Yazarlarİttifakın hatırlattıkları

İttifak’ın hatırlattıkları…

Ayşe Böhürler
AyşeBöhürlerGazete Yazarı

1989 yılı Türkiye’de Cumhurbaşkanı olarak göreve gelen Kenan Evren’in görev süresinin dolduğu bir yıl olur. Kenan Evren’in yerine sivil bir şahsiyet olan Turgut Özal Cumhurbaşkanı olur. Bu aynı zamanda devletin ayarlarının yenilenmesi anlamına da gelmektedir. Ancak bu birçok siyasi krizi de beraberinde getirir. Turgut Özal Cumhurbaşkanı olunca kısa bir Yıldırım Akbulut döneminin ANAP’ın başına Mesut Yılmaz getirilir. Elbette hiçbirisi de Özal’ın boşluğunu dolduramaz. Parti bir sarsıntı yaşar. Bu sarsıntının yanı sıra Özal’ın danışmanı olan Bülent Gültekin’in ekonomi raporundaki tablo Devlet Planlama Teşkilatı’ndan gelen istatistik ve rakamları çok iyi okuyan Özal’a erken seçim kararı aldırır. 1991 seçimleri bu atmosferde yapılan bir baskın seçimdir. Bugün Türkiye siyasetinde etkin aktörlerin siyaset yolculuklarını da başlatır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : İttifak’ın hatırlattıkları…
Haber Merkezi08 Ocak 2018, PazartesiYeni Şafak
İttifak’ın hatırlattıkları… yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Seçim kararı ilan edilir; ancak seçim barajı nedeniyle merkezin dışındaki partilerin parlamentoda temsil edilmesi mümkün görünmemektedir. Bu durumda siyaset bir yol üretir ve ittifak çatısı ortaya çıkar. Erbakan’ın Refah Partisi’nin çatısı altında Türkeş’in Milli Çalışma Partisi ve Aykut Edibali’nin Islahatçı Demokrasi Partisi seçime ortak girme kararı alırlar. Bu ittifak seçimlerden sonra 52 gün sürse de 62 milletvekilini TBMM’ye sokmayı başarır.

Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Muhsin Yazıcıoğlu bu seçimlerde milletvekili olanlar arasındadır. Her birinin kader çizgisi ise onları bambaşka yönlendirir. Devlet Bahçeli Türkeş’in ölümüyle MHP’nin genel başkanı olur. Gül, İslam Kalkınma Bankası’nda çalışmaktadır. Oğlunun sünneti için Kayseri’ye geldiğinde erken seçim ilanıyla aday olma kararı alır ve Refah Partisi Kayseri birinci sıra adayı olarak parlamentoya girer. Sonra partisinden ayrılır Erdoğan ile başka bir siyasi oluşumun içine girer, Başbakan, Dış İşleri Bakanı, ardından  Cumhurbaşkanı olur.

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset yolu ise hep önüne çıkarılan engeller ve onu aşma başarısıyla şekillenir. Bu seçimlerde Erdoğan İstanbul’dan birinci sırada milletvekili seçilir. Ancak Özal’ın tercihli oy sistemi icadının sebep olduğu siyasi bir manevrayla milletvekili olarak TBMM’ye O’nun yerine 3. sıradaki Mustafa Baş  girer. Erdoğan İstanbul milletvekili olarak seçildiği o günden ancak 12 yıl sonra kurucusu olduğu ve iktidara taşıdığı Ak Parti’nin Genel Başkanı ve Siirt milletvekili olarak TBMM’ye girer. Başbakan ve ardından da Cumhurbaşkanı olur. 1991 seçimlerinde milletvekili olan siyasetin etkin bir başka önemli ismi de rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’dur. O’nun kaderi ise bambaşka olur.

O yıllarda Erbakan ve Türkeş’in “kutsal ittifak” diye tanımlanan ittifakla seçime girmesinin en büyük  sorunlu alanı ise Refah Partisi’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde aldığı Kürt oylarının azalması olmuştur. Bugünün HDP‘li siyasetçisi Altan Tan’ın o yıllarda RP’nin bölge müfettişi olduğunu ve buna en çok karşı çıkan kişiler arasında olduğunun altını çizelim. Refah Partisi bu riski göze almış, o bölgelerde ortalama % 7’lik bir oy kaybına rağmen oyunu artırarak 62 milletvekilini Parlamento’ya sokmayı başarmıştır.

…1991 seçimlerinni Türkiye tarihinde ilkleri vardır. Mesela seçim şarkıları ve reklam kampanyalarıyla akılda kalmıştır. Seçimlerin kaybedeni olsa da Anap’ın  bir Fransız reklamcı olan Jagues Seguela’yı kampanyasına dahil etmesi de bir ilktir. “Bütün oylar Anap”a şarkısı işe yaramamış, Haydi Haydi şarkısıyla seçimlerin galibi Demirelli DYP olmuştur…

Bu tarihi hatırlatmaya ne gerek vardı diyebiliriz. MHP başkanı Devlet Bahçeli’nin ittifak açıklaması, ancak ikinci tura kalınması halinde devreye girebilecek bir adayın yavaş yavaş siyaset turlarına başlaması, kaderleri en başta kesişen bu üç ismin aynı karede tekrar belirmesi bende o günleri çağrıştırdı.

Elbette bugünün koşulları bambaşka. Bugüne geldiğimizde bu ittifakın artıları ve eksilerinin liderlerin ötesinde tabana inen siyaset stratejileriyle dengelenebileceğine inanıyorum. Gözüme çarpan bazı kısa notlar:

-Bu ittifak seçmene inmeden önce iki parti tabanını buluşturacak işler ortaya koymalı.

-Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde oy gerilemesi yaşanabilir. Bu etkiyi bertaraf etmek özellikle provokasyona karşı uyanık durmak gerekiyor.

-Tabandan bakınca seçimin yerel seçimlerden daha erkene alınması siyaseten daha doğru görünüyor. Görünen o ki Tayyip Erdoğan ismine oy verip Ak Parti’ye oy vermeyeceğini söyleyen bir kesim de var. Bu aranın açılması siyaseten bir risk unsuru gibi duruyor.

Siyasi iletişim noktasında ise bir genel tespit olarak siyasi görünürlük, selfie çektirmek, “o beni ziyaret etti ben onu ziyaret ettim” işlerine ya da önemli kişilerle görünmeye odaklı salon toplantılarına dönüştü. Oysa sahaya inmek salon toplantılarından geçmiyor. Hele bugün her türlü iletişimin akışkan halde birbirini etkilediği bir ortamda “birlikte görünmek” amaçlı işlerin fizibilitesi iyi yapılmalı.

Son olarak da sahada “biz yaptık bunları zaten” demeden dinleyen, yargılamadan, hüküm vermeden iletişim kuran, dertten anlayan bir dile ihtiyaç var. Ayakkabıları hiç kirlenmeyen, pantolonu kırışmayan, full takım şık siyasetçi profilinin bu dönem çok da muteber olacağını düşünmüyorum. Aynı şey kadınlar için de geçerli. Kolalı gibi steril duran, sentetik görünüm (başörtülü veya başörtüsüz ) sahaya ne kadar uyum sağlayabilir?