Gündem İttifakın nedenleri

'İttifakın nedenleri'

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Kemal Öztürk köşesinde 'FETÖ ile mücadelede çerçeve yöntemi' başlıklı yazısını kaleme aldı. Hayrettin Karaman, Fatma Barbarosoğlu, Özlem Albayrak ve Hasan Öztürk de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulund.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Fatma Barbarosoğlu, Özlem Albayrak, Hayrettin Karaman, Kemal Öztürk ve Hasan Öztürk.
Fatma Barbarosoğlu, Özlem Albayrak, Hayrettin Karaman, Kemal Öztürk ve Hasan Öztürk.

Kemal Öztürk, Hayrettin Karaman, Fatma Barbarosoğlu, Özlem Albayrak ve Hasan Öztürk'ün yazılarının dikkati çeken bölümleri:

0. Kemal Öztürk: FETÖ ile mücadelede 'çerçeve yöntemi'

Başımıza gelen en büyük felaketin kısa sürede çözülmesini beklememeliyiz. Ancak bu mücadelenin ‘maksimum verim, minimum mağduriyet’ olması için özel gayrete ihtiyacımız var. 15 Temmuz’dan bu yana geçen süre sonunda, FETÖ ile mücadelenin yeni bir döneme girilmesi gerektiğini söylüyorum. Akut dönemin bittiğini, rehabilitasyon ve tedavi dönemine geçilmesini her zeminde anlatıyorum.

FETÖ İLE MÜCADELEDE FİKİR AYRILIKLARI

Bu konuda farklı düşündüğümüz insanlar var. Merve Şebnem Oruç’un TVNET’te başarıyla sunduğu programdaki arkadaşım, güvenlik politikaları uzmanı Mete Yarar bunlardan biri. Analizlerine değer verdiğim Mete Bey, özellikle ‘hususiler ve kripto FETÖ’cülerin asker içinde aktif olduğunu, bu nedenle çok dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. Katılıyorum. Ancak Mete Bey OHAL’in devamından yana. Buna katılmıyorum. 

Geçtiğimiz günlerde, kendiliğinden teslim olan ve herkesi şoke eden Yüzbaşı Burak Akın, Mete Yarar’ın söylediklerini haklı çıkarıyor aslında. Zira Burak Akın, hususi/kripto FETÖ’cülerdendi ve telefonunda ByLock yoktu. Üstüne, 15 Temmuz gecesi yaptıklarından dolayı madalya bile almıştı. Sonrasında aynı özelliklerde 4 subay daha teslim oldu. Dahası, sayının çok fazla olduğu söyleniyor. 

Ancak tüm bunlar fikrimi değiştirmedi, bilakis daha da geliştirdi.

Kemal Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Hayrettin Karaman: Gazzâlî ve kalbin eğitimi

Gazzâlî’yi vahiyci ve ilhamcı, akla ve felsefeye cephe alan biri, İbn Rüşd’ü de akılcı ve vahye arkasını dönen birisi olarak tanımlamak yanlıştır.

Gazzâlî aklı, iki kanadıyla kullanan bir İslam büyüğüdür.  Gazzâlî’nin İslam düşüncesine zarar verdiğini söyleyen de yalnızca cehaletini sergilemiş olur. İslam düşüncesi üç ekolde yaşamış ve gelişmiştir: Kelam, Felsefe ve Tasavvuf. Gazzâlî bu üç alanda da, bugün dahi geçerliğini ve değerini koruyan, istifade konusu olan önemli eserler vücuda getirmiştir. İslam vahyi ile çelişen noktalarda felsefeyi tenkit etmesi, felsefenin tabiat ve amacına uygun  bir faaliyettir; yani fikir tartışmasıdır. Felsefeciler de kendi aralarında tarih boyunca tartışmışlardır, bu yüzden birçok felsefi düşünce, yine filozoflar tarafından ağır tenkide uğramış ve geçerliğini yitirmiştir; ama felsefe devam etmektedir. İslam Felsefesi de farklı coğrafyalarda Gazzâlî’den sonra devam etmiş, gelişmesini sürdürmüştür. 

Hayrettin Karaman'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Fatma Barbarosoğlu: Mahremiyet meselesi ve kişisel eşya olarak çanta mahremiyeti

21. Yüzyılın en önemli meselelerinden birisi mahremiyet algısı ve mahremiyetin korunması olacak. Bu hafta iki haber, mahremiyet ve sosyal medya meselesini bir sorun olarak felsefi, sosyolojik, psikolojik ve hukuki açıdan  tartışmaya açmamız gerektiğini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.

