bu muazzez halkı aşağılama” gibi meseleler neredeyse “açık bir müfredat” olarak üniversitelerimizde kendisine yer bulmuş. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın bu çağrısı bizim gibi ülkelerde çok ama çok büyük bir önem arz ediyor.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Batı’da hangisinin kendi devletine, halkının değerlerine karşı faaliyet yürüttüğünü duydunuz?” sorusunu sorarken yaptığı çağrıyı da doğru anlamamız, doğru konumlandırmamız gerekiyor.

Dün “sorun Osmanlı’da değil Abdülhamid’de” diyenler ve böylelikle devletin yıkılmasına zemin hazırlayanlar bugün “sorun Türkiye’de değil Erdoğan’da” diyorlar. Bari bu kadarını anlayacak bir akademiyi, bir entelektüel vasatı, bir muhalif düzeyi yakalayabilsek öyle güzel olacak ki…