YazarlarEdebiyat ve hayat

Edebiyat ve hayat

İbrahim Tenekeci
İbrahimTenekeciGazete Yazarı

Kadim kuraldır: “Beğendiğini al, beğenmediğini bırak.” Beğenmediğini karalama, kötüleme, kurcalama, rencide etme. Hayata ve edebiyata böyle bakıyorum. Beğendiğim eserleri ve isimleri okuyor, onları dile getiriyorum. Diğerlerini bilemem.

Bizim beğenmediğimiz bir şeyi beğenenler mutlaka vardır. Sen onunla ünsiyet kuramazsın ama bir başkası kurabilir. Arkadaşlık gibi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İbrahim Tenekeci : Edebiyat ve hayat
Haber Merkezi 20 Aralık 2017, Çarşamba Yeni Şafak
Edebiyat ve hayat yazısının sesli anlatımı ve tüm İbrahim Tenekeci yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Eleştiriyi meslek edinmek ise ayrı bir uğraştır. Kendi adıma, eleştirmen değilim. Olmak da istemem. Öte yandan, edebiyatın mutfağında yer alanların beğeni düzeyi belli bir seviyenin üstünde olmak zorundadır. Bir düşünelim: Metinlerimiz daha seçilme aşamasında. Fakat biz seçme makamına gelmişiz. Sadece başkalarına değil, kendi sanatımıza da büyük zararlar verebiliriz. Olmadan olamayız.

Genelde edebiyat, özelde dergicilik, ortak mizaçların, yakın duyguların, benzer hassasiyetlerin birbirini bulmasıdır. Dergicilik yapıyorsanız eğer, şahsî düşünceniz ve kişisel tecrübeniz bir yere kadardır. Emeğe hürmet etmeli, sizin dışınızdaki çabaları da dikkate almalısınız. Bunu göstermenin ilk yolu kitap tanıtımları ve söyleşilerdir. Size fenalık etmiş birinin kitabı bile dergide yer alabilmelidir. Hakkaniyet bunu gerektirir. Öte yandan, kitap dergisi çıkarsanız bile, yayınlanan her eseri karşılama şansınız yoktur. Buna sayfalar yetmez. Her şey imkân dâhilinde.

***

Müşterek çabaların bereketine inanan bir insanım. Beraber başarmak kadar başaramamak da kıymetlidir.

Edebiyat uzun soluklu ve yorucu bir yolculuktur. Gençlik çağlarında, bir grup arkadaşla birlikte yola koyulursunuz. Zaman içinde bazı isimler birkaç adım öne çıkar. Kiminin ise dikkati dağılır, önceliği değişir, gücü yetmez. Kimi kendine mahsus bir dünya kurar, kimi mevcut hayatın bir parçası olur. Dostluk ve oturmuşluk işte burada başlıyor. Arkadaşımızın başarısına sevinmeli, onun nasibini kıskanmamalıyız. Geride kalmanın acısıyla hereket edenler, güzel bir yere varamazlar. Sonrası genellikle pişmanlık oluyor. Keşkeler çoğalıyor.

Edebiyat, yolculuktur. Bu yol, insanı kendine getirir. Getirmiyorsa eğer, sorun var demektir.

***

Ahmet Hamdi Tanpınar, “edebiyat esasında düşmanlık işidir” der. Bu sözde doğruluk payı olmakla beraber, böyle düşünenlerden değilim. Benim için edebiyat, dostluk ahlâkıdır, kardeşlik hukukudur, vefa duygusudur. Elbette yetenek, işçilik ve istikrar şart. Bunu konuşmaya lüzum dahi duymuyorum.

Hakikat şudur: İyiliği ve kötülüğü başkalarından ziyade evvela kendimize yaparız. İnsafın uzağına düşenlerle hangi iyi işi başarabiliriz? Düşmek başka nedir?

Edebiyat ile kötülük bazen yan yana gelebiliyor. Bu anlaşılmaz durum hep vardı ve olacak. Sosyal medya böyle şeyleri hem görünür kıldı, hem kolay hale getirdi. “Biz içimize ve işimize bakalım.”

Edebiyat önemlidir ama her şey demek değildir. Bu dünyada, bir insanın kalbini kırmak, gönlünü üzmek için nasıl bir gerekçe bulunabilir? Değer mi?

Sadece bir şeyler yazmıyoruz, aynı zamanda şahit yazılıyoruz. Bunu unutmayalım.

***

Edebiyatı her şeyin üstüne koyanlar, bazen onun altında kalabiliyor. Hayatlar trajediye dönüşebiliyor. Hırs ve haset oluşabiliyor. Hatırlatmakta fayda var: Yazdıklarımızın hiçbiri kutsal metin kapsamına girmiyor. İnsan işi nihayetinde. Olur veya olmaz. Dokunur yahut dokunmaz.

Yeri gelmişken söyleyeyim: Arkadaşlarımın yalnızca yazdıklarıyla ilgilenmek, bana pek insanî gelmiyor. Nasılsın, iyi misin? Bir derdin, ihtiyacın var mı? Bu soruları birbirimize daha sık sormalıyız.