Yazarlarİran dostlarıyla tavla düşmanlarıyla satranç oynar

İran dostlarıyla tavla düşmanlarıyla satranç oynar…

Faruk Aksoy
FarukAksoyGazete Yazarı

İran’da olaylar başlayınca, Yeni Şafak ve TVNET, iki muhabirini, Kıymet Sezer’i ve Güngör Yavuzaslan’ı, Tahran’a gönderdi.

Arkadaşlarımız günün her saatinde, hem gazeteye, hem televizyona haber geçiyorlar, hem sokakların nabzını tutuyorlar, hem de İran medyasının olayları yorumlayışını, değerlendirmesini aktarıyorlar.

Geçen akşam TVNET’te, ana haberde de söyledim, İslam coğrafyasına dair haber almak istiyorsanız, Yeni Şafak’ı ve TVNET’i takip etmenizde büyük yarar var.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Aksoy : İran dostlarıyla tavla düşmanlarıyla satranç oynar…
Haber Merkezi 21 Aralık 2017, Perşembe Yeni Şafak
İran dostlarıyla tavla düşmanlarıyla satranç oynar… yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Aksoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bizim İran’daki muhabirlerimiz, açık alanlardan, meydanlardan yayına bağlanıyorlar, gelişmeleri anlatıyorlar, fakat dikkat ediyorum bazı kanalların muhabirleri özellikle kapalı, yarı karanlık, dar odalardan yayın yapmayı tercih ediyorlar.

Bunu niçin yaptıklarını bilmiyorum, herhangi bir engel varsa, bizim muhabir nasıl oluyor da meydanın ortasından yayına bağlanıyor, bizimkine kimse bir şey demiyor mu?

“Durum o kadar kötü ki, haber bile yapamıyoruz, gerisini siz düşünün” mizanseni mi oynanıyor, anlamadım ki!...

Bir diğer konu da İran basını…

İran basınının ne dediği dünyada pek merak uyandırmıyor, yazarlar, gazeteciler ne yazıyor, kimse bunlarla ilgilenmiyor, herkes kendi niyetini İran üzerinden okuyor.

Bakın olaylar başladı, Türkiye, gelişmeleri takip etti, en sonunda resmi ağızdan, Dışişleri Bakanlığı’ndan, bir açıklama yaptı ve dedi ki; “İran halkına sükunet çağrısında bulunuyoruz, sakin olmakta fayda var, bu olayları iki ülke destekliyor, bunlardan biri İsrail, diğeri de Amerika’dır, İran halkı hadiseleri doğru değerlendirmelidir…”

Türkiye’nin, İran’daki olaylarla ilgili, Suudi Arabistan’ın adını anmaması da çok derin bir aklın dışa vurumu, doğrusu takdir edilesi bir hamle.

Cepheyi daraltmak, zor da olsa bu kritik dönemde İslam ülkelerini birbirine düşürücü dilden uzaklaşmak en iyisi, açık hedefi göstermek, Netanyahu’ya ve Trump’a parmak uzatmak en mantıklısı.

Diğer yandan, “İran’daki kalkışma ile Gezi arasında ilişki kurmak, benzerlikler aramak sakıncalı mıdır?” gibi enteresan bir soru var önümüzde.

Yöntem olarak benzerlikler var tabi, insanların İnkılap Meydanı’nda toplanmaları, karanlık bastırınca ara sokakları çatışma alanına çevirmeleri, özel araçları yakmaları, duvarlara Gezi’deki gibi ağır hakaretler yazmaları neredeyse aynı şeyler.

Amerika’nın tutumu, 2013’te, Türkiye için söylenenlerle aynı değil ama; Türkiye’de, rejime, sisteme yönelik bir eleştirileri yoktu, hedef Erdoğan’dı, sürekli olarak Erdoğan’ın, sertleşmesinden, bahsediyorlardı ve ona yönelik saldırıları “meşru hak” gibi gösteriyorlardı.

İran’da durum farklı, tamamen sistemi hedef almış durumdalar, isimlerden bahsedilmiyor, kimsenin Hamaney’e, ya da Ruhani’ye bir şey dediği yok, “İran’daki rejimin değişme vakti geldi” diyorlar.

Bu durumun hem avantaj, hem dezavantaj olduğunu söylemeliyim; zira, rejime yönelik saldırılar, mevcut iktidara oy vermemiş olsa bile halkın farklı kesimlerinden tepki görebilir, görüyor da.

Hasan Ruhani, ılımlı açıklamalarıyla bu söylediğim “milli cepheyi” oluşturmaya çalışıyor, halk tepki gösterebilir, itiraz edebilir, bu haktır, fakat her şey İran’ın içinde kalmalıdır, sisteme zarar vermemelidir, demeye getiriyor.

Diğer yandan Hamaney ise, sistemin ve rejimin garantörü olarak ne gerekiyorsa yapılacağını söylüyor.

Olaya tekrar Türkiye açısından bakarsak,

İran ile olan ilişkilerimizi sadece Suriye üzerinden okursak yanlış yaparız, hem de Suriye’de, İran’ın yaptığından daha büyük bir yanlış yaparız.

Bu bölgenin kavim ekseni, Türk, Acem, Arap; medeniyet ekseni de İslam üzere kurulmuştur, yanlış anlaşılmasın, başka halklar yoktur demiyorum, Kürtler de vardır, diğer unsurlar da vardır, benim vurgulamaya çalıştığım şey, tarih kurucu ana dalgayı oluşturan toplumları işaretlemektir.

Türkiye ve İran arasındaki ilişkileri tarif etme adına çok önemli bir şey söyleyeceğim, lütfen bunu dikkate alarak hadiseleri düşünün.

Bizim kara sınırlarımızı çizerken üçüncü birinin müdahale etmediği edemediği,  karşılıklı olarak ve anlaşarak çizdiğimiz tek sınır İran sınırıdır.

Bunun anlamı, bunun kıymeti çok büyüktür, o sınır gerçek bir sınırdır, bazen gerçek dostluğun, bazen gerçek düşmanlığın sınırıdır, ama adam gibi çizilmiş, onurlu bir sınırdır.

Diğer bütün sınırlarımız tartışmaya açıktır, Misak-ı Milli’nin daraltılmış halidir, kısmen de sunidir; ama İran sınırı Şehnamelerden, Oğuz Kaanlardan, Ergenekonlardan kök bulmuş derin bir devlet sınırdır.

Kimse hakkında güzelleme yapacak değilim, Müslümanım, Türküm ve yeteri kadar övünebileceğim büyük de bir tarihim var, fakat elalemin gazına gelip kapı komşumla, sorunlarım da olsa dindaşımla kavga edecek kadar da gerizekalı değilim.

Benim gözümdeki İran “dostlarıyla tavla, düşmanlarıyla satranç oynar…”

Ara sıra bizimle de satranç oynadığı olmuştur, karşılığını da almıştır.

Ama bugün, Türkiye olarak İran ile oynamamız gereken en güzel oyun tavladır, çünkü devir dostluk, dayanışma devridir.