YazarlarEvet, yine o mesele

Evet, yine o mesele

İsmail Kılıçarslan
İsmailKılıçarslanGazete Yazarı

Aslında bugün İslamcı Dergiler Projesi’nden bahsedecektim size. İLEM’in hayata geçirdiği, Lütfi Sunar, Vahdettin Işık ve ismini sayamayacağım daha pek çok insanın değerli çalışmalarıyla ortaya çıkan bu proje bir sempozyumla taçlanacak bu hafta sonu. 20. Yüzyıl’da İslamcılığın Türkiye seyrini anlamak ve anlamlandırmak isteyen İslamcılığa dost-düşman herkesin öğrenebileceği çok şey var bu projeden. Bir bütün olarak dergiler üzerinden İslamcılığı anlamak ve anlamlandırmak oldukça heyecan verici.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İsmail Kılıçarslan : Evet, yine o mesele
Haber Merkezi 10 Nisan 2018, Salı Yeni Şafak
Evet, yine o mesele yazısının sesli anlatımı ve tüm İsmail Kılıçarslan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Fakat bugün size bu güzel projeden bahsetmeyeceğim.

Aslında bugün Türkiye Gençlik STK’ları Platformu isimli şahane organizasyonun gerçekleştirdiği Kanalıma Hoşgeldiniz isimli şahane bir yarışmadan bahsedecektim size. Yükselen ve her geçen gün güçlenen yeni medyanın öneminin farkına varmış insanların düzenlediği bu yarışma “başarılı youtuberlar” arıyor. Evet evet, sen abi. Bana “youtuber nedir?” diye soracaksan anla ki bugün yaşadığımız dünyayı teşhis edememişsin demektir. Her şeyi kaçırmışsın demektir. “Yeni medyanın sağladığı medya demokratikleşmesi” bahsi ilgini çekmiyorsa geçmiş olsun. Hele buradaki “demokratikleşme” lafzını “demokrasi” ile falan bağdaştırıyorsan seninle işimiz var demektir. Anlayamadığın şeyi teşhis edemezsin, teşhis edemediğin şeyi tedavi edemez, yönlendiremez, dönüştüremez ya da yok edemezsin. Dolayısıyla bu yarışma beni bu bakımdan oldukça heyecanlandırdı. Teşhis de tedavi de “bugüne ait” olmalı çünkü. Yoksa dünya denen treni kaçırdığınla kalırsın.

Fakat bugün size bu şahane yarışmadan da bahsetmeyeceğim.

Aslında bugün Bilal Kemikli hocamla yaptığım bir telefon görüşmesinden bahsedecektim size. Hoca dertli, dertlenmekte de haklı. Diyor ki “deizm tartışmalarının iyice açığa çıkardığı bir gerçek var. Rahmet, letafet ve nezaket dilini kaybettik. Hocalarımız bile sokak ağzıyla konuşur oldu. Allah’ın dinini konuşurken hakaretin, argonun, hatta küfrün bini bir para! Böyle olmaz, bu şekilde olmaz. Yeniden bir muhabbet dili, bir ülfet dili kurgulayamaz ve hayata geçiremezsek kan kaybederiz, tükeniriz, yok oluruz. Birbirimizi mağlup etme amaçlı bir din dili geliştiriyoruz. Bunun kimseye bir faydası yok. Meselelerimizi, dertlerimizi, hatta sevinçlerimizi bile suhuletle konuşamaz olduk. Kalb-i selimimiz nerede? Akl-ı selimimiz nerede? Zevk-u selimimiz nerede? Birbirimizi düşman ilan ederek elde etmeyi umduğumuz şey nedir?”

Fakat bugün size Bilal Hocamın her kelimesi haklı serzenişlerinden de bahsetmeyeceğim.

Bugünkü konum Suriye çünkü… Biz Suriye konusunda yazmaktan, çığlık atmaktan, öfkelenmekten bezmiş değiliz elbette. Fakat küresel emperyalizm de Suriye’nin insanlarını bire kadar kırma amacından bezmiş değil. Rusya’sı, Amerika’sı, İran’ı, İngiltere’si, Fransa’sı, IŞİD’i, Hizbullah’ı, Esed’i, hatta paralı köpeklik yapan Kuzey Korelisi, Çinlisi, Sırbistanlısı, Almanı… Tamamı küçük, küçücük bir kara parçasında minyatür kale dünya savaşı yapıyorlar. Görünen o ki bu alçak savaş, bu çukurluk biçimi Suriye’de nefes alıp veren tek bir canlı kalmayana kadar da sürecek.

Suriye konusunda durduğum yer bu savaşın çıktığı ilk günden beri hiç değişmedi. Mazlum, izzet ve şerefiyle bilcümle emperyaliste direnen Suriye halkının yanından başkaca bir yer değil yerim.

Zalimi zalimden ayırmak alçağı alçaktan ayırmak yanlısı olmadım hiç. Amerika’yı Rusya’dan, İngiltere’yi Fransa’dan, Hizbullat’ı IŞİD’ten, Esed’i İran’dan niçin ayırayım ki? Buna sebep nedir? Mazlum Suriye halkının yanında durmak bunların tamamının karşısında durmaktır benim açımdan.

Tekrar ve tekrar söylemekte fayda var. Ben bir sivilim. Ve bir sivilin rahatlığı ile yazıyorum yazımı, bir sivilin rahatlığıyla veriyorum desteğimi. İş devletler bazında, politika bazında, gündelik sert gerçekler bazında saatten saate, dakikadan dakikaya değişiyor Suriye’de. Devletler de buna göre pozisyonlar alıyorlar elbette.

Ama benim, bir sivil olarak, en azından sivilliğini korumaya azimli biri olarak bu değişimi takip etmek gibi bir derdim yok. Suriye halkını kim öldürüyorsa onun karşısında, Suriye halkına kimin yardımı dokunuyorsa onun yanında… Parolam budur.

Şimdi mezhepçiliğini savaş karşıtlığı gibi pazarlayanlar, Rusçuluğunu antiemperyalizm gibi yutturmaya çabalayanlar, her fikrini İran’a göre hizalayanlar, Esed’in öldürdüğü yüzbinleri bizden Amerika karşıtıymış gibi yaparak saklamaya çalışanlar defolup gidebilirler. Nereye mi? Elbette ait oldukları çukura…