İlk olay İtalya’da meydana geldi.  İtalya’nın başkenti Roma’da, on altı yaşındaki bir çocuk, rızası olmaksızın fotoğraflarını sosyal medyada paylaşan annesine karşı açtığı davayı kazandı. Çocuğun hukuk mücadelesine babası da destek verdi. Davanın görüldüğü  mahkeme, çocuğun kişilik haklarının korunması amacıyla annenin şikâyete konu olan paylaşımları silmesi gerektiğine hükmetti. BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın haberine göre, anne, mahkeme kararına uymayıp oğlunun fotoğraflarını paylaşmaya devam ederse, oğluna on bin Euro tazminat ödeyecek.

Fatma Barbarosoğlu'nun yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Özlem Albayrak: AK Parti-MHP ittifakı ve sıkı nedenleri

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, 2019 seçimlerinde Erdoğan’ı destekleme kararı aldıklarını söylemesi medyadan ve siyasetten çeşitli tepkiler aldı. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel MHP’nin kapısına “tasfiye sürecindeyiz” yazısını astığını belirterek, Bahçeli’nin açıklamalarını “tükenişin geldiği son nokta” diye değerlendirdi. Devlet Bahçeli’ye yönelik ilk salvo değildi ama bu. Daha önce, 7 Haziran seçimlerinden sonra Bahçeli’nin kurulacak koalisyon hükümetinde yer almayı reddetmesi, 1 Kasım seçimlerinin önü açmak, dolayısıyla Erdoğan’ın isteğini yerine getirmek olarak değerlendirildi. Hakeza Cumhurbaşkanlığı sistem değişimini öngören 16 Nisan referandumunda MHP’nin AK Parti’ye destek vermesi de sağdan soldan dozu kaçmış eleştirilere neden oldu; hatta MHP’nin AK Parti’nin yedek lastiği, arka bahçesi haline geldiği bile söylendi. 

Bu minvalde Bahçeli’ye atış yaparken “ver Bilal’i al iktidarı” lafı ise dillerden hiç düşmüyor. Oysa hiç unutulmaması gereken, Bahçeli’nin de unutmadığını düşündüğüm bir başka konu daha var. FETÖ, MHP’ye defalarca kumpas kurdu, Bahçeli’yi çeşitli yollarla alaşağı etmeye çalıştı. 2016’daki MHP kurultayı vasıtasıyla Bahçeli’yi hedef alan FETÖ, O’nun yerine Akşener’i getirmek için büyük bir çaba harcadı. Bunlar, devlet sırrı ya da kimsenin bilmediği şeyler değil. Vakti zamanında MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da, FETÖ’nin MHP’yi defalarca dizayn etme girişiminde bulunduğunu çeşitli konuşmalarında açıkça söyledi. MHP’nin başında Bahçeli gibi dirayetli bir lider bulunmasaydı, bunu çoktan başarmıştı da. 

Durum buyken ve FETÖ’yle savaşan tek parti AK Parti, tek kişi de Erdoğan’ken; Bahçeli, Erdoğan’la ittifak yapmayacaktı da, bizzat kendi varlığına karşı vaziyet alan FETÖ’ye karşı HDP’yle mi ittifak yapacaktı; yoksa tüm argümanları FETÖ’nünkileriyle aynı olan CHP’yle mi? Ne bekleniyordu yani? Devlet Bahçeli’nin, FETÖ’ye boyun eğip MHP liderliğini elleriyle Meral Akşener’e teslim etmesi filan mı?

Özlem Albayrak'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Hasan Öztürk: Sahi 16 Nisan referandumu yapılmadı mı

İlginç, bir o kadar da tuhaf. Siyasal pozisyon alış biçimlerimize bakınca şaşırıyorum. Bir grup, hiç 16 Nisan 2017’de referandum olmamış gibi yapıyor.

Hiç anayasa değişmemiş, hiç Türkiye’de parlamenterimsi sistemin (iki başlı problemli bir yapı olduğu için bu deyimi kullanıyorum) yerine yepyeni bir “Başkanlık Sistemi” gelmemiş gibi davranıyor.

Yeni sistemin adı konmamış, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmemiş gibi hareket ediyor. 

Bir grupsa, Türkiye’nin 200 yıllık demokrasi geçmişi hiç yokmuş gibi davranıyor.

Sanki hiç meşrutiyetler yaşanmamış, hiç Meclis Hükümeti dönemi olmamış, hiç tek parti iktidarı yaşanmamış.

Bazılarıysa hiç demokrasi askıya alınmamış, hiç darbeler yaşanmamız, hiç koalisyonlar kurulmamış, hiç hükümet kurulamadığı için ara dönemler yaşanmamış, gibi yapıyor.

Bir grupsa, siyasal düşünceler arasında, siyasal hareketler arasında hiç geçişkenlik yokmuş, hiç birliktelikler olmamış, hiç iki siyasi hareket birlikte yol yürümemiş gibi yapıyor. 

Oysa hepsi denendi. Hepsi yaşandı. Hepsi oldu! 

Ve şimdi yeni bir şey daha oluyor.

Hasan Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.